14 Temmuz 2015 Salı

Buzdolabi ve hayatin anlami

Ramazan ayi, hem oruc ayidir ama hem de ayni zamanda mutfaklarin dolup tastigi, misafirlerin agirlandigi, sofralarin ozenle bezendigi bir zaman dilimidir.

Misafirler ve dahi kendimiz icin etlisinden tatlisina, ekşisinden acisina bir suru yemek ve meze hazirlariz. Kimi sicak tutulmali kimi sogutulmali. Hele ki son yillarda ramazan yaza denk gelince su ve mesrubat ozellikle soguk saklanmali.

Insan boyle zamanlarda, misafir oncesi hazirlanacak yiyecekleri koruyacak, yemekler pisirilip artinca da sinesinde guvenle saklayacak bir buzdolabi istiyor haliyle. Yaz ramazanlarinda ne soguk bir oda ne de balkon, buzdolabinin yerini tutabiliyor.

Insan oruclu dudaklarina serin bir serbet isteyebiliyor. Ya da misafirden arta kalan bir zeytin yagliyi, fazlaca yapilmis et suyunu, iftar sonrasi yenmek icin alinmis dondurmayi zamani gelince cikarmak icin emin bir elde saklamak, ziyan olmasini engellemek istiyor..

Lakin gelin gorun ki 3 veya 4 ramazan ayidir yani, sicaklarin sicak, gunlerin uzun, bakteriler icin elverisli, kullar icin imtihan dolu su yaz gunlerinde buzdolabim arizalaniyor. Hem de sasmaz bir bicimde. Her arizanin tamiri icin hem uzun bir zaman beklemek hem de ciddi paralar odemek zorunda kaliyoruz. Bu arada ramazan zaten gitmis oluyor yaz ise baki kaliyor.

Hemen her defasinda tamir icin gelen ustalar; abla bu dolap gibileri yapilmiyor artik, yenileri cok cabuk ariza yapiyor iki yilda atarsin, bu ise cok saglam makine, bu arizasini halledelim seni uzun zaman goturur diyorlar. Ve o, her yil, gecen yildan baska bir problem cikararak ramazan ayini, kendini bize hizmetten cekmis olarak geciriyor. Acikcasi ne halin varsa gor diyor.

Bu yilda durum tekrarlaninca ve ustalar ayni seyi soyleyince hickirarak aglamakla katilarak gulmek arasinda kaldim. Bu, eski ama saglam, yenilerine pabuc birakmayacak, kendi kafasina gore is basi yapan, ona en cok ihtiyacim olan zamanda beni yalniz birakan buzdolabinin lutfedip aramiza donmesi, elimden tutup hic olmazsa o kadar tempolu olmayan gunlerde is yapabilmesi icin odedigim parayla orta halli bir makinenin yari parasini odemistim zaten..

Simdi makine yine bozuk ve onumde uc secenek var. Bu uc secenek de oldukca mantikli gorunuyor gozume..

Bunlardan birincisi; hal diliyle, ramazan ayini yemek pisirmekle gecirecegine nefis tezkiyesiyle gecir diyen buzdolabimin bilgeligine hayran kalip, yapana degil yaptirana bak diye dusunerek buzdolabima küsmeyip onu tamir ettirmek ve nefsimin simarmasini engelleyip, gereksiz misafirden veya yemekteki israftan beni bu suretle koruyan allaha tesekkur etmek..

Ikincisi, buzdolabimin, gunluk yasa, yiyecegin kadar pisir ogudunu ciddiyetle dinleyip, hayat felsefemi revize etmek. Bu suretle buz dolabini hayatimdan tamamiyla kaldirip tel dolaba gecmek. Ve carpe diem, ani yasa dusuncesini ve kendine yetebilme, baska bir seye nesneye veya kimseye muhtac olmama becerisini yasamima hakim kilmak..

Ucuncusu ise.. tamam ramazan ayi ibadet taat tefekkur tezkiye ayidir ama ayni zamanda misafirlerle cogalma, sosyallesme, iftar actirma, dua alma ayidir da.. beni kendisine en ihtiyac duydugum gunlerde yalniz birakan, yasamimda olsun, yukumu hafifletsin diye gereksiz bedeller odedigim, hizmetini gordugum kadar kulfetini de cektigim bu dolabi artik degistirme zamani geldi diye dusunerek degistirmek. ve boylece yeni alinacak buzdolabinin bu sorunlari yasatmayacagini umid etmek..

Bence uc secenek de cok makul.. ucu de olabilir. Yeter ki karar verebileyim ve arkasinda durabileyim..

Ne demis sokrat? Bir buzdolabi edinin. Eger iyi cikarsa mutlu, kotu cikarsa filozof olursunuz. :)

Hayirli sahurlar efendim..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder