28 Aralık 2015 Pazartesi

Trafik

Istanbulda araba kullanmak bazen pek cekilmez.. trafikten dolayi degil (o baska ve basli basina bir problem zaten) Bilakis olmazsa olmaz yollarindan dolayi..

Kimi yollar bol yamali, göçüklü. Eger bir jeepiniz yoksa ve kullandiginiz arac zarar gormesin istiyorsaniz bu tur yolda daha dikkatli kullaniyorsunuz arabayi.. yama  neyse de (en azindan daha az rahatsiz oluyorsunuz) göçüklerde araba besik gibi sallaniyor. Usul usul gecmek gerekiyor o yoldan..

Tumsek kuskusuz en sevmediklerimden. Tam yag gibi kayarken yol, karsinizda bir tumsek beliriveriyor. Yavaslamak elzem, aksi halde kotu bi sekilde yavasliyorsunuz. Ama hic olmazsa gardinizi onceden almis oluyorsunuz uzerinde isaret olan tumseklerde..

Bir de mis gibi giderken, fonda sevdiginiz sarkiya kendinizi kaptirmis dusuncelerinizi ayiklarken, uzerinde isaret olmayan bir tumsekle burun buruna geldiyseniz vay halinize.. en iyi ihtimalle kesin arabanin altini cizersiniz. Ya da yerle bir gorunen bu gizli tuzak patlatmistir amortisoru.. gecmis olsun..

En kotusu yagmurdan kapanmis yoldur. Cukur nerdedir, guvenli yol neresi bilemezsiniz. Mazallah kendinizi bir cukurun icinde buluverirsiniz.

Bozuk istanbul yollari, insanlar arasi iliskilerdeki problemleri hatirlatiyor ne vakittir bana. Karsinizdaki insandaki problemleri ongorebildiginiz iliskide kendinizi ona gore ayarlayabiliyorsunuz. Guven duydugunuz insanla her sey yolunda giderken karsiniza cikan bir sorun zarar gormenizi saglayabiliyor.

Ya her zorlugun ustesinden gelecek bir yurege sahip olmali, ya kendinizi hice saymali veya dikkati elden birakmamalisiniz..

#araba kullanin her sey yolunda giderse mutlu, gitmezse filozof olursunuz :)

Yedi dokuz onbes


22 Aralık 2015 Salı

2012den

otobusteyim. gozlerini acmakta zorlananlar var. bense cin gibiyim :) cunku. saat 7'ye kurdugum alarmdan on dakika sonra uyandim. bu arada bir suru ruya gordum. uyandigimda uyuyor olduguma hayret ettim. bana gore dunya is yapmistim cunku.

sonra kalktim malum. yikanmis bulasiklari yerlestirdim. yikanacaklari makineye doldurdum. cocuklar icin kahvalti hazirladim. daginik mutfagi toparladim. firinda tavuk yaptim. kendime yesil cay demledim.

bu arada uyanan ranayi tekrar uyuttum.

yikanan camasirlarin bir kismini astim. bir kismini kurutma makinesine koyup saat ayari yaptim.

odalari toparladim. giyindim. 15 dakika gecikmis olarak saat 8:15'te disari ciktim. simdi otobusteyim. yarim kalan kitabimi okumadan evvel bir durum guncellemesi yapayim dedim.

gunaydin :)


Sen sabit kil..

Samimi ve icten dua... yolda kalarak dua..  yolda kalmayi onceliyerek dua.. burada olmayi hic bir seye degismeden dua.. yuruyusume kolaylik verecekse diye edilen, yolculugumdan beni savurmayacaksa diye istenen, dervislik elbisesine sarilarak, hiclik hirkasi giyilerek edilen dua..

Karsiliksiz kalmiyor... henuz niyet duaya donmeden yolun ve çölün, zahirin ve batinin, gizli ile saklinin sahibi... gormeniz mumkun olmayan pencereleri aciveriyor..

Niyet yolda kalmaksa.. yol azigin olmaya devam ediyor..


20 Aralık 2015 Pazar

Ruzgarla suruklenmislerdir.

Kucuk prens her defasinda kalbimi ufaliyor. Bir tasin ufalanmasi gibi..

Kapanmis gozenekleri acip pinarlar caglatiyor, kabuk baglayan yaralardan kan fiskirmasi gibi..

Hem yeni bir manayla hem yeni bir hatirlayisla döndugumde sayfalarina biliyorum ki bu sofradaki her gidanin tadina bakmamis olacagim. Hep bir seyler artacak bir sonraki sefer icin. Her defasinda yeni bir anlayis icin ve yeni bir anlayisla ah diyecegim, gercekten sizlayarak kalbim.


12 Aralık 2015 Cumartesi

Soylesi tanitimi

"Ömür gelip geçiyor. Bazen düz bazen patika yollardan ilerleyerek. Kimi gün zirvelere kimi gün obruklara rast gelerek. Bizse daima yolcuyuz. Hüma kuşunun peşi-sıra dizilen, kaf dağinin ardındaki zümrüdü anka'ya, mutlak mutluluğa ulaşmayı hayalleyen kuşlardan biriyiz hepimiz.

Yol kimi zaman çetin, kimi zaman sehil. Bu yolculukta benim azığım ise kelimeler. Bazen zehir-zıkkım, bazen bal-u-şerbet düşünceler, fikirler, arayışlar, öneriler, kayıt düşürmeler. Ömür kelamını hecelerken yardım aldığım manzumeler, Hayat yolunu yürürken döşenen taşlar, yolu maksuda ulaştırılmasını umdugum yol işaretleri..

Bu söyleşi, yol ve yolculuk bilincimde eşlikcim olan kelime ve kitapların gölgesinde bir yol hikayesi..."

(Allah utandirmasin. )


Hatta mumkunse susuverin.

Her dusunce ve her tesebbuse camur atmayi marifet sayan insanlar var. Zannederim elestiri yapildigi dusunuluyor. Halbuki bana gore elestiri konunun kendi baglaminda kendi cercevesi icinde degerlendirmeye tabi tutulmasidir. Bir insan bir seyi hangi cevrel sartlar icinde yapmis/yazmis/denemistir? Ilkokul 3. Sinif ogrencisinin kompozisyonunu lisansustu calismalari degerlendirir gibi mi degerlendiririz? Sanirim oyle cunku insanin kendi dairesinde baskalarina da ornek olacak bicimde degisim gostermesi karsisinda "ohooo bunu yeni mi ogrenmis" moduna giriyoruz. Evet yeni ogrenmis. Taktir et bi zahmet.

Bir de  bizden bazi konularda gorece iyi insanlarin durumunu elestirme tarzimiz var. O da soyle gerceklesiyor; "bunlarin su su konularda ne kadar kotu oldugunu biliyor musun?"

Abi biliyorum. Ama ben, benden iyi olan ve benim icin de mumkun olan bu kismiyla ilgilenmek istiyorum. Zannettigin gibi eziklik psikolojisi ile de degil ustelik. Icimdeki guzele meyil istiyakiyle. Ustelik ben insanlara toptanci yaklasmam. Su konuda ornek alinasi, bu konusu zayif gelisse guzel olur. Cocuk mu zannediliyoruz acaba? Bir insan/kurum/toplum vs'nin guzel bir yonunu taktir edince kutsallastirdigimiz felan mi zannediliyor?

Iyi ve guzel, kotu ve cirkin daima mundemic. Kusursuz projeler, kusursuz insanlar, kusursuz topluluklar, kusursuz baslangic ve gayretler ararsak cogaltmak icin... daha cok bekleriz.

Mumkunse yapiverin bi gorelim.


Huu olsun ritmimiz..

Muzik, melodi, tini ve ritm evrenin her noktasinda var olan bir olgu. Atom alti parcaciklardan galaksilere varincaya degin muzigin, melodinin, ritmin olmadigi yer yok sanirim.. adeta muzikle dokunuyoruz ilmek ilmek..

Bebeklikten itibaren melodik sesler cikariyoruz.. yeryuzunde insanin gorundugu en erken caglardan bu yana muzik hayatin bir parcasi.. asagida neanderthal donemde sadece muzik degil muzik aleti bile yaptigimizi gosteren bir video var..

Halboyleyken... muzik caiz mi caiz degil mi (hatta daha acik bir sekilde haram mi degil mi)  tartismalari surebiliyor.

Kuranda haramlar ve farzlar belli. Adam oldurmek caiz mi degil mi diye tartismiyoruz. Ya da icki icmek haram mi helal mi diye de sormuyoruz. Haram kavrami kurani emirlerle belli cunku.

Peki ilk insan topluluklarindan tutun, her insan canlisinin dogdugu ilk aylarda kimse ogretmeksizin melodiyle ugrasmasina karsi.. yani neredeyse dogamizda olan bir davranis bicimine karsi allah haram hukmu verecek olsaydi bunu tartisma konusu yapacak sekilde insani bir mechule surukler miydi? Yoksa vazih bir sekilde haram kilip kullarina net davranisi gosterir miydi? Hangisi onun rahmetine daha uygun?

Insanin dogasinda karnini doyurmak, susuzlugunu gidermek ve cinsel arzularini tatmin etmek vb.. var. Ve allah yemek yemegi helal kilip bazi yiyecekleri haram kilmis. Su icmeyi helal kilip sarhosluk verecek mesrubatlari haram kilmis. Cinselligi helal dairede sayip zinayi haram kilmis. Insan dogasindaki, algilama hududuna giren her seyi dogru yerlere kanalize edip, bazi istimal noktalari konusunda tahdid -sinirlandirma- getirmis.

Yukarida insan dogasina ickin seyleri yok saymayip kanalize eden allahin yine insan dogasindaki muzigi haram kilmasi bana akli de gelmiyor mantiki de gelmiyor, hikmetli de gelmiyor, kalbim de kabul etmiyor.

Yeryuzunun neresinde gezerseniz bir melodiye sahit olacaksiniz, kulaklariniz bunu duyacak, kalbinizdeki ses şakiyacak ama allah insanin muzik yapmasina izin vermeyecek. Garip.

Tum bunlar bir akil yurutme ve muzik haram mi helal mi tartismalarinda haram kismini yurutenler icin hic bir mana ifade etmiyor. Cunku felanca hocanin 'zorlama' ayet tefsirleri ile filanca hocanin 'sosyolojiden tarihten baglamdan anlamayan' hadis yorumlamalari herhangi bir muminin akil yurutmesinden cok daha onemli. Hatta herhangi bir muminin akil yurutmesi temelsiz ve curuk.

Halbuki allah defalarca akletmez misiniz? Diye sorarak tum insanlari insani dusunmeye tefekkur etmeye davet eder. Sadece bir kisim insanlari ya da alimleri degil. Hakeza " biz kurani  anlayasiniz diye arapca indirdik" diyerek kuranin herhangi bir dunyali icin anlasilabilecek duzeyde oldugunu bize soyler. O ancak alimlerin anlayabilecegi biz fanilerin anlamaktan aciz kalacagi bir metin degildir.

Gelgelelim muzige haram hukmu verdiren hadislere.. (cunku ayetlerde haramiyet karsimiza cikmiyor) tek tek siralamayacagim. Fakat arastirip bakanlar gorecek ki, peygamberin hitap ettigi donemde icinde yasadigi toplumda muzik; kadinlarin ortada raksettigi, erkeklerin icki icip isret ettigi ortamlarin mezesi olarak karsimiza cikiyor.

Kisilerin muzik yapmak istemesi ilahi veya ulvi sebepler ya da kisisel butunluk icin degil bu isret mekanlarinin parcasi olmak icin. O donem o ortamda boyle. Dar bir alan dar bir ortam. Peygamberin o donemde soyledigi sozler kisilerin bu tur ortamlardan uzak durmasi icin oncul adimlari men etmeye yonelik.

Yani daha aciklikla soyleyecek olursak adam kendi uzletine cekilip manevi yolculugunu yaparken muzik yapiyor da veya o sesleri duyup da vecde geliyor da veya her ne ise helal dairede muzigi kullaniyor da buna ragmen peygamber kisiye donup melodik sesler cikarma, elindeki aleti calma demiyor.

Isin bir diger boyutu da su, ictihad denilem bir kavram var.. haydi biz isten anlamaz siradan muminleriz (muzik dinleyen sefih kullar olarak) bizim sahsi hayatimizla ilgili kararlarimiz/dusuncelerimiz/ictihatlarimiz bizi baglar. O yuzden bizim dusuncemizin kiymeti harbiyesi olmayabilir.  E yuzyillardir tekkelerde sifahanelerde dergahlarda dunyanin her tarafindaki islami meclislerde de muzik kullanilmis. Mesk etmisler, muzigin sifasindan yararlanmislar.. tum bunlarin ictihadi batil da, hadisleri duz metinden ibaret gorup yasandigi arka plana bakmadan hukum cikaran insanlarin ictihadi mi allahin muradini yansitiyor sadece?

Bediuzzamanin 'ses'lerle ilgili guzel bir kistasi vardir.. şehevani duygulari tahrik eden; insani derin depresyona, melankoliye surukleyen; allaha sirk kosan, kufur ve isyan iceren sesleri haram olarak telakki eder.

Fitratimizda/dogamizda/yaratilisimizda var olan, kainatin her tarafinda da mevcut olan ritm, ahenk, melodi ve muzik icin toptan haram demeyi anladigim islama yakistirmasam da bediuzzamanin kistasina gore sinirlandirma getirmek bana daha akli selim geliyor.

(Neden bu kadar uzun uzun yazdim bilmiyorum aslinda soylemek istedigim, manadan soyunmus, anlamdan arinmis, baglam kaygisi gutmeyen metin muslumanliginin beni cok tedirgin ettigiydi. Konu muzikte kaldi gitti :) )

***
https://youtu.be/sHy9FOblt7Y

https://youtu.be/SA1EQRjT604


27 Kasım 2015 Cuma

2013ten 1

Bu sabah, milyon tane program acik oldugu icin calisma hizi dusuk pc gibi uyandım. 

#yine


2013ten

Bedenleri ve cinsel kimlikleri ile toplumsal varlığını sürdürme çabasında olan insanlara karsi bir mesafe hissediyorum içimde.

Vamp ve sert bir disilik bana kusursuz görünümlü sert ve sivri kayalarla döşenmiş dar bir geciti, muhteşem görünüşlu bir kaktusu hatirlatiyor.

Abartılı kadinsilik, yankisi binlerce kez tekrarlanan bir sesi, zarif bir kir çiçeğinin mutasyona uğrayarak devasa bir yaratiga dönmüş imgesini çağrıştırıyor.

Maço erkek tavırları,  dipsiz bir kuyu, sonsuz bir çöl,  soguk kuzey dağlarının zirveleri; gecitsiz.

Bedenlerinin görüntüsünü tezgaha çıkarmış erkekler, yansima oyunlarıyla avını sasirtan merhametsiz canavarları, binlerce kat büyümüş aslanagizlarini  hatirlatiyorlar; guzelligine gelen sinekleri yutacak..

Bu topraklarin ve o topraklarin sakinlerinin dilini bilmiyorum ben. Uzaktan izlemek en iyisi...

#uykututmadi da.
#dahianlaminagelen-deayriyazilir



Posted via Blogaway


25 Kasım 2015 Çarşamba

Dikkat dikkat!

Sanirim hayatim boyunca dikkat problemi yasadim. Cocukluguma donup baktigimda babamdan surekli "dikkat et" ikazi aldigimi farkediyorum. Daima tekrarlanan uyarilardi.

Odaklanma ile ilgili problemler de dikkatle ilgili olarak ortaya cikiyor ister istemez. Odak noktam genellikle daginik. Pek cok seyi farkedebiliyor pek cok sey uzerine dusunebiliyorum. Fakat bu tek bir sey uzerine mesai harcamami engelleyen bir deneyim de oluyor haliyle.

Bir sorunun karsisinda yuz tane cevap aklima gelebiliyor ve karsimdakinin hangi cevabi istedigini bilemeyebiliyorum. Boyle olunca da cogu kez ya susmayi tercih ediyorum ya yuzeysel bir cevapla gecistirmeyi.. bazen de yanlis cevap verebiliyorum. Cunku aklimdakilerin hepsini anlatma imkani olamiyor.

Dikkatle ilgili dusunuyorum da.. bir odaya girdiginizde algilariniza giren her seyi farkederseniz eger gercekte her bir seyi ne kadar farketmis olursunuz? Ve aradiginiz seyi bulmaniz ne kadar surer? Buna bir de panigin eklendigini / ya da dikkatinizi ceken baska bir seyle ilgilendiginizi dusunurseniz bulma ihtimalinizin ne kadar zayifladigini gorebilirsiniz.

Belki de astigmat gibi bir sey dikkat daginikligi, odak noktasini dagitiyor. Normal dusunen bir insana gore katkat daha caba gostermek gerekiyor.

Dikkatimin ve odagimin daginik olmasi, yeni ogrendigim bir seyin karsisinda stres gelistirmeme sebep oldu hayatimda. Kesinlikle gec ogreniyordum boyle olunca. Aslinda bugun geri donup baktigimda cok fazla seyin birlesmesiyle olusan bir surec bu ve adina dikkat daginikligi diyoruz.

Cevremdeki cogu kisiden, benim hic farketmedigim bir seyi farkettin, hic dusunmedigim bir seyi soyledin gibi geri donusler oluyor bana. Evet bu benim icin bir anormalligin normal bir uzantisi. Herkesin gormesi gereken sey orda duruyor ve ben onunla ilgilenmiyorum. Bu bir tercih degil. Kiyida kosede kalmis seyler istemsiz olarak ilgimi cekiyor. Bu durum eger durumla barisik olmazsam beni zorlayan bir sey. Cunku karsimdaki kisi esas meseleyi iskaladigimi saniyor. Hayir iskalamiyorum. Ne soyledigini biliyorum ne anlamam gerektigini de ama surda duran ve kimsenin ustunde konusmadigi seyi kesfetmek beni daha cok heyecanlandiriyor.

Dikkat daginikligiyla ilk kez yuksek lisans yaparken yuzyuze geldim. Hep hayatimdaydi hep zorluyordu hep elestiriliyordum ama tez surecinde bu benim icin bir iskenceye donustu. Bir suru seyi ayni anda yapmaya calismak ve neyi nereye koydugumu hatirlayamamak, neyi nereye yazdigimi, okuduklarimda neye odaklanmam gerektigini bilememek muthis bir gerilim ortaya cikariyordu.

O gunlerde yukarida yazdigim seyi farkettim; ben digerlerinden daha fazla cabalamaliyim. Algilarimi acmak konusunda ya da toparlamak konusunda kendime daha cok yardim etmeliyim.

Belli seylerin belli yerleri olmak zorunda benim icin (hic bir zaman rutine donemedi), bir konu hakkinda iskelete sadik kalmak zorundayim, etkili kisa sureli calismalari tercih etmeliyim, uzun vadeli isleri bolerek yapmaliyim. Ama mesela bir sinav icin sadece bir gun calismaliyim. Onu bolmemeliyim. Bir konuya odaklandigimda, dikkatimi dagitacak her seyden uzak olmaliyim. Bu anlamda kutuphaneler benim icin cok iyi.

Bir yere gideceksem eger, mutlaka bir seyleri unuttugumdan veya karistirdigimdan dolayi normalde yetecek sureden en az 20 dakika erken cikmaliyim.

Ve benzeri onlemler aldim. Bu beni rahatlatti. Panik yapmami dolayisiyla da islerin raydan cikmasini engellemeye basladi.

Bir seyi aradigimda bulamiyorsam eger, bu bir nesne, dusunce vs olabilir, o burda diyorum kendime. Sadece su an goremiyorsun. Sakin ol. Ne kadar surecek bilmiyorum ama bulacaksin.

Yolu kacirip istanbul gezisi yaptigimda hmm bugun iyi sofor olmaya bir adim daha attin diyorum mesela. Olayi sakayla karsiliyorum. Benim buna ihtiyacim var cunku. Cunku farkettim ki stresten uzaklastikca dikkatimi daha cok toparlayabiliyorum o an ihtiyacim olan sey icin.

Gecenlerde yuzmede farkettim bunu. Ozellikle bedensel faaliyetlerde gec ogrenen bir ogrenci oldugumu dusunuyor/d/um. Komutlari farketmek, dogru anlamak, kodlamak, hatirlamak... bir seyler ters gidiyordu.

Bir zamandir bana ogreten kisiye (hangi konuda bir sey ogretiyorsa) durumu espriyle aciklamaya basladim. "Ben yavas ogrenen bir ogrenciyim basaramazsam kizmak yok." Kendime de sunu soyluyorum; "hemen ogrenemeyebilirsin endiselenme ve hatanin tadini cikar." Bu cumleleri soyledigimden, kendi surecimi kabullendigimden bu yana cok daha hizli ogrendigimi farkettim. Neredeyse tek seferde ve neredeyse sifir hatayla.

Beynimizin isleyisi, zeka duzeyimiz her birimiz icin farkli. Allah bazi insanlara bazi isler konusunda muthis bir yetenek vermis. Bazen etkilendigim kisinin beyniyle bir saat yasamak istiyorum :) nasil bir tecrube acaba diye :))

Fakat sunu artik hucrelerimle biliyorum. Herkesin normali benim normalim olmayabilir. Karsimdakinin normallerini kendime normal edindigimde, delikten gecmeyen parca gibi bir uyumsuzluk olusuyor bende. Bu panige yol aciyor. "O yapiyor ben de yapmaliyim. Ben yapamiyorum. O halde ben basarisizim."

Hayir, oyle degil... Onun zihni duz bir yol olarak isliyor. Oyle kurulmus. Benim zihnim ise kimi zaman patikalarla, kiyi yollarla, ara sokaklarla islenmis. Yer yer duz, yer yer egimli, yer yer kivrimli. Onun da benim de kazanclarimiz ve kazandirdiklarimiz farkli. Hic bir sey hikmetsiz degil. Yeter ki kendimizi oldugumuz gibi kabul edip, biricikligimize ve surecimize saygi gosterelim. Ve yeter ki yolda olalim. Sadece yolda kalmayi onemseyelim. Yol zaten bizi goturuyor..


7 Kasım 2015 Cumartesi

Bostancida kuru zeminde dalgalar ayaklarima vuruken

Bostancida bir merdivende.. sogut agacinin altinda.. balkonlarindan sarkan sesleri insanlarin. Bir kusun otusu.. suyun akisi.. kasim ayindan beklenmeyen yumusak bir hava.. inilen merdivenler, cikilan yaslar.. zaman sanki durmus gibi bu aralikta.. huzur denilen sey her neyse mucessem gibi yanimda, icimde, yoremde..

***

Yine bostancida.. pencereden sokagi izliyorum. Dut agaci ruzgarla oynasiyor. Karsimdaki gecekondu gibi eski pusku evin acik kapisindan sokaga opera sesi dagiliyor, sicak ekmegin bugusu gibi bir tatliligi katik ederek kendine. Sokaktan bir kedi geciyor merdivenleri tirmanarak.. guvercinler kanatlaniyor, serceler konuyor yere..

Huzurun mekanla da bir ilgisi var demek.. seslerle ve goruntulerle de...


Sevgili seytan.

Ve ben bazen seytani "da" sevmezsem eger imanimin tamamlanmis olmayacagini dusunuyorum.


Yaradan, yaradilan, ben

Gecen gun arkadaslarimizla "nefs psikolojisi"ni okurken konu modern zamanlar/postmodern zamanlara geldi.

Bazi arkadaslar imani olarak postpodern zamanlarda yasamanin guclugunden bahsettiler. Inanclari tuz buz ettiginden vs..

O konu aklimda donup duruyor. Volkan ertit de sayfasinda surekli sekulerlesme paylasiyor zaten :D iki de bir kendimi konuya yeniden cekilmisken buluyorum. (Konuya cekilmemin sn. ertitle alakasi yok. Durum tamamen algida secicilik :D )

Post-modern zamanlar ve cagin getirdigi sekulerlesme kavrami -ki arkadaslarin ustunde durdugu inanclarin dagilmasi/tuz-buz olmasi meselesi hakkinda nedense ben kendimi  endiseli/kaygili hissetmiyorum Endiseli muhafazakarlar tabiri bana uymuyor sanirsam. :)

Arkadaslarin endisesini gorunce once telaslandim. Ne rahat adamsin dedim kendime. Sanirim konuya donup donup gelmem gercekten rahat miyim sorgulamasi.

O halde bu sorgulamayi hemen simdi buracikta yazarak yapayim. Zihnimdeki dolasiklar acilsin.

Hayati, allah'siz okuyabilen biri degilim. Her seyi, her olayi, her olguyu onun yaratmasi olarak dusunuyorum. Yani her hangi bir mevzuyu basli basina tekil olarak okumuyorum. Dogrudan yaraticiyla irtibatlandiriyorum.

Ve suraya geliyorum; benim inandigim yaratici, hakîm, alîm, rahîm, kadîr ve adil bir yaratici. Yarattigi her sey hikmet icerir, merhametle ickindir, adil sartlarda (gelecegi de kapsayan bir adalet) imtihan ediliriz, bu yasananlar onun bilgisi dahilinde ve isteseydi baska turlusunu irade ederdi.

Tum bunlari harmanlayinca icinde yasadigim asra bakip ne guzel bir asir diyorum ben. :D komik gelebilir ama oyle.

Hm sanirim burda allahi anlattigim gibi kendimi de anlatmaliyim ki bakis acim anlasilsin.

Ben kulum. Imtihan edilenim. Ben dunyayi degistirmekle mukellef degilim. Benim sorumluluklarim var ama bunlarin icinde dunyayi degistirmek yok. Benim sorumluluklarim kendimi degistirmek ve cagri yapmak. Ve biraz daha sofistik soyleki; ben ayni zamanda yaraticinin yaratmasini izleyenim sadece. Izleyip anlamaya calisanim. Ve elbette teslim olan. Gerisi benim vazifem degil. Vazife sinirlamasi benim icin cok cok onemli zira eger sinirlarimi bilmezsem tanricilik oynayabilirim, allahciliga soyunabilirim.

Bu asrin karsisinda iste tam da bu iki bakis acisiyla duruyorum;

Ben yaraticinin tasarrufundaki bu asirda, kul olarak kendi vazifelerimle varim.

Bu asir zor bir asirmis. Daha evvelki asirlar daha kolaymis. Ne guzel diyorum, o zaman allah adilse, bu zor asirda yaratilan biz insanlarin donanimlari da ona gore desenize. Topraga gore tohum atiyorsa yaratan, bu asrin zor  topragi ona atilan insan icin gercekte kolay.

Insanlar sekulerlesiyormus. Bu benim vazifem degil ki. Ama sunu goruyorum; insanlarin sayisiz inancla ya da tersten bakisla inanmama bicimleriyle karsi karsi oldugu bu zamanlarda mu'min olan kisi tahkiken iman ediyor.

Yani nicelik olarak azalmak soz konusuysa bile nitelik olarak artis soz konusu. Bense adı-muslumanliga zaten onem vermem ki. Allahin da onem verdigini zannetmiyorum. Gercekten kendinden, icten bir imana ve getirilerine inanirim. Kimbilir eskiden de şu an gercekten iman eden insan kadar iman eden insan yasiyordu yer yuzunde. Ama bizim gozumuze daha fazlaymis gibi geliyordu? Cunku sembolleri isin kendisi saniyorduk?

Benim inancima gore kisi ancak gercekten hur olarak secim yaptiysa o secim gercekci ve sahih.

Yani herkesin iman ettigibyerde taklitle iman benim icin degeri yok zaten (herkesin iman ettigi ortamda tahkikle de iman edenler var elbette. Ama herkes mi?)

(Neden ilk kirk muslumani sıklıkla anariz?)

Su an insanlar gorece hur. Ve secimler de bana gore daha sahici.

Bir de konunun soyle bir yonu var benim icin. Insan sevmedigi seyi donusturemez bence. Sevgidir gercek enerji kaynagi bence.

Insan imtihanini sevmezse onu nasil donusturebilir? Sevmedigi ortamda insan nasil konusabilir? Konusmasi ne kadar kalbe dokunur?

Dunku yere geliyorum ben.

Bu sistemin bir yaraticisi var. Ve o latif kerim hakim cemil adil bir yaratici. O halde yaradilani severim, yaradandan oturu. :)


Ayriliklar ve hayat ustune.

Birinin kaybi bazen bir organini yitirmek gibidir. Ayriliklar da oyle.. bedeninden bir sey eksilir. Ve geri donemezsin. Gecmisteki "tamam" hissettigin gunlere kavusmak icin kendini daha fazla yaralamaya gerek yok. Kaybettigin uzuvdan acik kalan yarayi kangren etmeye de. Evet once canin aciyacak.. sonra eksik yasayacaksin. Bu bir gercek. Bu gercekle yuzlesmeli. Belki hic bir zaman o yer dolamayacak. Ve belki bir savas gazisi gibi, kaza gecirmis de sakat kalmis gibi ya da.. yasayacaksin omrunun tamamini...

veya bir gun eksik bedenine ragmen butunuyle hayati yasarsan eger.. bir gun bir bakmissin ki sen de tamamlanmissin. Vucudun onarmis kendini. Kirik bir kemigin iyilesmesi gibi.. geriye bir sizi kalmis sadece, soguk gunlerde kendini hissettiren.. hatta belki onu da gececeksin.. bir bakmissin ki eksildigin icin guclenmissin. Budanmis agacin yeni surgunleri gibi.

kapandigin, kapatildigin matem kuyusundan basini cikarmissin.


ve hayat... yuzunu isiga verirsen eger.. daima kendini yenileyen varolusuyla birlikte, reddiyesi zor bir davettir..


9 Ekim 2015 Cuma

Gecen yildan

Cok az sey gorundugu gibidir demisti Senay hanim.. o cumle mih gibi saplandi beynime.. cok az sey gorundugu gibidir.

O vakitten bu yana guluyorum yorumlara.. hayat hakkinda, insanlar hakkinda, yasantilar, karakterler, olaylar hakkinda yapilan konusmalara..

Engin analiz gucumuzle, ne kadar kolayca sebepler ve sonuclar arasinda baglanti kurabiliyoruz.

Su olaydan sonra o cok degisti.. su adam/kadin ne kadar da soyle.. soyle yapmasaydi boyle olmazdi. Ah bizim nedensellik konusunda sasmaz dogrularimiz.

Cok az sey gorundugu gibidir.

Belki hic bilmedigimiz bir irmak akiyordur icinde, irmagin sesinden duymuyordur seslenislerimizi.. belki yorulmustur yasamaktan.. belki bizim gibi insanlarla muhatap ola ola eksilmistir yasamdan..

Kimbilir cok sevdigi bir denizde vurgun yemistir. Bir sure koturum kalip iyilesmistir de bu yuzdendir kuskunlugu denizlere.

Belki diyorum baba dedigi adamin tacizine ugramistir zamanin bahrinde. Guvensizligi bu yuzdendir herkese. Guclu gorunen, acimasiz gorunen yuzunun otesinde olesiye korkan bir cocuk gizlidir.

Aldatilmistir dostlari tarafindan. Bir kaplumbaga kabugunda sarkilar bestelemistir belki.

Sessiz bir duvarin karsisinda duvak acmistir da lal olmustur zamanla dili. Neselerini sigara sondurur gibi sondurmustur insanlar, keyifsizligi bundandir kimbilir.

Bir kitabin icinde kendini bulmustur da hayattan cekmistir elini etegini..

Belki uc kurusa peskes cekilmistir sevdigi adam tarafindan. Hayatin ve sevginin ucuzlugunu gormustur gozleriyle.

Kopru basinda dilenmistir annesiyle birlikte, cocuk bedeni uzerinden neler elde edildigini ogrenmistir. Kufretmistir anneye, merhametin boylesine, para veren ellere..

Babasi yerine konulup da evin erkegi olmustur kucukken? Baskalarinin hayalleri ugruna vazgecmistir oyunlarindan.

Ulkulerine gencligini feda etmis ama ulku dedigi seylerin buyuk hesaplarin maşasi oldugunu anlayip yorungesini sasirmistir dunyasinin.

Belki cocukken maşa mi, kemer mi, bijon anahtari mi, sopa mi, elle allah ne verirse mi diye sorulmustur babasi tarafindan. Peder beyin ickili geldigi geceler eglence olsun diye.

Gece uyurken genc kizliginda, saclarindan suruklenerek uyandirilip iyi temizlemedigi fayanslara vurulmustur basi?

Belki biraz felsefe okumustur, tarihte gezinmistir; antropolojiye, teolojiye, toplumbilime merak salmistir da dunya denilen seyin ne kadar edna bir mekan oldugunu dusunmustur. Camurda oynayan domuzlarla, camurdan medeniyet insa eden insanlarin kavgasinin suregidisine sasirmistir.

Aynalarin dogru gostermedigini idrak etmistir. Mercekleri bozuk yansimalari kirmistir belki.

Hayat denilen seyin yok oluculugunu erken farketmistir de olmeden ölmüstur belki. Ölmüs ama yeniden yeni bir bilincle dirilememistir henuz.

Tanri olmadigi bilmistir de insanlari izlemeye karar vermistir belki. Izlemek dinlemek.. varligini sahitlikle sinirlamistir.

Kimsenin hatta kendinin pek de gozde buyutulecek seyler olmadigini hissetmistir. Evrendeki mikroskobik varliga yukledigi anlamlari geri almistir belki..

Belki de bizim hic aklimiza gelmeyen milyonlarca secenekten biri sebebiyledir su an gordugumuz kisi olmasi. Yorum yapmak yerine sadece yaninda dursak ya.

Dokuz on ondort


6 Ekim 2015 Salı

Delilik guncesi

Her gun ufak dozlarla zehirlendigimi dusundum bugun.
Soludugum havaya karisan,
Yedigim yemege,
Ictigim suya,
Parfum kokuma,
Tenime degen elbiseye katilan
Kucuk miktarlarla,
Miligram miligram
Azar azar zehirlendigimi.
Delilik tozu bu,
Delilik buhari,
Delilik esansi,
Şırası,
Boyasi,
Çeşnisi.

Oyle dusundum ki,
Sevimli yuzuyle katilim,
Sabirla isleyerek isini,
Yaptigim her ne idiyse,
Zevkle aliyor intikamini.

Simdi sular bulanik gorunuyor gozume.
Yemekler acı.
Havada bir cesedin bakteri kokusu.
Uzansam dokunabilirim sanki zehir taneciklerine.
Sanki boncuk gibi dizebilirim boynuma
Misket gibi siralayabilir
Tesbih gibi sallayabilir
Bir cezanin dna sarmalini cikarabilirim onlarla.

Curuyorum.
An an yavas yavas.
Deliriyorum.
Unuttugu bir sey var
Sevimli katilimin.
Ben olduruldukce
Dogar,
Cildirtildikca
Akillanirim.

Usta, sirca koskumde bir kat daha at..
Bu kattan sıkıldım.


26 Eylül 2015 Cumartesi

Palimpsest..

Kim demis gecmis degistirelemez diye? Yasananlar gecmiste kalmistir da artik mudahale edilemez diye?

Her gun gecmisi yeniden yazariz aslinda. Bir palimpsest gibi ustelik. Ustuste biner yazilar. O kadar cok kopyalanir ki hangisi ilk nusha ayirt edemeyiz sonrasinda.

Ayin harfi mim gibi gorunur de gozumuze ask, meşke doner. Nefes aldigimizi zannettigimiz anlar nefs'e dair bir rayiha oluverir. Imtina ettigimiz imtihanlarimiz itina ettigimiz haller olarak cikagelir. Kayiplar kazanc, kazanc sandiklarimiz kayba donuverir.

Bugun, dunu yeniden kurgulariz hafizamizda.. dun artik dun gibi degildir. Bugunku dusuncemizden payini aliverir. Karanliklar aydinlanabilir ve aydinlik dediklerimizin isiklari sonebilir.

Belki uzumun ficisinda demlenmesi gibi, belki bozulmasi gibi terayagin.. her seyin lezzeti degisebilir.

Emin oldugun seyler bile guvenirliligini yitirebilir. Ofken sefkate, sevgin nefrete her sey ziddina tekabul edebilir.

Degismeyen sey belki kronolojidir. Su gun su saatte diye baslayabilir hala cumleler ama icerigi degisebilir. Cogu kez de degisir. Her kova salisinda gecmis kuyusuna baska bir tat alirsin suyundan. Cunku besleyen kaynak degisir daima.

Bir derede iki kez yuzemez, ayni kitabi iki kez okuyamaz, gecmisi aynisiyla hatirlayamazsin.

Sen degisirsin.. anina ortak olan kisi degisir.. iklim degisir.. ve her animsayista bir kelimesini, bir cumlesini, bir paragrafini bazen tum sayfayi yeniden yazarsin..

Senin zihninde onlarca, karsindakilerde bir o kadar nushayla gecmise bakip bazen sorarsin; hangisi gercek?



Posted via Blogaway


16 Eylül 2015 Çarşamba

37 yasin ilk gunu

Bazi arkadaslarimla onlar 36 yasindayken tanismistim. Itiraf ediyorum bence cok buyuktuler. Ve benim 36 olmama daha cok vardi. En azindan bir sekiz sene kadar. Bence arkadaslarim unlarini eleyip eleklerini asmis olmalilardi.

Henuz yirmi yasima basmamisken 30 yas icin hic bir hayalim yoktu. Dusunulemeyecek kadar uzakti bence. O gunler icin hayal kurup onlari bekleyecek sabrim da oldugu soylenemezdi..

On'lu ve yirmi'li yillari epey geride birakmis biri olarak su an da 40'li yillar sisli, 50'li yillar cok uzak geliyor. Fakat artik biliyorum ki eger omur varsa cok yasli denilen o gunler bir cabuk da geliveriyor ve pastaya mum sigmaz oluyor.

Uzak dedigim yaslara birbir ulastigim yillarda sunu anladim ki insan ruhu hic yaslanmiyor. 17'de de 27'de de 37'de de dunyada insani ceken bir seyler bulunuyor ve duygularin imtihani hic bitmiyor.. sadece biraz daha tecrubeli oluyoruz bazi konularda..

Ama yine kahkahalarla gulebildigimiz, hickirarak agladigimiz, tutundugumuz, umud ettigimiz seyler var olmaya devam ediyor.. hatta bi sure sonra yas kavrami silinebiliyor..

Evet hala gercekle karsilasmis olmanin saskinligi icinde 30'lu yaslarin son demlerine ulasiyorum. Ve evet hala ama hala alisamiyorum. Her ne kadar kendimi cok daha kucuk yaslarda hissetsem de yine bir 16 eylul donemecinde 37 yasima bastim.

Yeni bir yasa basmisken bugun kendim icin dilekler dilemek istedim...

Umuyorum bu yil benim icin guzelliklerle dolu olur.. daha cok farkindalik sahibi, daha kusatici, daha olgun, daha hafife alan, daha basit ve ayni zamanda daha genis dusunen biri olmama katkilar saglar umarim bu yil yasayacaklarim. Umarim yuregimi genisleten guzel insanlarla karsilasirim daima.. karsima cikan her imtihani beni gelistirecek bir imkan gozuyle gorebilirim. Kendimi, dogayi ve insanlari daha icten dinleyebilirim umarim.. umarim cocuklarima ve sevdiklerime karsi daha destekleyici olabilirim. Karsimdakinin yaralarini ve ihtiyaclarini gorup siddetsiz bir iletisim kurabilirim. Umarim bana iyi gelecek kararlar aldigimda bunlari uygulayabilirim. Umuyorum bereketlendiririm sofralari, senlendiririm gonulleri, eksiltmez de arttiririm umarim guzellikleri..

Ya rab.. ey kapilari acan.. hayirli kapilar ac.. ey mevcudati halden hale ceviren.. benim hallerimi de en guzel hallere cevir.. hayirla yasat son nefese kadar..

Amin..


15 Eylül 2015 Salı

Ic cekis

Ah ah bi sabahattin ali, ihsan oktay anar ya da bir oguz atay veya peyami safa olaydim da noterde karsi masamda olan baskatibin halini etvarini, giyimini kusamini, beden olculerini, hizli hareketlerini, sinirli ve gergin tavirlarini, ciddiyetini ve onundeki 13 adet (yaziyla on uc) kolonyayi, masasinin kosesindeki kaya tuzu lambasini, ataturk matruskasini, gelene gidene ikram etmek icin bulundurulan minik cikolata barlarini guzel guzel anlatmayi ve ordan bir hikayeye suzulmeyi basarabilseydim.


8 Eylül 2015 Salı

Karanlik.

Canimiz yandigi zaman, pkk tarafinda olup da öldürülenlere les diyorsunuz ya! Siz kahrolsun pkk diyorsunuz ya! Baskalari da butun bunlar erdogan yuzunden basimiza geldi, kahrolsun kopek diyor ya! Bir baskasi da fasist devlet hala is basinda diye bagiriyor ya!

Bu cumlelerin hic biri yazildigi yerde kalmiyor biliyorsun degil mi?

Sokaklara dokulup onune gelene saldirmaya basladi insanlar!

Istedigin ne? Her cepheye soruyorum! Hakkini ofkeyle ararken kanli yuzlerle mi doldurmak istiyorsun ulkeyi?

Aciyarak, tiksintiyle veya merhametle yuzlerine baktigin o multeci cocuklarindan biri gibi mi olsun istiyorsun cocugun? Ya da karin? Kendin? Yegenin?

Acin varsa da sus!
Bagirmak istediginde lahavle cek.
Beddua etmek yerine selamet dile!
Ofkeni bedenine, sozlerine boca etme!
Ulke bolunuyor diye korktugunda isine daha cok saril.
Daha az konus siyasi dusuncen hakkinda.
Gececek de bu gunler de gececek. Yeter ki zarar goren bizlik duygumuz yeniden insa edilsin.

Sadece konusuyorum dedigin sozcukler var ya, bir sopaya donusuyor insanlarin ellerinde. Tas oluyor kafalara vurulan. Kursun oluyor.

Kime degecek o kursun hic dusundun mu? Sekecek sekecek.. can ala ala ilerleyecek ama emin ol bir gun yine sana gelecek.. bana gelecek.. bize gelecek.

Allahim sen selamet ver.. ya rabbi huzura eristir.


Sirat.

Tat tuz kalmadi. Yasami cogaltmaya calisiyorum. Her gun yeniden ve yeniden kesiyorlar koklerini..  Cehenneme donen yerler var ulkede. Atesi cogaltiyorlar. Herkesin elinde benzin bidonu, molotoflar. Herkes hakli. Herkes birbirini yaralamanin pesinde. Sozler keskin bir bicak. Eylemler daha kotu. Hakli olmak kazandirmiyor. Birbirimizin evlerini atese veriyoruz. Korkunca soylenen sarkilarin sesleri zayif cikiyor. Ve cesaretle savasin ustune giden Kimse sarki soylemek istemiyor. Cunku savasmak gibi muhim islerimiz var bizim. Cok cepheli bir savas bu. Her cephe kusatma altinda. Giderek daha dusman oluyoruz birbirimize. Kendi kamplarimizdakilere de kizginiz neden daha cok savasmiyor diye. Kimse buluttan soz etmemeli, acan cicekten, sonbahardan, yavru bir kediden ya da mevsim normallerinden. Lanetli kelimeler bunlar. Ölüyoruz. Öldürüyoruz. Öldürülüyoruz. O yuzden yasami hatirlatmamali kelimeler. Kimse birbirine yagmurdan sonra belki gokkusagi acar dememeli. Kasvet yorganini daha cok cekmeliyiz uzerimize.. daha cok bilenmeliyiz birbirimize. Geceleri ve gunduzleri sozcukleri icine doldurmaliyiz silahlarimizin. ama ben korkuyorum. Bugun savas isteyenlerin savasin tam icinde kalmasindan. Korkuyorum davul calan ellerin bir gun cansiz olmasindan. Ve korkuyorum. Yasamak cogalsin isteyenlerin bir gun hic olamamasindan. Durun demek istiyorum. Yutun demek istiyorum yutun hakliliginizi, yutun hakliliginizin icinde filizlenmis ofkenizi, nefret ve kininizi.. lutfen.. agitlar kadar ninniler de soyleyin demek istiyorum. Baskasini yasatin ki yasayin demek.. karalar bagladikca kararacak evler, beyazlarinizi cikarin bohcalarinizdan aydinlansin yuregimiz.. birakin silahlarinizi, suclu aramaktan vazgecin, kurutun sozlerinizin nemli tarafini. Demek istiyorum. Ama sesler cok yuksek.. feryatlar.. biliyorum kimse sesimi duymayacak.. duyanlar ise savasin ne kadar onemli bir sey oldugunu yeterince idrak edemedigim icin suclayacak beni kimbilir. Uzgunum.


7 Eylül 2015 Pazartesi

Habil ve kabil caglari.

Daha lux evlerimiz, evlerimizde cesmelerimiz, akan sularimiz, 4 gozlu ocaklarimiz, kulsuz firinlarimiz, sezon indiriminden bolca aldigimiz kiyafetlerimiz, dunyayi bir uctan bir uca gezebilecegimiz araclarimiz, insanlara aninda ulasabilecegimiz teknolojik aygitlarimiz, bulasici hastaliklara son veren ileri duzey tibbimiz, sokrata tas cikaran afili laflarimizla... evet evet insan uygarliginin gelistigini saniyoruz...

Ama insan her cagda ac gozlu, her cagda zalim, her cagda acimasiz, kiskanc ve egoist..

Kim diyebilir ki uygarlik gelisiyor? Ilk cag insanindan farkliyiz? Hitler geride kaldi, iskender öldü, atilla yok artik, haccacin devri kapandi, firavun ve nemrut sadece anilarda?

Uc eylul onbes


Eylule hep huzun mu duser?

Gundem nefes alinmayacak kadar bogucu.. her gun yeni dumanlar ekleniyor gorus mesafeme. Cigerlerim doldu, gozlerim yaniyor.

Dumani cogaltmamak icin baska turkuler soylemeye calisiyorum.. turkuler de durdurmuyor her gun artan kasveti.

Mesele delirmemek degil demistim. Evet, kim soyleyebilir ki hala cildirmadigini? Delirmedigimizi zannederek geciriyoruz gunleri.. ama ben biliyorum su son gunlerde hala yasayabiliyorsak aklimizi kaybettigimiz icin. Cunku akil dayanmiyor. Vicdan dayanmiyor.

Yaralana yaralana ilerliyoruz kaldirimlarda.. her tarafimiz kesik izi. Derin yaralari var kimimizin. Elbiselerimiz hep kirmizi. Herkesin yarali oldugu yerde kendi basima yapiyorum pansumanlarimi. Baska seylerden konusuyorum cogu kez. Sirf delirmemek icin daha fazla.. agzimdan kopukler ciktigi gunler gelmesin istedigimden..

Ama durmuyor, yenileri ekleniyor sahile vurulmus bedenlere..  insanlar bir bir dusup ölüyor bir yerlerde.

Gordum bogulan cocuklari. Ve gordum nefessiz kalan 72 insani. Nefes alamamislardi. Bazilari kasada,digerleri sahilde, baska biri catismada, ben burda ama hepimiz insanlarin gunahiyla ölmustuk.

Iki eylul onbes


Kimsin, kimle olmak istiyorsun?

Bugun bir arkadasima sormak istedim ama sormaktan vazgectim;

*esinin sana muhtac olmasini mi tercih edersin, yoksa sana muhtac olmadigi halde seninle olmasini mi?

*sana bagimli olmasini mi yoksa bagimli olmadigi halde bagli olmasini mi?

*gidememesini mi yoksa kalmayi tercih etmesini mi?

*senden korkmasini mi, senin uzulmenden korkmasini mi?

*aldatmaya firsat bulamamasini mi, her imkan oldugu halde aldatmamayi secmesini mi?

*sensiz yapamamasini mi, yoksa sensiz de yapabilecegi halde seninle daha guzel yaptigini dusunmesini mi?

Esini ozgur mu dilersin kisaca, yoksa caresiz ve mahkum olmasini mi?


2 Eylül 2015 Çarşamba

Hayatlar hikayeleri okumak kadar kolay olsa

Bir ay sonra bir kiz bebegi dunyaya gelecek.. gebe. O yuzden dun gece onemli. Bugun yapilacak bu konusma da.. Bosanma kararindan donebilirler.

Beş ay once kocasi ile ayrilip bosanma karari aldiktan sonra dun gece birlikteydiler.. yeniden denemeyi en cok omer icin kabul edecek.. oglu.. cok seviyor babasini, babasi ise ayri olduklari sure icinde gelip oglunu gormemisti.. omerin tikleri olusmustu.. baba diyor baska bir sey de demiyordu. O koca bes ay icinde hep terslemisti ayseyi... ama sonra bir gun donup pismanim demisti serhat.. "yuvami kurtarmak istiyorum." Denenebilirdi..

Elbette guzel seyler konusulacak bugun. Her seyin daha guzel olacagina dair sozler verilecek belki. Ve tabi eteklerdeki taslar da dokulecek.

Bir cafedeler.. dusen taslar buyuk olmaz di mi? Daha cok, cogunlukla ozlem ve hasrete dair konusulur? Konustu Serhat.. ben dedi. Evlendim dedi. Imam nikahiyla dedi. Evet ben, herkese bosandim dedim ve imam nikahiyla bir suriyeli kadinla evlendim. Dedi.

Aysenin etrafinda masalarin ve sandalyelerin ucusmasi gerekirdi. Ucusmadi. Hamilelik miydi, tasima gucunu arttiran? Bir bebegi, bir cocugu, geceyi hic bi sey olmamis gibi geciren bir adami ve baska bir kadini ayni anda tasiyabiliyordu da o yuzden mi bagirip cagirmiyor sukunetini koruyabiliyordu? Buraya doneceksen o kapiyi kapayacaksin dedi sadece.. veya burayi. Karar senin..

Kokusuna alisamadigi, sevemedigi, surekli sorular soran, kiskanclik yapan yeni karisini gozden cikardi Serhat. Bu, ilk evliligini kurtarmak icin miydi, yoksa kendisi icin mi? Sevseydi doner miydi geriye? Ayseyi ozledigi icin mi sevemedi yeni esini? Bilmiyoruz.

Cafede oturduklari gunden sonra gunlerden bir gun Suriyeli Halime aradi Ayseyi.. Halime, 29 yasinda. Iki cocugu eski kocasinin yaninda eski ulkesinde..

Serhat, dedi, senin yuzunden beni bosayacak. Senden hic ayrilmayacagim diye evlendi benimle. Simdi senin yuzunden bosayacak.

Ayse meskun.. sakin.. sukunetli.. uzgunum, dedi, gercekten.. affet, sana ensar olamadik. Ama sormadi Serhat bana, seninle nikahlanirken allahin huzurunda. Secim hakki tanimadi o zamanlar. Sakladi benden seni. Keske dedi Ayse, keske simdi aradigin gibi, sen arasaydin evlenmeden once beni. Sorsaydin fikrimi, ogrenseydin olabilecekleri. Uzgunum dedi Ayse, gercekten.. ama uzgunum bir sey yapamam ben.

Halimeyi ziyarete gitti sonrasinda.. kocasinin kiraladigi luks konutta. Halime bir guzel hatun. Endamli, genc, temiz, ozenli.. Ayse, uzun uzun bakti yuzune  Halime'nin. Ne kiskandi, ne ofkelendi, kizgin da degildi, hircin da.. Sadece huzunluydu Ayse. Karsisindaki kadin adina uzgundu.

Ben gitmek icin yirmi bin lira ister dedi Halime. Mehri muaccelin 40 dirhem altininin ustune. Serhat vermem dedi. Iki kadin susturdular onu. Hakkin neyse al dedi Ayse. Sana maddi olarak ne vaad edildiyse.. digerlerinin ise hakkini alacak Allah var elbet..

Ve sukret demek istedi, bu adamla daha fazla evli kalmadigin icin, sukret ofkelendiginde kapilari pencereleri indiren biriyle yasamayacagin icin, sukret cocugunla ilgilenmeyecek bu adamdan hamile kalmadigin icin, sukret ozgursun tam anlamiyla.. demedi. Allah daha hayirlilariyla karsilastirsin seni diyebildi sadece..

Serhat simdi, Halimeyle onu tanistiran arkadaslari tarafindan, mahkemeye verilmekle, Suriyeli bir kadini istismar etmekle suclaniyor.

Serhat simdi, ne yapsam da bu beladan kurtulsam diye dusunuyor.

Halime, hayatimi nasil idame ettirecegim diye endiseleniyor. Oturum izninin iki ay sonra bitmesinden dolayi kaygilaniyor.

Ayse mi? Dogacak bebegi ve oglundan baska dusundugu bir sey yok. Kendi duygularini disaridan izliyor.. izliyor ve izliyor.. bulanmiyor, yorulmuyor, kocasinin gunahlariyla yogrulmuyor.

Bunca amansiz yukler, bebek tasidigi icin mi kolayca tasiniyor?


1 Eylül 2015 Salı

Mesele deli gorunmemek azizim.. delirmemek degil.

Okumak bir kacis demistim benim icin.. kacabilmeye gucum varsa hala, henuz. Kacamayacak kadar kilitlendiysem okuyamam mesela.. okur gibi gorunurum en fazla.

Yazmak ise.. boyle baslayan cumlenin gerisini merak ediyordum ne zamandir. Ve ne zamandir cevaplamistim da. Ama yazmamistim. Yazmak da okumak kadar guc istiyor zira, hatta daha fazla.

Eskiden cok eskiden beri yazarim ben. Hani kendimi bildim bileli derler ya o vakitlerden beri. Yazdigim kadar yasadim sanirim ayrica.

Simdi geri donup baktigimda anliyorum ki var oldugumu kendime ispatlama bicimiydi benim icin yazmak. O yuzden kimseyle paylasmadim yazilarimi. Sadece kendim icin yazdim yillarca.

"Sen gerceksin, yasadiklarin da" diyordum kendime zannederim.

Seneler boyle gecti.. aylar ve gunler. Bir gun bir blog actim kendime. Baskalari da okuyabiliyordu bu defa satirlari. Ben de meteforlardan elbiseler bictim kendime. Anlatmak istediklerimi hikayelere giydirdim.

"ben bazen kendimi anlatırım. bazen bir başkasını. bazen ben dediğim başkasıdır, bazen o dediğim ta kendim. ve ben, bazen de hiç kimseyi anlatırım. hiç görmediğim, hiç görmeyeceğim hiç kimseyi. yine bazen herkesdir satırlara düşen. hep bildiğim hep bileceğim herkes. fakat herkesi anlatırken hiç kimse gibi. hiç kimseyi anlatırken de hep bildiğim birilerini anlatırmış gibi anlatırım. kim bilebilir kimden bahsettiğimi?" Dedim bir seferinde. Kendimi baskalarinda gizledim baskalarini kendimde..

Ama daima bir var olma bicimiydi yazmak. Yazmadigimda benden geriye hic bir sey kalmayacagini zannettim...

Ve bir gun geldi. Kendimden geriye hic bir sey kalmasin istedim. Aradan uzun upuzun bir zaman gecti. Heybemi alip sirtima bir yolculuga ciktim. Actigim blogu muhurledim. Varligimi ve varolan yaralarimi yokluga terkettim. Yavas yavas soyundum;  benden, kelimelerden, duygulardan.. evimi elbiselerimi terkettim, terkin hemen her turuyle. En son terki de terkettim. . Ya da oyle farzettim. Neyse bu uzun bir meseledir ve baska bir zaman anlatilmalidir.

Col firtinalarinda, buzullarin sogugunda, diplerimdeki kuyularin isssizliginda, her tur duygunun dorugunda elbisesiz kendimi seyrettim. Hastalandim usudum susuz kaldim. Yalnizligimda kendimi ve benden icre bir beni kendime yoldas ettim. Ve farkettim yazsam da yazmasam da vardim. Terkettiklerimle, yok saydiklarimla, onsuz yasayamayacagim her seysiz  de yasiyordum. Oyle bir varlikla vardim ki asla yok olmayacak. Gorunur ya da gorunmez olmam bu varligi yok sayamayacak. Bilmem ve bilinmem ile bilmemem ve bilinmememin musavi oldugu bir varlikta vardim. Yok olamayacaktim. Ben ve duygularim.

Varligimi iliklerime kadar hissettigim gunlerin sonrasinda gun geldi giyinmek istedim. Fakat ne giyecegimi bilmek de bu defa. Evimi suslemek istedim. Ama ne ile susleyecegimi de bilmek. Yolu tarif etmek istedim tarif ederken ogrenmek.

Kelimeler benim icin bir giyinme bicimi artik. Kelimelerle taniyorum ofke elbisesinin ates kirmizisini, Hayal kirikliginin su yesili tonunu, askin alev yalazini, korkunun füme grisini, guven ile guvenemeyisin nefti bugusunu.

Konussam da olur aslinda tanimlamak icin. Dogru zamanda dogru bicimde giyinebilmem icin.

Ama kendi kendine konusana deli diyorlar bu memlekette. Kendi kendine yazana ise yazar. Kimse kendi kendine yaziyor diye ayiplamiyor kimseyi. Bilakis saygi duyuyorlar.

Yazmak benim icin deli gorunmeden kendimi tanima, yasadiklarimi tanimlama bicimi sadece.

Tabi eger o gun yuzlesmeye gucum varsa kendimle. ve eger kendimi kendime yeterince izhar ederken baskasindan gizleyebiliyorsam kelamin sihriyle..

15 08 15


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Bilmek..

Disaridayken evdeki varliklariyla ciceklerim hep aklimdaydi.. sardunyalar, menekseler, yuka, biberler, aleoveralar, cilek ve digerleri.. acaba ne durumdaydilar?

Cikarken diplerine su siseleri devirmistik susuz kalmasinlar diye. Ve erkek kardesimden iki kez su verip bizim yaptigimiz islemi yenilemesini istemistik.

Kardesim cicekleri tanimiyor. Hangisi ne olcude su ister bilmiyor haliyle. Dolayisiyla her cicek icin ayni islemi yapti. Hepsine esit miktarda su verdi.

Evdeki bitkiler bir farklilik olmaksizin ayni sekilde sulandilar.

Simdi onlarin bazilari susuzluktan kurumus, bazilari fazla su icmekten curumus, bazilari stabil kalmis, cok azi gurbuzlesmis..

Esitlik bitkiye bile yaramadi. Farkedilmek istiyor cicek bile. Ayrica ozen istiyor kendisine. Taninmak istiyor ihtiyaclarinin diliyle, ihtiyaclarinin giderilme bicimiyle..


8 Ağustos 2015 Cumartesi

Gecit

Gozbebeklerini buyutup gecenin, baktiklarini gormek istiyorum..

Damarlarinda akan sehrin, insanlarini tanimak..

Ruzgara kapilip da,  saclara dokunan elleri ogrenmek..

Bilmek istiyorum bensiz kim gecmis buralardan..



Posted via Blogaway


Tekerrur

Gencligimde ezberledigim bir siirin tek bir mısraı dolaniyor dilime.. "uyku tutmuyor karanliklari.."

Sayisiz kez okudugum bu siirde hic anlamamisim meger anlamini.. karanlik bu gecede uyku tutmazken, aslinda icimdeki karanliklarin uyku tutmadigini anladim..

Huznun katran yuku kalbime sicramisken yeniden, her silmemde yeniden lekelenmisken, kabullenmenin yeni acilarini dogururken nicedir.. uyutmaya calistigim karanliklarin baslarini yatirip da  rizaya, razi olmaya calismisken hallerden, vaz gecislerden, donuslerden, nisyanin gercekliginden; gordum ki cam parcalari gibi kirik karanliklarimin gozleri ışıl ışıl parlamakta..

Karanliklarimin icinde yurudukce parcalanmakta hayallerim. Dunya boyle bir yer diyorum kendime.. gercek denilen bir sey var. Kavimler ölür ve kalintilarinin ustune yeni medeniyetler kurulur. Şölenler verilir savas sonrasinda kan izleriyle lekelenen topragin ustunde. Kan izlerini kurutur bu sölenler.

Terk edilen sehirler sanma ki muhacirin ardindan issiz kalacak.. sanma ki yakilan agitlar daima ayni insanlara dair olacak.. yeniler dogacak ve gelecek.. unutma sehir daima cogalacak... ve umma hicret edilen her sehrin fethini. Huruc donus getirmez coguna, beklenilmez de.. arz-i mevud dusuncesi kavimleri helak eder cevresindekilerle birlikte..

Karanliklarimda yuruyorum. Karanlik sokaklarimda.. karanlikta parliyor gozleri karanliklarimin.. daha iyi anliyorum ezberimden cikip gelen bu dizeyi.. evet uyku tutmuyor karanliklari.. karanliklarimi..

konusmayan, dilsiz, sukuta mahkum, susturdugum sokaklarimin bir oyunu bu anliyorum dahasi.. bir siir icine saklanip da hatirlatiyorlar bana yaralarini.

Belim bukuk tasiyacagim bu kaldirimlari, ışıksız gecenin yukleriyle.. gunese cikarip kurutacagim nemlerini zaman zaman.. sokuldukce dikecegim asinmis yanlarini.. uykusuzlugunuza karanliklarim, raziyim. Siz de razi olunuz halinize..  


7 Ağustos 2015 Cuma

Gecenin zifiri karanliginda..

Dun aksam elektrikler kesildi koyde. Evde aydinlatmaya yarayacak ne bir mum ne gaz lambasi ne lux ne ışıldak ne baska bi sey var.. hava puslu ay ortulmus. Ay isigi da yok. Her yer zifiri karanlik. Hal boyle olunca telefonlarin aydinlatmasini kullandik ihtiyac duydukca. Dolayisiyla tum telefonlarin sarjini da uzerimize afiyet bitirdik.

Zifiri karanlikta, siddeti deprem hissi veren yagmurun altinda yuzume gelen tufan dokunuslariyla gece saat uc gibi uyandim. Allahim nasil bir yagmur. Gok yarilmis ifadesi yetmiyor. Bardaktan bosanircasina deyimi ise komik bir hafiflikte. Yagmur yeri gogu dovuyor.. Ben zaten uykudan uyanmisim kafam bin besyuz..

Allahin isine bak diyorum.. (malum ben en olmadik felaket senaryolari kurabilirim) once elektirikler gitti. Telefonlarin sarjini bitirdik. Az sonra bu yagmur dehsetli bir sele donusup bizi yutar ve biz kimseye haber veremeden ölüp gidecegiz burda..

Gozumun onunde tsunami goruntuleri, titanik filminden kesitler.. hayalimde nuh tufani, helak olan kavimler.. aklimda cocuklari olasi bir selde nasil korurum dusunceleri esliginde uyumusum yeniden..

Uyandigimda yagmur hala yagiyordu ve su an hala yagiyor.. evet bu defa bardaktan bosanircasina.. cok sukur olmedik ayaktayiz :)


5 Ağustos 2015 Çarşamba

İssos'a dair.

Nedendir bilmem tarihi yerleşim yerlerinde hususiyetle ilk bulunduğum günler fevkalade bir hal kaplar ruhumu. Adeta bir zaman tüneli açılır hayal dünyamın önünde, o mekânın eski sahipleri hayalin tül perdesinde titreşiverirler.

Hangi medeniyetin izleri ise ayaklarımı sürdüğüm işte tam da o izin sahipleri, kâh uzun örgülü saçları ile zeytinyağı şişesi taşıyan kızlar, kâh sandaletli ayaklarını şehirde gurur ile sürüyen erkekler veya feracesine bürünmüş İstanbul hanımları ile şalvarını giyinmiş Konyalı kadınlar yahut sakalına sadece makas değmiş adamlar, bulundukları şehirde bazen görüntüleri birbirlerinin üzerinde, gölgeleri birbirinin eyninde beliriverirler gözlerimin önünde.

Sanki ruhları rüzgârın esişine ilişivermiş de şehri, bazen dillerinde bir ağıt, bazen bir sevda türküsü, bazen bir gazel veya bir destanın kırık döküntüsü ile geziyor gibi gelirler.

İşte tam da bu seyahatlerinde kiminin sesi, kiminin gölgesi, kiminin bizatihi sureti ve kiminin güzel kokulu saç teli bedenime değip de geçer gibi hissederim. 

Yüzyılların üst üste binen yorucu yolculuğunun mihmandarı bu kadim şehirler tüm bedenime bir cezbe hali ile âşıklık sarhoşluğu yerleştirir. Zaman dursun ve ben o şehirde kaybolayım isterim. 

Duvarlarına dokunduğumda mimarın elini, ustanın çekiç sesini yakalamak, döşemesine bastığımda ayak izlerini takip edip iz sahiplerinin evine ulaşmak, bir nakış görürsem nakkaşın sevdasını yaşamak isterim. 

Tüm bu duyguları, hani gönlümün bam telini sızlatarak, yaşatan şehirler pek de azımsanacak gibi değildir. 

Boğaziçinden geçerken Hüseyin Avni Paşa yalısına dikilir mesela gözlerim. Şu kâgir yapı konuşsun diye beklerim. İçindeki havuzun suyu ile konuşsun. Yanan hareminin külü ile konuşsun, boğaza açılan pervazı ile konuşsun ama anlatsın durmasın isterim. 

Yahut efesin kuretler caddesinde bir kuret dayayıp da elini kütüphanedeki bir hatun beline yamaç evler ile halkın yaşadığı barakalar arasındaki uçurumu anlatsın diye beklerim. Bir medeniyetin miminin nerde düştüğünün sırlarını beraber çözmeyi umarım. 

Veya on odası ile açılınca bir konak, on odasının da tahtalarına dokunarak, sözlerden ötesini çivilerinden sökelim isterim. 

Ve bir gün, hierapoliste bir güzel, keten elbisesini rüzgârda savurarak, uzun saçlarına sevda siyahını akıtarak bana aşkın zamansızlığını anlatacak; umuyorum. 

İşte bendeniz şehirlerin zaman katlarında böylesi seksek oynarken, gördüğümün ötesine gidip hayalleri yakalarken, metruk ve viran bir şehrin toprak altında kalan binaları ile toprağın üstüne kaçmış kırıntıları arasında buluverdim kendimi. 

Aslında sadece su kanallarını duymuştum İssos’un. Vakit ikindi sonrası akşamüzeri... Bir kaç kemer görüp gelmekti niyetim. Ta ki kemerleri görüp takip edelim diyene kadar.

Bir kemer, bir kemer daha, hadi bir tane daha derken, şehrin merkezine geliverdik. Ve yollarda yüzyıllar ötesine ait kap kacak, taş duvar kalıntısı... Eğilip yerden alıveriyorsunuz sırrı yıllara meydan okuyan bir çömlek parçasını. Kimin mutfağındaydı şu sarı ve kim dokundu bu yeşile? Şu kırık kulp hangi küpün ucunu tuttu? Ve kırığı, testinin ne damlattı ağzından? 

Dağılmış hayatların dağınık parçaları, toplasam toplanır mı sahiplerinin ruhları?

Batan güneşten dakika kotarmaya çalışıyoruz, bir koyun sürüsü şehrin meydanına iniyor. Ayni anda gozlerimin onunde antik tiyatronun harap basamaklarında efsaneler dolaşıyor...

Koyun çobanları, bahçe bekçileri buldukları tarihi eserleri kimse görmezden yağmacılara satıyor. Ve henüz kırılmamış eşyalar toprak sürülürken kırılıp gidiyor. 

Bir şehir, yüzyılların biriktirdiği keder ile günbegün soyuluyor, günbegün eksiliyor, günbegün çürüyor. Ve güneş her gün bu yitik şehrin üzerine doğup daha bir yitirerek batıyor. 

İssos’u dinledim bugün, kemerlerinin üzerine oturdum da... Denizden gelen şarkısını söyledi bana. Kılıç şıkırtıları arasında çocuklarının nasıl onu bırakıp gittiğini; kurnadaki su durmadan hamamında, tası tarağı unutup da oracıkta, dalından koparıp da zeytini, basınca yağını kaba, hiç alamadan usulca... Nasıl da bırakıp gittiklerini ibret olsun diye bana, işte öyle anlattı İssos. 

Sesi denizlerin sesiydi, sessizliği Amanos’tan devşirilmiş. Acısı yürek yangını, hikmeti ahretlik. Dinledim de ruhumla, anlattı ruhuyla issos. Bağrında açan dikenleri ve medeniyetin kırık kemikleriyle ağlaya ağlaya...

***
Aciklama:

*yazi 2010 yilindaki ilk issos ziyaretim sonrasi kadinnewste yayimlanan yazimdir.

*fotograf dun sabahki ziyaretimdendir.

* issos harabeleri uzun bir gecmise dayanir. Yaklasik 1 km uzunlugunda 1 km geniligindedir. Ilk yapildigi zaman mimarisinde mermer kullanilmistir. Bu, bilindigi gibi ustun bir zenginlik isaretidir. Dogu roma imparatorlugunun klasik mimarisine sahiptir. Ipek yolu uzerinde olmasi ve şaşali bir yasantiya sahip olmasi hasebiyle surekli fethedilme arzusu ile gozleri uzerine cekmistir. Hemen her 10/15 yilda bir savas yasamis kent yikilip yeniden yapilmistir.. basta malzeme olarak mermer kullanilsa da sık sık savas yasadigi icin daha sonra daha ucuz malzemelerle imar edilmesi tercih edilmistir. Rivayete gore buyuk iskenderin pers kralini yendigi alandir. Fakat henuz bilimsel olarak netlige kavusmamistir.

Issos harabelerinin uzerinde gunumuzde portakal ve zeytin bahceleri bugday tarlalari bulunmaktadir.

Varligi daima bilinmesine ragmen yakin zamana kadar arkeolojik kazilar yapilmamistir. Uyanik bir hirsiz ailenin portakal bahceleri uzerindeki bir evi kiralayip ordan tunel kazarak kral hamamina ulasmasi ve icindeki tarihi eserleri kacirmasinin ve bunun ardindan trilyoner olmasi sonucu gerekli ilgiyi ancak gorebilmis, bu mesum olayin ardindan 2006 yilindan itibaren kazilar baslamistir.

Oncelikle hamam cevresinde baslayan kazilar iki yildir antik kentin kral yolu cevresine de yapilmaktadir.

Harabenin sadece uzerinde yururken yukaridaki gibi sayisiz antik malzemeye basabilir elinize alabilir ve cebinize atabilirsiniz..

2010 yilindaki gezimizde keci cobanligi yapan bir hanim, sohbetimizde, kendisinin yekpare olarak buldugu canak ve comlekleri nasil sattigini anlatmisti mesela.. tum kentin uzerinde hala devam eden ciftcilik ve hayvancilik faaliyetlerinde pek cok yekpare esyanin kirildigini tahmin etmek zor degildir. Bununla birlikte hazine avcilarinin nelere ulastigini neleri kacirdigini tam olarak hic bir zaman bilemeyecegiz.

Projeyi yoneten arkeolog omer beyden ogrendigime gore sadece dogu roma degil abbasi ve osmanli izleri de tasimaktadir. Pek cok abbasi sikkesi bulunmustur.

Roma donemine ait buluntulara bakilirsa hanimlar guzelligine cok duskundur. Parfum siseleri ve cam bilezikler bulunmustur. Bazi mezarlarda takilariyla gomulen insan kemiklerine rastlanmistir.

Su an arazinin cok azi acilmistir. Buyuk bir kismi halkin tapulu malidir. Tapinak da sahsi mulkun altinda bulunmaktadir mesela. Su an devlet arazisi sinirlari icinde olan ve odeon olma ihtimali yuksek olan kalintida calismalar devam etmektedir.

Catalhoyuk gezimizde de ogrendigime gore bir arkeolojik kazi ancak yaz aylari yani yilin 2 veya 3 ayi boyunca yapilabilmektedir. Omer beyin ongordugune gore issostaki calismalar rutin halde devam etmesi halinde bile tum kentin (issos)  calismasinin bitirilebilmesi icin ortalama 100 yil gerekmektedir.

Bundan bes yil once orada gezerken aglayacaktim. Dun omer beyle konusurken ise elini opmek istedim.

Gec kalinmis bile olsa issosun arastirilmaya baslanmasi benim icin cok sevindirici bir gelisme. Emegi gecenlerden allah razi olsun..


3 Ağustos 2015 Pazartesi

Hayaller hayatlar

Bu metruk evin iki uc arsa otesinde cok guzel bir arazi var.. yaklasik 10 donum kadar.. bir basi dereye bakiyor.. o taraftan karsisina ev yapmak mumkun degil.. diger taraf tatli bir egimle asagi iniyor ve karsisinda erzin gorunuyor..

Uzun cok uzun zamandir bir yatir ve bir turbe gibi ziyaret ederim bu araziyi.. gidip dua ederim bir gun bize nasip olsun diye.. icine ev yapayim, cevresine meyve agaclari dikeyim, hayvanlarim olsun besleyeyim, salincaklar kurayim cocuklarima, govdesi kavi olan agaclarin golgesini miras birakayim evlatlarim icin isterim. Her mevsim baska bir agacin kokusunu ceksin iclerine misafirlerim, cicekler olsun rengarenk, yol kenarlarinda.. bu cografyanin malzemesinden doseyeyim evin taslarini, ahsabini; agac gibi cimen gibi dag gibi tas gibi toprakla uyumlu olsun evim dilerim...

Gel gor ki arazi satilmaz, satisa cikarilsa da kayinvalidemle kayinpederim bunu bize haber vermez. Cunku orada bir ev yapilmasini, o evde de hele kendi cocuklarinin torunlarinin yasamasini hic istemez..

Onlarin bize bu evi cok gormelerinin bir sebebi var elbette. Ve o sebebin de bu metruk evle ciddi bir ilgisi var..

Bundan yillar once koyun son evi olan, bu evden sonra ormana yol alinan o metruk evde yazlari yasayan bir kari-koca varmis. O vakitler amanoslarda eskiya yol keser harac alir, kimini esir eder kiminin canina kiyarmis. Iste eskiya bir gece dagdan inmis.. koyun bu son evine girmis, hem bu kari-kocayi hem komsularini öldürmüs, kadinin o gun tazecik pisirdigi somun ekmeklerini, aksam yemeklerini ve sofrada ne varsa geri kalan hepsini alip daga cikmis..

Iste 3 koylunun yitip gittigi bu ev, eskiya korkusunu temsil eder kayinvalidemle kayinpederimde.. bizim bu evden bir kac arsa sonrasina kalan arazimize hic itibar etmezler bu yuzden..

Gecen yillarda "anne o isler geride kaldi artik, bak teror yok yaylalarda, herkes cikiyor istedigi gibi, bi sey olmaz bundan sonra da" diyordum kayinvalideme..

Ama bu yil orada bir evim de olsaydi kalmaya cesaret edemezdim herhalde.. hele ki cocuklarimla asla geceleyemezdim..

Bugun koyun hemen asagisinda soku yolu adi verilen, bahcelere giden patikada bir koylunun silahli bir eskiya tarafindan cevrildigini  aksam isittigimde korkmakta ne kadar hakli oldugumu dusunup uzuldum..

Burasi hatay erzin.. ve burda bile, aksam ustu hadi soyle koy disina dogru bi yuruyelim diyemiyorum. Bizi bahcelere birakin biz piknik yapalim siz de isinizi yapip gelin diyemiyorum evin erkeklerine, kadin basimiza bi sey gelirse diye..

Burdan elaziga gidecektik.. galiba yalan oldu. Bir kac gunde bu hale nasil gelebildik?

Iki/sekiz/onbes


Sadece zaman

Ciftelerde, sakaryabasinda, zemininden pinarlarin fiskirdigi bir havuz var. Derinligi 6.5 metre, capi 8 metre civari. Yuzmek icin tahsis edilmis. Tatli su. Su yutsan olacak tek sey susuzlugun gitmesi olur.

Havuzun kenarinda da suya atlamak icin tramplen var. Mehlika tramplenin ilk katina cikti, ben kenardan onu izliyorum. Su ile atlayacagi yerin arasi olsun 2 metre.. mehlika ise suya atlamaya cekiniyor, atlamak isteyip son anda duruyor, korkuyorum deyip-dur'uyor.

Ben bulundugum yerden, kizim korkacak ne var diyorum. Atla iste.

Derken sicagin altinda onlari beklemektense ben de suya gireyim dedim. Hazirlanip geldim. Su nefis.. zemin harika.. buz gibi..

E hadi dedim ben de atlayayim. Tramplenin ilk katina cikip tahtanin ucuna geldim. Aman allahim ne iki metresi asagida bir ucurum var.. zaten yukseklik korkusuyla malulum, asagi baktikca icim bi hos oluyor.

Yandan bakan biri icin benim atlayamayisim o kadar komik ki.. su hemen surasi..  ve ben degil akrobatik hareketlerle suya atlamayi; baliklama atlamayi bile dusunemiyorum.

Biliyorum suya girdikten sonrasi kolay.. biliyorum allahin izniyle cikacagim, yuzme ile ilgili korkularim yok..

Ama gel gor ki kendimi havuza degil bosluga birakacak gibi hissediyorum. Berrak su zeminin katman katman inisini, en dipte kaynayan pinari gosterecek kadar seffaf.. ah derinligi bu kadar farketmeseydim. Ah ki sadece suyun yuzeyini gorebilseydim.

Biliyorum tek bir adim atsam ve baska bir sey yapmasam yuzecegim.. tek bir adim..  ama bacaklarim titriyor.. yuregime anlamsiz bir korku yerlesiyor.. bunu asmaliyim diyorum kendime.. yuksekte degilsin korkma diyorum.. zemine bakma.. suyun sesini dinle ve birak kendini...

Cok zor oluyor kendimi ikna etmeye calismak, zaman uzuyor, gozlerimi kapiyorum..

Bir floşş sesi... ve serin suyun icindeyim..

29/yedi/onbes


Aydinlanma

Bugun elimde kitap, okumaya calisip okuyamazken ve okuyamadigimi cevirdigim onca sayfadan sonra farketmisken ne yapiyorum ben diye sordum kemdime.

Onca satirdan animsadigim, sanirim sık sık gectigi icin hatirlayabildigim uc kelime vardi sadece; çar, prens ve nedime.. ne olay, ne tasvir ne de cozumleme, biri bile aklimda degil.. o halde ne yapiyorum ben?

Kaciyorum! Tabi ya.. ofkeden titremek uzere elimde tuttugum kitaba bakilirsa sayfalarin arasina kaciyorum.. satirlara saklanip ustumu kelimelerle ortuyorum. O kitap kapagi beni gerceklikten koparan ya da yasadigim durumla bas etmemi saglayan bir kapiya donusuyor ve bana yalnizligin ozgur sokaklarini bahşediyor.

Bu farkedis beni, sayfa kivrimlarina saklandigim diger hatiralarin golgesine goturdu.. hangi odada hangi kitaba kapatmistim kendimi, hangisiyle basima bazi duygularin kirip geciren dolusu icin siper yapmistim, kac asit yagmurundan korunmaya calismistim? Hepsini olmasa da pek cogunu hatirladim..

Okumak, okumak, okumak.. su dunyanin kalabalik yalnizligindan, yalnizligimin şölenine tasiyordu.. saatlerce okumak ve arinmak.. geriye yunmus yikanmis olarak yumusacik cikivermek sonrasinda..

Kutuphaneler, kitapcilar ve kitaplar hepsi benim icin sınır kapilariymis.. yeni ulkelerin girizgahlari. Sonra ver elini kopuş gereksiz yuklerden..

Benim icin okumak bir kacissa yazmak ne oyleyse?

Uc/sekiz/onbes


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Koy hayati ve derin mevzular

Gecen gün babam, "yoruldum biraz da sen basinda dur" deyip kalkti ocagin yanindan. Ateşle başbaşa kaldik. Ocağın kocaman ağzından dışarı taşan odunlar catirdayarak yaniyor. Ocagin ici ates topu. Yeni odunlar atip kaynayan domatesi karistirmaliyim.

Gözüm domates tenceresinden ziyade ateşte. Çok güçlü yanıyor. Ya bir sakarlik yapıp bir yerlerimi yakarsam? Şöyle bir durum söz konusu; olmadık sakarliklarim var gecmisten tecrübeliyim. Bu durum beni endiselendiriyor. Fakat hem de şunu biliyorum; gelecekle ilgili olmadık komplo teorileri üretmekte superkulade uzmanimdir, istemsiz bir sekilde acıklı ihtimaller dusunebilir ve bunlar için gercek endişeler hissedebilirim. Bunu bilmek ise, şu an aklima gelecek hemen her seyin gerceklesme ihtimali zayif olan seyler olduğunu bilmemi de sagliyor. Kısmen soğuk kanlı olabilirim. Fakat zihnimdeki korku teorileri makaradan boşalan ip gibi karanlık kuyuya iniyor.. korku mahzenime. Ya kaynayan tencereyi uzerime bosaltirsam? Ya bacaklarim yüzüm ya da govdemin bir kismi ciddi şekilde zarar görürse? O vakit toplumsal hayatim da ciddi sekilde sekteye ugrar? Yüzü yanmış bir insanla kac kişi gerçek bir iletişim kurar ki? Neden ama? Bilmiyorum, belki hayatın bu yönüyle yüzlesmek istemedikleri icin. Fakat bir sekilde normalin disina atilir insan.. "normal ilişkilerin" disina.

Aklima son zamanlarda okudugum kitabın yazarının düşünceleri geliyor. Yeni trend allah ve tanri inanci; "Tanri var evet elbette. Evet o tanrı seni tam da olduğun haliyle seviyor. Herkesten cok seviyor hem de.. her an yanında.. ona ulasmak için seslenmen yeterli. Yalnız tanri zannetme ki sana sonsuz bir yaşam vaadediyor. Ey insan, tanri seni yaşadığın zaman kadar seviyor. Cennet de cehennem de senin kurgun. Ebedi hayat dediğin şey kendini teselli etmek için kendi ürettiğin bir yanilgi"

Ateşi seyrederken ben, bir kaza sonucu yanmış bir genç kız olarak buluyorum birden kendimi. Kalbim sıkışıyor. Henüz yeni yaşadığım bu kazadan sonra biri gelip bana yukaridaki düşünceleri soyluyor. Ofke hissediyorum. Çaresizlikten; haksızlığa uğramış, aldatilmis hissetmekten dogan kabarmis bir ofke. Böyle bir yaratıcıya inanmıyorum diyorum hayalimde. Hatta dahası bana tarif ettikleri tanrıyı bulup yakasından tutarak bağırmak istiyorum; "manyak mısın sen? Ruh hastası felan mısın?" Anlatılan tanrının, sağlıklı, kentli, genc ve hatta hür bireylerin tanrisi olduğunu düşünüyorum.

Bu hayal beni derinden sarsıyor. Evet tamam ben çok iyi, 'ya şöyle olursa' diye en kotucul hikayeler üretebilirim. Ama fazla kötü hissediyorum. Koca kazanı karıştırmak icin yanına yaklastigimda, ayaklarima dolanan ateşin hararetini hissettiğimde, kime bagirsam ve yanima gelse de ateşle halvetimi giderse diye düşünüyorum.

Ben görece kendinden kontrollü, ve daha kolay kontrol edilebilir ocaklari seviyorum. Ateş belli ölçüdedir. Bir düğmeyle ısısı kontrol edilebilir, yalazlari saga sola tasmaz. Şu reklamlarda gorduklerimizden. Modern, külsüz, temiz ve güvenli. Karşımdaki ocak icin fazla tecrübesiz, fazla muhallebi cocuguyum. Ve korkum hala had safhada. Ya kontrol edemezsem.. gözümün önünde felaket anları. Babam bu işi kotarabilecegimi de nerden çıkardı ki?

Ya rab agir imtihanlardan koru diyorum gayr-i ihtiyari.. bu dünyada ve ahirette.

Zihnim sekiyor. Düşüncelerim bir o alevin bir bu alevin üstüne konuyor. Dünya ateslerinde pismelerim yanmalarim kül olup tekrar dirilmelerim aklima geliyor.. atese benzetiyorum duygularimi.. ask, ihtiras, ofke, kiskanclik hepsi ates. Cok yanmisligim var atesi kontrol edemeyisimden.. ustunde pisen domates tenceresi ise iliskilerim.. cok yakmisligim var acemiligimden.. kaynayan iliskileri ustume boca edislerim dahasi. ateş dediğin çeşit cesit. Kimini herkes gözüyle görür kimi ise gönle görülür.

Ates diyorum, ne muhteşem bir arındırıcı.. suyun temizleyemedigini temizler. Ignelerin ucunu atese tutan ignecileri hatırlıyorum çocukluğumdan.. gözlerim kocaman aciliyor. Zihnim sekiyor, Demiri doverken goruyorum demircileri.. ve cama şekil verislerini cam ustalarinin..

Ocagin başında otururken, ateş benden daha fazlasını istiyor.. simdiye kadar attığım odunlari yuttu. Ona yemegimi pisirmesi icin yeni yiyecekler vermeliyim. Bana ait olmali ama ben'den olmamali. Dizili odunlardan bir iki tanesini daha acik agza itekleyip yine geri cekiliyorum. Aradaki mesafeyi korumaliyim. Evet ona ihtiyacım var. Domatesten salca, hamurdan ekmek yapmak, sebzeleri köz salataya cevirmek icin ona ihtiyacim var. Ama faydasını zarara cevirmemeliyim.

Zihnim sekiyor.. odun kömüründen kompost yapmayi, külleri temizlikte kullanmayı hayal ediyorum.. aklima yine permakultur, doga, köy, alternatif yasam geliyor..

Domates, istediğim kivama geliyor. Ateşi azaltirken korkularimi hissetmedigimi farkediyorum.. Ateşe karşı mesafemi korumuş, temkinli olmuşum. Ona karşı saygı hatta haşyet besliyorum. Ve ateş üzerindekiler gibi, yanına ilisen beni de pişirmiş.. Artik biz dostuz.


23 Temmuz 2015 Perşembe

Bir yil once bugunmus.

Yesil odada detaylari kucuk resim fircasi ile boyuyordum az once. Sonra resim yapsa dedim bir ressam gelip ne guzel olur...

Daha sonra bir hikaye geldi aklima. Biz daha gencken bosnada zulumden kacan kadin ve cocuklar gelirdi istanbula..

Boyle bir kadin iki cocuguyla bizim oraya tasinmisti. Arkadasim tanismisti. Kocasi bosna sehitlerinden bir kadin..

Burda genc bir delikanli ona yardim etmisti. Temsilci olarak. Yani gelen destegi ona da aktariyordu.

Bu kadina ev tutuldu. Evi boyandi. Genc delikanli onun bir duvarina kadinin kocasini temsilen mavi gozlu bir adamin yuzunun bir kismini cizdi.

Genc adam bekar. Kadin dul ve iki cocuklu. Genc adam kucuk kadin yasca buyuk..

Gel zaman git zaman evlendi adam kadinla.. mutlu olmuslardir eminim bir sure..

Sonra kadin da ölmüş. Genc adam iki cocuga baba oldugu gibi anne de olmus sonrasinda...

Iste bunlar hep hatira.. hayatin huzunlu ama iyiligin de icinde oldugu bir yer olduguna dair...

(23 temmuz 2014)


16 Temmuz 2015 Perşembe

#Yolyesilkengeridon

Ahmet hatayli. Hatayli veya adanali biriyle asla evlenmem deyip hatay merkezle adanaya ayni mesafade koyleri olan biriyle evlendim 😅 o bazen soruldugunda hatayliyim bazen adanaliyim cogu kez de osmaniyeliyim diyen biri. Hakli cunku ailesi osmaniyeye yarim saat digerlerine de 1.5'ar saat uzaklikta oturuyorlar. Ne demislerdi eskiler; lokmalari buyuk buyuk ye. Galiba yanlis hatirladim.

Neyse size baska bir sey anlatacaktim. Ben o yoreyle evlendikten sonra tanistim. Kendi koyum yesildi bereketliydi daha fazlasi ne kadar olabilirdi?

Ama ahmetlerin koyune gidince buyulendim. Amanoslarin eteginde, portakal ve mandalina bahceleriyle dopdolu, bilge zeytinliklerin giderek cogaldigi, her turlu meyveyi bulabilecegin, yemekten artik bikabilecegin, sulak, ciceklerle muzeyyen bas dondurucu bir guzellik.

Deniz hemen asagida yaylalar hemen yukarida.. ve benim hayran kaldigim eski medeniyetlerden birine saklanabilmem icin isis hemen suracikta..

Adana osmaniye iskenderun hatay ve digerleri, aman allahim yeryuzunde cennet neresi deseler buralar derdim herhalde..

Cok gezdik o bolgeleri.. hala gezerim gidince.. basta bana acaip guzel gelen yerler daha sonra cirkinlesmeye de basladi gozume..

Iste size o cirkinlesme oykusunu anlatacagim.

Burnaz denilen bir sahil var oralarda. Boylesi buyuk bir kumsal daha hayatimda gormedim. Kilometrelerce uzayan ve karaya dogru genis yumusacik kumlarin sizi bekledigi bir kumsal. Deniz sabahlari sakin ogleden sonra hircin.. ferahlamak icin kacilacak cinsten.

Ama en fazla bir kez gidebilirsiniz. Cunku o ipek gibi kumlara yayilmak icin bebek bezlerinin karpuz kabuklarinin posetlerin kadin pedlerinin ve daha nice hos olmayan materyalin arasinda kendinize yer acmaya calismak cok keyifli olmaz. Denizden yuze yuze gelen bir posetin bacaginiza dolanmasi ya da yuzerken basinizi kaldirdiginizda bir kaka ile burun buruna gelmek isten degildir.

Artik burnaza gitmek istemiyorum.

Diger doga harikalarini tek tek anlatmayacagim ama yasadiklari durum tam da boyle seylerdir.

Arabanizla muhtesem yaylalarin ustunden gecersiniz. Belen bu yaylalarin en onemlilerinden.. sonra mesela iskenderuna ugrarsiniz..

Allahim super bir cografyadir. Ilk incir bu civarlarda yetisir. Adina yemin edilen incir. Kasemlerle anilan zeytinin en guzel agaclarini bu cevrelerde gorursunuz.. ozellikle kirikhan ve civarinda..

Ama gozleriniz binalara takilir. Carpik, kotu, boyasiz ya da boyalari siritan, birbiriyle uyumsuz bir yaratik ordusu gibi istila etmislerdir kenti, kentleri..

Kimi gecekondu goruntusunde sarivermistir kimi muteahhid elinde boyvermistir. Hepsi sekilsiz.. ucuz olani da pahalisi da.

Estetik denilen kelime sadece allahin yarattigi dogada asilidir ve insanlar bundan nasibini alamamistir. Ya bilgisel ya parasal eksikliklerle.

Ama mesela hatayda habibunneccar camiinin cevresindeki eski antakya sokaklarinda kaybolmak istersiniz. O minicik dar sokaklarda elinizi iki yana acip iki evin duvarina dokunarak, gunesten saklanip golgeye sicrayarak yurumek istersiniz.. basinizi eski evlerin avlu kapisindan uzatmak, birileriyle tanismak sirf o evi yakindan gorebilmek icin iceriye davet edilmek istersiniz. Evet evet bakimsizdir cogu. Cogu dokuntu gibu olmustur. Yerdeki o enfes ciniler daha duruyordur da duvardaki boyalar kaybolmustur.

Benim oralarda sevdigim seylerden biri de yaylalara cikmak. O serin yesillige..

