Gecen gün babam, "yoruldum biraz da sen basinda dur" deyip kalkti ocagin yanindan. Ateşle başbaşa kaldik. Ocağın kocaman ağzından dışarı taşan odunlar catirdayarak yaniyor. Ocagin ici ates topu. Yeni odunlar atip kaynayan domatesi karistirmaliyim.
Gözüm domates tenceresinden ziyade ateşte. Çok güçlü yanıyor. Ya bir sakarlik yapıp bir yerlerimi yakarsam? Şöyle bir durum söz konusu; olmadık sakarliklarim var gecmisten tecrübeliyim. Bu durum beni endiselendiriyor. Fakat hem de şunu biliyorum; gelecekle ilgili olmadık komplo teorileri üretmekte superkulade uzmanimdir, istemsiz bir sekilde acıklı ihtimaller dusunebilir ve bunlar için gercek endişeler hissedebilirim. Bunu bilmek ise, şu an aklima gelecek hemen her seyin gerceklesme ihtimali zayif olan seyler olduğunu bilmemi de sagliyor. Kısmen soğuk kanlı olabilirim. Fakat zihnimdeki korku teorileri makaradan boşalan ip gibi karanlık kuyuya iniyor.. korku mahzenime. Ya kaynayan tencereyi uzerime bosaltirsam? Ya bacaklarim yüzüm ya da govdemin bir kismi ciddi şekilde zarar görürse? O vakit toplumsal hayatim da ciddi sekilde sekteye ugrar? Yüzü yanmış bir insanla kac kişi gerçek bir iletişim kurar ki? Neden ama? Bilmiyorum, belki hayatın bu yönüyle yüzlesmek istemedikleri icin. Fakat bir sekilde normalin disina atilir insan.. "normal ilişkilerin" disina.
Aklima son zamanlarda okudugum kitabın yazarının düşünceleri geliyor. Yeni trend allah ve tanri inanci; "Tanri var evet elbette. Evet o tanrı seni tam da olduğun haliyle seviyor. Herkesten cok seviyor hem de.. her an yanında.. ona ulasmak için seslenmen yeterli. Yalnız tanri zannetme ki sana sonsuz bir yaşam vaadediyor. Ey insan, tanri seni yaşadığın zaman kadar seviyor. Cennet de cehennem de senin kurgun. Ebedi hayat dediğin şey kendini teselli etmek için kendi ürettiğin bir yanilgi"
Ateşi seyrederken ben, bir kaza sonucu yanmış bir genç kız olarak buluyorum birden kendimi. Kalbim sıkışıyor. Henüz yeni yaşadığım bu kazadan sonra biri gelip bana yukaridaki düşünceleri soyluyor. Ofke hissediyorum. Çaresizlikten; haksızlığa uğramış, aldatilmis hissetmekten dogan kabarmis bir ofke. Böyle bir yaratıcıya inanmıyorum diyorum hayalimde. Hatta dahası bana tarif ettikleri tanrıyı bulup yakasından tutarak bağırmak istiyorum; "manyak mısın sen? Ruh hastası felan mısın?" Anlatılan tanrının, sağlıklı, kentli, genc ve hatta hür bireylerin tanrisi olduğunu düşünüyorum.
Bu hayal beni derinden sarsıyor. Evet tamam ben çok iyi, 'ya şöyle olursa' diye en kotucul hikayeler üretebilirim. Ama fazla kötü hissediyorum. Koca kazanı karıştırmak icin yanına yaklastigimda, ayaklarima dolanan ateşin hararetini hissettiğimde, kime bagirsam ve yanima gelse de ateşle halvetimi giderse diye düşünüyorum.
Ben görece kendinden kontrollü, ve daha kolay kontrol edilebilir ocaklari seviyorum. Ateş belli ölçüdedir. Bir düğmeyle ısısı kontrol edilebilir, yalazlari saga sola tasmaz. Şu reklamlarda gorduklerimizden. Modern, külsüz, temiz ve güvenli. Karşımdaki ocak icin fazla tecrübesiz, fazla muhallebi cocuguyum. Ve korkum hala had safhada. Ya kontrol edemezsem.. gözümün önünde felaket anları. Babam bu işi kotarabilecegimi de nerden çıkardı ki?
Ya rab agir imtihanlardan koru diyorum gayr-i ihtiyari.. bu dünyada ve ahirette.
Zihnim sekiyor. Düşüncelerim bir o alevin bir bu alevin üstüne konuyor. Dünya ateslerinde pismelerim yanmalarim kül olup tekrar dirilmelerim aklima geliyor.. atese benzetiyorum duygularimi.. ask, ihtiras, ofke, kiskanclik hepsi ates. Cok yanmisligim var atesi kontrol edemeyisimden.. ustunde pisen domates tenceresi ise iliskilerim.. cok yakmisligim var acemiligimden.. kaynayan iliskileri ustume boca edislerim dahasi. ateş dediğin çeşit cesit. Kimini herkes gözüyle görür kimi ise gönle görülür.
Ates diyorum, ne muhteşem bir arındırıcı.. suyun temizleyemedigini temizler. Ignelerin ucunu atese tutan ignecileri hatırlıyorum çocukluğumdan.. gözlerim kocaman aciliyor. Zihnim sekiyor, Demiri doverken goruyorum demircileri.. ve cama şekil verislerini cam ustalarinin..
Ocagin başında otururken, ateş benden daha fazlasını istiyor.. simdiye kadar attığım odunlari yuttu. Ona yemegimi pisirmesi icin yeni yiyecekler vermeliyim. Bana ait olmali ama ben'den olmamali. Dizili odunlardan bir iki tanesini daha acik agza itekleyip yine geri cekiliyorum. Aradaki mesafeyi korumaliyim. Evet ona ihtiyacım var. Domatesten salca, hamurdan ekmek yapmak, sebzeleri köz salataya cevirmek icin ona ihtiyacim var. Ama faydasını zarara cevirmemeliyim.
Zihnim sekiyor.. odun kömüründen kompost yapmayi, külleri temizlikte kullanmayı hayal ediyorum.. aklima yine permakultur, doga, köy, alternatif yasam geliyor..
Domates, istediğim kivama geliyor. Ateşi azaltirken korkularimi hissetmedigimi farkediyorum.. Ateşe karşı mesafemi korumuş, temkinli olmuşum. Ona karşı saygı hatta haşyet besliyorum. Ve ateş üzerindekiler gibi, yanına ilisen beni de pişirmiş.. Artik biz dostuz.
27 Temmuz 2015 Pazartesi
Koy hayati ve derin mevzular
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder