Bazi meselelerin neden'ini anlayabiliyorum. Nasil'ini anlayamiyorum.
Neden guluyor'lara cevap cok belki. Ama nasil gulebiliyor.. cevabi bir bilsem..
Posted via Blogaway
Bazi meselelerin neden'ini anlayabiliyorum. Nasil'ini anlayamiyorum.
Neden guluyor'lara cevap cok belki. Ama nasil gulebiliyor.. cevabi bir bilsem..
Belki de bir acelya almaliyim kendime.. neden belki de dediysem. Almaliyim elbette. Bir cerceve.. sulu boya portrem icin.
Kitapligi duzenlemeliyim. Ayiklamali ve bazilarini kaldirmali. Romanlara yer acmali. En azindan bir sureligine.
Zihnimdeki ivir zivir dolu kovayi geri donusume yollamaliyim. Donusmeliyim. Donusturmeli.
Orwell okumali. Ama zamani simdi mi bilmiyorum. Alatli bahseder bahsetmez.
Bosver. Istedigini yap. Kim ne derse desin.
Kizaga cek kendini, sessize al tum bildirimleri. Ve geri don sonra. Kendine. Kitaba. Yasama..
Bugun, "ogretim uyelerine aittir" yazisini okumadan bir masada oturup yemek yedim. Bir kisi de gelip uyarmadi. Nazik insanlar.
Bir defasinda selcuk universitesinde yine boyle bir masaya oturmustum kantinde. Tabi onun ustunde rezerve felan da yazmiyordu. Megersem ezelden rezerveymis ulkucu genclere.
Karnim burnumda (bebek bekliyordum), hatta belki canim burnumda bir halde ekmek arasi bir seylerle ayran almistim. Baktim koca kantinde bir bu masa bos. Gittim saf saf oturdum.
Yemege yeni baslamistim ki bir genc geldi yanima. Burdan kalkmalisiniz dedi. Neden dedim ayni saflikla. Cunku burasi bizim dedi. Sizin olduguna dair bir isaret veya belge goremiyorum dedim. Burasi erol gungor tarafindan bize tahsis edildi bizden baska kimse oturamaz dedi delikanli.
Erol gungor sosyoloji menseli, milliyetci bir hoca olarak bu olaydan yillar evvel selcukta rektorluk yapmisti. Durumu anladim fakat anlamamazliktan geldim. Delikanli burasi ulkuculerindir diyordu.
Ben de; erol gungor sizin hocaniz oldugu kadar bizim de hocamiz dedim ona, sosyoloji ogrencisi oldugum gercegine dayanarak.
Siz kacinci sinifsiniz dedi bana çöm oldugum icin durumu bilmedigimi dusunerek. Ucuncu sinifim dedim.
Bu defa daha aciklikla konustu adam. Burasi milliyetci muhafazakar genclere tahsis edilmis bir masadir. Bizden baska kimse oturamaz lutfen kalkin dedi.
Eger oyleyse, gercekten muhafazakar milliyetci iseniz, hamile bir bayana, kantin bu kadar doluyken burdan kalk demek yerine sizin davet etmeniz, size daha yakismaz miydi dedim.
Ben oldukca sakin konusurken genc ofkeden kipkirmizi olmustu. En sonunda olayi dinleyen bir arkadasi tamam hanimefendi deyip arkadasini kantinden cikardi.
Onlarin cikmasiyla basima kocaman bir grup insan toplanmisti. Ben ne yapmistim da o masadan kalkmamayi basarmistim? Onlara ne demistim? Buraya oturan herkesi yakapaca kaldiriyorlardi. Buyuk tartismalar kavgalar oluyordu. Ve bana kimse dokunmamis, ben kalkmamistim. onlar da cekip gitmislerdi. Meger herkes bizi dinlemisti de ben hic farketmemistim.
Birden bir kahramana donusmustum. :)
Ve ben az once ustunde acik acik "ogretim uyelerine aittir" yazan bir masaya yanlislikla oturup yemek yedigim halde kimse ses etmedi. Gorevliler bile..
Insan var insan var demek..
brahim Kiras’ın şiirindeki gibi: “Allahım kalbimin etrafında/Dönüşü az ya da çok tamamladım sayılır/ Allahım Kalbimin etrafında/ Nereye dönüyorsam yolculuğun sonunda/ Kendime geliyorum/ Geldiğim yerden döndüğüm yere/ Allahım yine Sana/ İltica ediyorum...”
Icimde ayni anda okunuyor selalar ve ezanlar.. taksimde barlarin onundeyim.. muzik sesleri sarhos naralari ve ezanlar.. kiliseden çanlar sesleniyor.. icimdeki canlar bunca sesin icinde dogru tiniyi kaybediyor.
Akordu bozuk, sefsiz bir orkestra gonlum.. sarkilar birbirine karisiyor..
Nedensiz..
Gunesler var.. dogan ve batan ayni zamanlarda.. dogumlar eksiliyor batislari izliyorum..
Bu girdap arasinda beni tutan ne var da delirmiyorum? Neden kendimi oldurmuyorum?
Uc bag.. rana mehlika fatima..
Belki de kendimi kandiriyorum.
Cok karanlik.. soguk..
Hayatta her sey yalan.. kelimeler bile. Anlar.. kaybolan her sey.. her sey..
Su an "lâ" faslindayim. Lâ...
"illâ" da gelir bir gun illa..
Terapistim su halimi izliyor.. belki o hakli.. soyulan gomleklere bakiyor. Giyinecegimi bir gun biliyor.
Bense cirilciplak bir halde nari beyzadayim. Hissettigim tek sey aci.
Bitsin diye bekliyorum. Sadece bitsin..
Hissetmek var olmak.. her sey.. bitsin..
Her seyin yalan olduguna sahit olmus biri, nasil kandirabilir kendini, herhangi bir seyin ozlemiyle?
Yukarida bir yerlerde
bir kat varmis..
orda huzun yokmus,
keder de..
Oyle diyor terapistim.
Kendi varligina guvenmeyen biri.. icinde binler baska isim varken.. hepsi yek digerini bogazlarken.. ehriman hep yigitlerin canini alirken.. duserken kaleler birbiri sira.. hurmuzun gozundeki isik eksilirken an be an.. nasil toplayip da kendini bir ust kata cikabilir ki?
Sadece izdirar.. bir tek o var..
Hasbiyallahu ve nimel vekil..
Basim agriyor. Sanirim gecenlerde yasasigim atagin kiyisindayim. Ekran gozlerimi oyduguna, midem agiz boslugunda dolasmaya basladigina gore kuvvetle muhtemel.
Gevseme egzersizleri yaptim. Bir kac saat idare ettim. Hala eve gidemedigim icin gevseme egzersizlerinin olusturdugu set hizla yikiliyor.
Az once guvenli yer egzersizi yapmayi denedim. Genellikle iyi gelir.. gozlerimi kapatip kendi guvenli yerime gitmeye calistim. Ben nerdeyim? Sorup cevabiyla cevremi tanimaya calistim. Ben nerdeyim.. karanlik.. gozumun onune saklandigim mekani getirmeye calissam da kayboldu. Ve sanki terkedilmis bir yere ugramis gibiydim. Yabanci bir yer. Pek de guvenli degildi.
Bu egzersizi bile yapmama engel fiziksel agrilar.. hayal de gercegin uzerine insa ediliyormus meger..
Hala yakalanabilecek sayisiz tini, hala yeniden ve yeni bir dil ile soylenebilecek binlerce cumle, hala gorulecek essiz sahneler, tekrarlardan elde edilebilecek yeni ve taze tefekkurler, temas edilecek gonuller, kesfedilecek alemler, sayisiz gun dogumlari hasyetle bakilacak gun batimlari.. duyulacak sesler, tadilacak lezzetler var hala hesapsiz.. ve hic kimse bu sonsuzluga tamamiyle erisemeyecek.
Hatta hic kimse var oldugu an'da; var olan seylerin, ayni resmin parcasini tamamlayan diger ogelerin tamamini goremeyecek, duyamayacak, tadamayacak..
Yaninda gorulen ruyanin, akildan gecen hayalin, korkunun veya beklentinin yabancisi olarak.. kendi ruyalarini bile belki cozemeyerek.. Kesfin heyecani, eksik kalmanin acizligi icindeki gerilimle yasamaya devam edecek insan.
Su testlerden yaptim ustuste. Hani ruhun hangi ulkeye ait, hangi buyuk insansin, hangi siir seni anlatiyo felan. Onceden cozdugum iki teste gore koreli mevlanaydim zaten.
Bugun romanlardan tutunamayanlar, kadinlardan marla, yazarlardan bukovski, siirlerden bir muhsin unlu siiri (o siirden hic bi sey anlamadim gerci) ciktim. Isin garibi secenekleri bazen en yakin diger secenekle degistirsem de sonuc degismedi.
Ne guzel sanal oyunlar bunlar. Olmadan olmus gibi oluyoruz.
Kitapliga takildi gozlerim. Hmm irvin yalomun eserleri daginik. Bir hizaya koyalim. Ben bu kitapligi yazar ismine gore mi yoksa konuya gore mi tasnif etmeliyim? Konulara ayirmisim. Ama simdi nietzche agladiginda roman diye onu nasil digerlerinden ayirabilirim? Yok hepsi beraber kalsin.
Zaten bak murathan mungan, oguz atay, nazan bekiroglu ve digerleri de torun torba akraba ne varsa kendi otaglarini kurmuslar, ayirmamisim.
Cengiz aytmatov da burda bak. Disi kurdun ruyalari.. gun olur asra bedel.. cengiz hana kusen bulut... beyaz gemiyi birine odunc vermistim geri gelmemis. Daglar devrildiginde de belli ki oyle.. ama toprak ana burda bi yerlerde olmali. Yoksa diger kitaplikta mi? Yoo almistim ordan. Nerde o zaman? En sevdigim. Tabi ya onu da hediye etmis olmaliyim.
Nazanbekiroglunda eksik var mi bakalim.. nar agaci tamam. Isimle ates arasinda.. mavi lale.. nun masallari.. yusuf ile zuleyha.. biri eksik. Cam irmagi tas gemi.. en sevdigim. Sanirim hediye ettim.
Murathan mungan.. sairin romani.. kirk oda.. son istanbul.. cador.. eldivenler hikayeler.. peki cenk hikayeleri? Mungan deyince ilk goz agrim? O da hediye..
Artik digerlerine bakmiyorum. Zaten uzun zamandir aklima dusen eski kitaplarimi kitapligimda bulamiyorum.
Biraz huzun.. boslugu doldurmamisim. Cokca sevinc.. ben sevdiklerime hep en guzel kelimeleri hediye etmisim..
Zihnimde dolasan hikayeler.. amacsiz ve boslukta.. bazen birer birer bazen obek obek gelen kelimeleriyle bir manga kuruyorlar. Sonra volta atmaya basliyorlar bir oraya bir buraya.. bazilarinin kelimeleri yuruyup gittikleri karanlikta kayboluyorlar. Geri cagirmiyorum hic birini. Kendiliginden gelip kendiliklerinden gidiyorlar boylece.
Hic birini tutup birlige dahil etmeye calismiyorum ne aci. Kayitli olduklarini zannettikleri oykulerden kopup dusuyorlar birbir yine..
+yapraklar da mi boylesine dusuyor sonbahar mevsiminde?
-Zannetmiyorum. Hic olmazsa gorunuyor sonra kayboluyorlar.
+Benim hikayelerim de oyle. Zihnimde beliriyor ve ölüyorlar iste.
-Hic bir zaman bir agaci butunlemeyerek ama. Hep eksik kalarak. Cicek acmayarak asla. Ve meyveye durmayarak. Daha ziyade dusmus bir bebek gibi seninkiler. Organlari tamamlanmadan, yenmis bir cig ete daha cok benzerken, yitip gitmis bir bebek gibi.
+manasi insan olan hangi evrede olursa olsun insan degil midir?
-oyle midir? Butunluge ermemis seye butun der misin? Tirtilda kelebek sakliysa da o sadece bir tirtildir nihayetinde.
Zihnimde kelimelerim var olusun sancilariyla bir agaca yururken yok oluyorlar ansizin. Bebek dusuyor. Mevsim sonbahar..
Toplum dedigimiz sey kadin ve erkek bireylerden olusur. Ve kadin kadar erkek de topluma katki saglamkta sorumluluk sahibidir.
Peygamberlerin daima erkek bireyler olmasi katkida bulunmaktan cok hatta sekillendirme konusunda lider bir yaratilista olduklarini bile dusundurebilir.
Hal boyleyken ozellikle musluman bireylerin hep ve daima kadin uzerinden elestiri yurutmeleri, sorumlulugun buyuk kismini kadina birakip; kadinin bedeni, kadinin islevi, kadinin konumu hakkinda surekli uyarida bulunarak erkegi hic anmamalari ataerkilligin ust hududlarindan biridir.