Yayla kesif turlarimiz oldu cok kez. Cok sevdigim yaylalar oldu hic sevmedigim de.. bu sonunculardan biri zorkun yaylasi. Yore halkinin en cok sevdigi ve itibar ettigi yayla. Yayla deyince ilk akla gelen isim. Ben sevmem. Cunku beton heyulasidir. Agactan cok ev vardir. Bahceler miniciktir. Cok cok kalabaliktir. Gurultuludur. Ama ne ararsan bulursun. Etse et, bakkalsa bakkal, manavsa manav. Elektrigi de vardir suyu da. Karanlikta kalmaz, cesmeye kosmazsin. Ama yayla ile osmaniye arasindaki farki da pek anlamazsin. Degisen tek sey dusuk sicakliktir.

Benim en cok sevdigim yayla karagol yaylasi/ydi. Halkin cogunun burun buktugu cikmaya cok az kisinin tenezzul ettigi bir yayla/ydi.

Biz orada konakladigimizda elektrik gelmemisti, su da.. dolayisiyla tv izlenenemez evde vakit gecmezdi. Herkes herkese muhtacti adam akilli bakkali yoktu zira nufusu azdi. Nufusu az oldugundan yolu da bozuktu. Gozde degildi anlayacaginiz. Cok az ev betonarmeydi. Cogu tahtadan bir kismi sazdan. Aksamlari yildizlarin altinda, ama ciddi ciddi yildizlarin altinda, hatta boyle salkim olmus da dunyaya dusecek kadar yakinlasmis yildizlarin altinda (sanirim bu olaya ne kadar onem verdigim yeterince anlasilmistir 😜), evlerin ortasinda ates yakilir, komsular cevresinde toplasir sohbet ederlerdi. Evet orayi bilmeyen ve oraya gonul vermeyenler icin sıkıcı bir yaylaydi.

Simdi karagole elektrik geldi diyorlar, su da. Yeni evler yapildi diyorlar hal boyle olunca. Yayla doldu diyorlar beton ve ahsap evlerle. Evler icice oldu diyorlar gelenler cogalinca. Kimse ortada bir yerde ates yakip etrafina oturmuyormus da. Evler aydinlikmis televizyon da varmis sonucta. Yildizlar mi? Yildizlar kimin umrunda?

Evet bolge halki cok memnun.. hayirli bir hizmet tabi. Ben mi? ben haricten gazel okuyan bir romantigim yalnizca.


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Sargi

Zamanin bahrinde bir trafik kazasi gecirmistim. Ertesi gun ales sinavim vardi ve konyadan istanbula donecektim. Ahmeti almak icin giderken hayatima renk katayim dedim ve takla ata ata gittim.

Daha dogrusu takla ata ata gitmisim.. bir yere kadar.

Benim hatirladigim tek sey arabanin kontrolunu kaybettigimdi. Sonra her sey bir ruyaya donustu. Sanirim beynimin kontrolunu de kaybetmistim.

Gozlerimi kapamis olmaliyim. Yuzume toprak doluyordu ve ben her sey gececek diyordum. Her sey gececek. Her sey normale gelecek.

Araba durdugunda rananin aglama seslerini duydum. 1.5 yasinda olmali. Emin degilim. Arabadan ciktim. Daha dogrusu cikmisim. Kendimi disarida bulmus olmaliyim. Hatirlamiyorum. Ranayi bebek koltugundan alip kucagima alirken ilk kez tum bedenime yayilan bir his yasadim. Korku ve dehset. Ya ranaya bir sey olsaydi? Ya ona bir sey olsaydi? Titriyordum. Bir ara arabanin icine egilip telefonumu aldim ve ahmeti aradim. Biz iyiyiz ama kaza yaptik dedim.

Insanlar kosuyorlardi uzak bir yerleskeden. Bir hayalin icinde oynasiyorlardi. Bedenleri siluet gibiydi. Varliklarini ayirsayamiyordum. Rana kucagimdaydi ben de ayaktaydim ama kollarim ve bacaklarim tutmuyordu.

Kisa sure sonra bir ambulansta buldum kendimi.. beynimden vucuduma dogru akan sicak bir sey hissediyordum. Ranaya sariliyor ya bir sey olsaydi diyordum mutemadiyen. Hic aglamadim.

Ben Hastaneye gittim. Ahmet arabanin yanina. Gorusmedik.

Sonradan arabanin fotograflarini gordum. Tum camlar patlamisti. Tavandan asagi darbe almistim. Muhtemelen basimdan akan sicaklik bu darbenin urunuydu. Tutanaga gore bir kac takla atmis bir kac fidani bicmistim. Hic birini gormedim. Hatirlamiyorum.

Sonrasinda konyada bir kac gun kaldim. Arabayi hurdaya birakip donduk.

Henuz kazayi yapali bir gun olmusken bir tanidigim gecmis olsun icin arayip; bu olayda bir mesaj var. Allah sefkat tokati atmis. Nerde hata yaptim diye sor bir kendine dedi..

Hakliydi. Tefekkur etmek lazimdi. Ama o gun hemen o gun muydu? Bu kadar acelesi var miydi? Henuz hala adam gibi hatirlamadigim bir kazanin ertesi gunu mu olmaliydi bu konusma?

Bu kazayi tam da bu konusma sebebiyle hatirladim az once. Kazanin yarasi gecti, sozun yarasi kalivermis oylece.


Bilirim ki..

Ben unutmamayi bilirim. Hatirlamayi da..

Biri anadil gibidir. Yillarca konusmadigin, konusturulmadigin bir cografyada da yasasan, unuttugunu da sansan bir de bakmissin ruyalarinda onunla konusmussun. Insanlarin icinde baska bir dilde eglesirken yalnizken kendinle anadilinle dertlesirsin. Sinirlendiginde ilk aklina gelen sovme cumlesi anadilinden geliverir dil ucuna. Her dusuncenin berisinde yatar. Belki baskasiyla konusamazsin. Kimseyle paylasmazsin. Ama asla unutmazsin unutamazsin.

Hatirlamak ise, yeni ogrendigin bir kelime gibidir bazen. Diline yerlessin diye tekrar edersin, hay allah yine unuttum deyip bastan alirsin.
Ya da bazen artik kullanmadigin eski bir sozcukle karsilasmak gibidir. Ne de guzeldi o eski turkcemiz cumlesinde gizlidir. Karsimiza cikinca animsanan o sozcuklerin yerine muadilleri gelmistir. Varliklari birer nostaljidir, yokluklari farkedilmez bile.
Kimbilir kerih, sevimsiz bir kelimedir. Kullanmaz lugatinden cikarirsin.. bir baskasi telaffuz ettiginde hatirlayip oyle deme der gecersin.

Ben unutmamak ile hatirlamak arasindaki farki bilirim.

Biri adin gibidir. Baska birine seslenseler bile donup bakmak gibi. Kendindedir kendi icinde. Zatina ait parcadir. Oylesi zatindandir ki unutmamak, bilmeye es degerdir.

Hatirlamak ise.. damarina islememistir henuz. Baskasiyla karsilasmak gibi.. gorur durur sohbet eder ve ayrilirsin.

Ben unutmamayi bilirim. Hatirlamayi da..

Unutmamakta zaman yoktur, mekan da. Lazeman, lamekan, sonsuzluktur. Hatirlamak ise.. oyle iste.. gelir ve gecer sadece..

Birine mahkumsundur digerinde misafir.
Biri sana aittir digeri anilara..
Birinde ani bile yoktur bazen, sadece bilirsin.. bilir ve degistiremezsin.


14 Temmuz 2015 Salı

Insanlik hali

Babamlarin koyu kucuk sayilacak bir koy. Cok daha buyuklerini gordum.

Kafkasyadan hicret ettiklerinde bu koye iki cerkes koyu yerlesmis. Geldikleri yerin Bir tarafina bir köyün insanlari diger tarafina diger köyünkiler.

Her iki eski koyluler de bu yeni topraklarinda iki camii yapmislar, kendi taraflarina birer birer. Yani pek cok koyde tek camii olmasina ragmen bizimkinde iki tane var. Ne kadar dogru bir karar tartisilir.

Efenim bu iki camiiye, insanlara dinlerini ogretsin diye iki de imam atanmis. Hani islami felan ogretecekler. Dinin guzelliginden bahsedecekler. Mesela diyecekler ki; "bu gece kadir gecesi, küsler barissin, birbirinden helallik alsin. Kul hakki varken yapilan ibadetlerden cok da umutlu olmayin. Allah her gunahi bagislarim kul hakkini bagislamam diyor. Aman ey muhterem cemaat aranizdaki kirginliklari kaldirin" felan..

Ama bizimkiler diyemeyecekler buyuk ihtimal. Zira koyun iki camiisinin imami birbiriyle küs ve konusmuyor. 😅

Tey allam.


Buzdolabi ve hayatin anlami

Ramazan ayi, hem oruc ayidir ama hem de ayni zamanda mutfaklarin dolup tastigi, misafirlerin agirlandigi, sofralarin ozenle bezendigi bir zaman dilimidir.

Misafirler ve dahi kendimiz icin etlisinden tatlisina, ekşisinden acisina bir suru yemek ve meze hazirlariz. Kimi sicak tutulmali kimi sogutulmali. Hele ki son yillarda ramazan yaza denk gelince su ve mesrubat ozellikle soguk saklanmali.

Insan boyle zamanlarda, misafir oncesi hazirlanacak yiyecekleri koruyacak, yemekler pisirilip artinca da sinesinde guvenle saklayacak bir buzdolabi istiyor haliyle. Yaz ramazanlarinda ne soguk bir oda ne de balkon, buzdolabinin yerini tutabiliyor.

Insan oruclu dudaklarina serin bir serbet isteyebiliyor. Ya da misafirden arta kalan bir zeytin yagliyi, fazlaca yapilmis et suyunu, iftar sonrasi yenmek icin alinmis dondurmayi zamani gelince cikarmak icin emin bir elde saklamak, ziyan olmasini engellemek istiyor..

Lakin gelin gorun ki 3 veya 4 ramazan ayidir yani, sicaklarin sicak, gunlerin uzun, bakteriler icin elverisli, kullar icin imtihan dolu su yaz gunlerinde buzdolabim arizalaniyor. Hem de sasmaz bir bicimde. Her arizanin tamiri icin hem uzun bir zaman beklemek hem de ciddi paralar odemek zorunda kaliyoruz. Bu arada ramazan zaten gitmis oluyor yaz ise baki kaliyor.

Hemen her defasinda tamir icin gelen ustalar; abla bu dolap gibileri yapilmiyor artik, yenileri cok cabuk ariza yapiyor iki yilda atarsin, bu ise cok saglam makine, bu arizasini halledelim seni uzun zaman goturur diyorlar. Ve o, her yil, gecen yildan baska bir problem cikararak ramazan ayini, kendini bize hizmetten cekmis olarak geciriyor. Acikcasi ne halin varsa gor diyor.

Bu yilda durum tekrarlaninca ve ustalar ayni seyi soyleyince hickirarak aglamakla katilarak gulmek arasinda kaldim. Bu, eski ama saglam, yenilerine pabuc birakmayacak, kendi kafasina gore is basi yapan, ona en cok ihtiyacim olan zamanda beni yalniz birakan buzdolabinin lutfedip aramiza donmesi, elimden tutup hic olmazsa o kadar tempolu olmayan gunlerde is yapabilmesi icin odedigim parayla orta halli bir makinenin yari parasini odemistim zaten..

Simdi makine yine bozuk ve onumde uc secenek var. Bu uc secenek de oldukca mantikli gorunuyor gozume..

Bunlardan birincisi; hal diliyle, ramazan ayini yemek pisirmekle gecirecegine nefis tezkiyesiyle gecir diyen buzdolabimin bilgeligine hayran kalip, yapana degil yaptirana bak diye dusunerek buzdolabima küsmeyip onu tamir ettirmek ve nefsimin simarmasini engelleyip, gereksiz misafirden veya yemekteki israftan beni bu suretle koruyan allaha tesekkur etmek..

Ikincisi, buzdolabimin, gunluk yasa, yiyecegin kadar pisir ogudunu ciddiyetle dinleyip, hayat felsefemi revize etmek. Bu suretle buz dolabini hayatimdan tamamiyla kaldirip tel dolaba gecmek. Ve carpe diem, ani yasa dusuncesini ve kendine yetebilme, baska bir seye nesneye veya kimseye muhtac olmama becerisini yasamima hakim kilmak..

Ucuncusu ise.. tamam ramazan ayi ibadet taat tefekkur tezkiye ayidir ama ayni zamanda misafirlerle cogalma, sosyallesme, iftar actirma, dua alma ayidir da.. beni kendisine en ihtiyac duydugum gunlerde yalniz birakan, yasamimda olsun, yukumu hafifletsin diye gereksiz bedeller odedigim, hizmetini gordugum kadar kulfetini de cektigim bu dolabi artik degistirme zamani geldi diye dusunerek degistirmek. ve boylece yeni alinacak buzdolabinin bu sorunlari yasatmayacagini umid etmek..

Bence uc secenek de cok makul.. ucu de olabilir. Yeter ki karar verebileyim ve arkasinda durabileyim..

Ne demis sokrat? Bir buzdolabi edinin. Eger iyi cikarsa mutlu, kotu cikarsa filozof olursunuz. :)

Hayirli sahurlar efendim..