Toplumu anneler bicimlendirir. Kadin annedir.. bla bla bla.. kadini kim bicimlendirir? Kac kadin erkeklerin tavir ve davranislarindan asla etkilenmeksizin davranislarini belirler?
Erkekler istedigi gibi davransin. Kamusal alanda hic bir seyin sorumlulugunu tasimasin. Eve para getirsin yeter. Ama kadin her sey olsun. Dunyanin yukunu o tasisin.
Baska emriniz?
Muhammed adli kardesim gecen 500 lirayi 5er lira halinde bozdurmak icin is bankasina gitmis.
Veznedeki kadin; "burasi bakkal mi burda para mi bozuluyo?" Demis.
Muhammed de siraya girmis tekrar kadinin karsina gelmis. Afedersiniz demis. "Su 500 lirayi hesabima yatirir misiniz" demis. Ve parayi hesabina yatirmis.
Sonra bizimki yine siraya girmis. Yine ayni kadinin karsisina gelmis. Afedersiniz hesabimdan 500 lira cekmek istiyorum hepsi 5 lira olacak sekilde demis. :))
Kadinin bozuk bakislari altinda 5 er lira seklinde 500 lirayi alip cikmis. :))
#aferinona :D
Bir sokak kedisine su verdim..
Kapattigim su sisesine bir kelebek kondu.. bu dedim iste ödülüm..
Sonra kelebek ucup boynuma kondu..
Sanirim bu da madalyam oldu..
Mehlikanin kaydini cocuk akademisine yaptirdik. Ve bu benim bu yil en cok sukrettigim seylerden biri oldu.
Egitimi iki yil surecek. Ve ilerisi icin su an net bir plan yok. Iki yil sonra mezuniyet belgesi verecekler sadece. Bu ne ise yarayacak? Belki hic bir ise. Kimin umrunda?
Fakat cocuk akademisine kabul edildigi zaman ne isine yarayacak ona ne kazandiracak gibi sorularla karsilastim.
Cunku akademide matematik turkce fen ya da ingilizce gibi alisageldigimiz okul dersleri yok.
E peki o zaman niye gidiyor akademiye
Bu mehlikanin wushu sporu icin de soruluyor. Bir dovus sporu degil. Kimseyi haklamadi. Gorunurde alisageldigimiz uzak dogu sporlarina benzemiyor.
E hic bi numarasi yok bunun?
Bazen kendimi ve kararlarimi hayatin ve insanlarin cok disinda buluyorum. Anormal miyim nedir?
Akademiden mezun oldugunda gorunur ise yarar bir diplomasi olmayacak evet belki de. Ama neden benim zerre kadar umrumda degil?
24 haftada fizik kimya ve biyolojiye dair 100 deney yapmalarini ve bu tecrubesini onemsiyorum ben. Ders notlarina etki edip etmeyecegini hic dusunmeden..
Ya da drama derslerinde icindeki mehlikayi kesfetmesi umudu heyecanlandiriyor beni. Tiyatro yapmayacagini bilmek rahatlatici geliyor su an icin..
Dahiler okulunda zekasini ve kavramasini, bellegini guclendirebilecek puf noktalari ogrenecegini bilmek hayati daha pratik yasayabilecegini dusunduruyor bana..
Akademi sadece ogrenmek ve gelismek icin ogrenmek demek. Modern hayat o kadar titr ve etiket icin yasaniyor ki sadece gelismek icin ogrenmek artik bu hayatin disinda..
Lisans egitimine geri dondugumde bana da benzeri sorular sorulmustu. E o kadar emek verdigine gore artik bi iste calisirsin.
Sadece bir iste calismak icin sosyoloji gercekten yanlis bir tercih. Ben ogrenmek icin okudum. Bu yuzden cok keyifliydi ogrenim hayatim. Bu yuzden ogrendiklerimin bilgisi degil manasi tum hucrelerime sizdi belki de..
Mehlika wushuda siyah kusak aldi ama hala kimseyi dovemez. Kimseyi dovmeyi ogretmediler cunku ona.
Bedenini terbiye etmeyi ogrettiler. Disiplini. Odaklanmayi..
Sporun mehlikanin hayatinin icinde merkeze yakin bir yerlerde olmasini onemsedim ben. Ruhu ve bedenine iyi gelecegini umarak. Sorumluluk almasini her hafta aksatmadan antremanlara gitmesini, bunun icin fedakarlik yapmasini onemsedim. Yoksa bir kavgaya girmesini degil..
Madalya alacak kadar mesgul olmasi, yarismalara katilmasi gibi hirslarim olmadi hic. O istedigi zaman kendi talep etmeliydi. Ama bir anne olarak sporu tanitmaliydim ona.. yasamina eklemeliydim.
Bana gore hayat titrlerden, ustuste yigilan diplomalardan, madalyalardan ibaret degil.. bunlar sadece bu egitimlerden sonra 'insan' olmus insanlarda guzel..
Ve bana gore modern egitim almamis ama hayat denilen ogretmenin sıkı ogrencisi olmus bilge insanlar da var yasamda..
Bilgelik, olgunluk, guzel ahlak kimdeyse ve edindigi seyleri sadece bunlar icin kullaniyorsa odur ustun olan; insan olmanin sorumlulugunu tasiyan..
Kendim ve cocuklarim icin onemsedigim yagane sey de bu; sorumluluk sahibi olmak.
Bize emanet edilen her seyi hakkinca kullanmak...
**
* "Sahip olmaya değil "olma"ya olsun çaban!" Diye bir soz okudum yazi bitince..
Off dedim. Nerde ipsiz sapsiz, gereksiz, kemirgen insan varsa yine basina toplamissin.. peynir misin yoksa sen, en lezzetlisinden? Fareler ususmus yine..
Hayir dedi yanimdaki; biraz bal biraz serbet.. sineklerin coklugu bundan..
Süt kavanozu dedim; yilanlara bakilirsa.. yanimdaki ekledi; en tazesinden cicek cigdem, boceklerin yapiskan damagina..
Onu bunu bilmem dedim. En acilinden hasere kovucu lazim bir tane. Can arkadasimi kimseye yedirmem.
Cani sıkkın bakti bize. Yorgun belki de. Belki caresiz.. bir bakisa kac mana yuklenebilirse o kadar mana ile bakti sanki.
Belki de dedi. Bir cesedim ben?
Ayette; "ey rabbimiz! Diye yalvardilar. Sana guveniyor ve sana yoneliyoruz: cunku butun yollarin varisi sanadir" (mumtehine:4) buyuruluyor..
"Butun yollarin varisi mi?" Dedim kendime..
Yani sapkinliklarin, bosa harcanmis omrun, inkarin, cinayetlerin, kendini ustun gormelerin bile mi?
Hangi yolda yurursek yuruyelim tum yollar mi allaha variyor?
Ayette oyle diyor..
Su halde... herkes allaha varacaksa eninde sonunda; mesele ona nasil vardigimiz. Hangi yoldan vardigimiz.. yolcu yolun kendisi oluyorsa zamanla, hangi yolun karakteriyle varacagimiz..
Mustakim olan yolda ayaklarimizin sabitlenmesi duasiyla..
Dun gece kelimelerle tarif edilmeyecek ama ancak yasayanlarin bilecegi bir bas agrisi nobeti yasadim.
Basimi basimda tutmakta zorluk cekiyordum. Isik tum sinir sistemimi dayanilmaz bir aciya gark ediyordu. Isin demetindeki isinlarin her birini ayirdedebiliyor hangisinin nereme saplandigini hissedebiliyordum. Tum vucudum sanki basimdan ibaretti. Tabi bir de agzima gelen midemden.. her an disari cikacak gibiydi. Gozlerim zaten coktan yuvalarindan firar etmisti. Sesler davullu zurnali bir dugun gibiydi. Sanki beynim zemin olmus insanlar ustunde horon tepiyordu hatta her ses basimin bir bateri oldugunu dusunduruyordu.
Karanliga saklandim. Basima yorgani cekip acidan kurtulmaya, uyumaya calistim. guzel seyler dusun, guzel seyler dusun ve uyu... uyu... Ne mumkun.. depremler, kiyametler..
Kalkip karanlikta sicak suyun altina girdim. Dayanabilecegim en yuksek sicaklikta.. hamam gibi dusun yasemin.. rahatla.. alis.. Kac dakika kaldim bilmiyorum. Haslanmis tavuk olarak tekrar yorgana sigindim. Bas agrim gitmis gibiydi.. uyumusum..
Sabah uyandigimda boynumun uzerinde kristal bir kure tasidigim hissiyle agir yavas ve sakin davrandim.. aman ha.. dikkat et.. yavas ol.. agir.. usul.. cok kiymetli bi sey tasiyorsun sakin kirma.
Diyecegim o ki.. Her seyin bas'i saglikmis efendim.
Engin kederlerim yok benim.. zirvesine cikip daglarimin, derin okyanuslari seyretmedeyim. Korkutmuyor bu derinlik beni..
Belki bir cuzzamlinin hissizligidir kim bilir.. kaybettigim organlarim varsa da habersizim.
Hic bir masal kotu bitmiyor bana gore.. tum masallarin sonu esenlik. Ayriliklar, gozyasilar, arinislar boylece, daha samimi kiliyor hikayeyi. Yeter ki masalin sonu hakikate ciksin.
idamlari, surgunleri, bir bir olen canlari, katliamlari gorup de torunlarina anlatmayan bilge yaslilar gibiyim.. bugunu oren dundeki hikmeti kim cozebilir? Yarini kim bilebilir?
Yezid olmasaydi sahabe yayilir miydi dunyanin her tarafina? Ebu cehiller olmasaydi kim hicret ederdi?
Elimde hic bir sorunun cevabi yok. Fakat cevaplarin varligina ve guzelligine dair tam bir itmi'nan var gonlumde..
Ofkelerim anlik artik.. uzaklasmalarim devamli.. belki bir surgun bu. Yolculuk demeyi tercih ederim..
Koyleri kasabalari icindeki insanlariyla terketmedeyim.. donmek gibi bir arzum da yok ustelik.. bu yol benden beni aliyor. Farkindayim..
Toplayip biriktirdigim kelimeleri ucan balonlara baglayip ucuruyorum her gun ve her gece..
Unutuyorum esyanin isimlerini. Bir gun yeniden ogretilecek biliyorum. Baska bir dille. Bilmedigim bir dilde hayati tanimlayacagim..
Celal ve cemalden suzulecek esma.. o zaman agac deyince canlanacak tum agaclar.. beste dedigimde sarki soyleyecek kainat.. kus dedigimde kanatlanacak tum kuslar.. baska bir dil ile gezecegim baska bir evrende..
Ayrilik, insanlari anlatmayacak.. sevgi, masivayi.. keder, dunyaya ilismeyecek, dunyama.. burasi baska bir alem.
Gormedim. Ama biliyorum. Yuzume vuran sonbahar ruzgarinin bahar turkuleri soylemesinden hissediyorum.
Yolcuyum.. yolcusuyum hakikatin..
Varmasam da varmisliktayim.
Yeter ki yoldan ayrilmayayim.
Korku bu lugatimde; ayrilik, yoldan. Yolcu olmaktan..
Yolda kaldigim surece ölsem, ne gam!
"Afrika kitasinda bulunan Nijer'de cok zor sartlarda ameliyat yapiliyordu. Genel anestezi imkanimiz olmadigi icin ya lokal ya da spinal anestezi (omurilik civarina igne) ile bu hizmet uygulaniyordu.
Alti yaslarinda bir cocuk, kasik fitigi icin getirildi ve lokal anestezi uygulandi. Doktorlar bu ameliyata basladi; fakat anestezi tam tutmayinca cok aci cekmekte olan cocuk bir yandan aglarken bir yandan da ismi celal cekmeye (allah allah demeye) koyuldu.
Hepimiz cok gerilmis ve aglar duruma gelmistik. Cocuk aci daha da artinca, "biz allahtan geldik allaha donecegiz (inna lillahi ve inna ileyhi raciun)" ayeti kerimesini okumaya".. (basladi)
/mustafa merter/
Hay Hak!
Su hayatta kendim kadar sakar belki de hic kimseyi tanimadim. Evimde ciddi bir sakarlik yaptigim soylenemez. Hatta nerdeyse mukemmele yakin bir sekronizasyon soz konusudur vucud azalarimin arasinda.
Is ki otobuse metrobuse bindigimde, yeni bir mekana gittigimde (bazen surekli gittigim mekanlarda bile), yeni bir ortama girdigimde yeni dogmus bir bebek gibi yabancilasirim kendi bedenime. Elim ayri hareket eder, ayagim ayri.
Gecen gun birinin ayagini ezip ayni anda bir baskasinin gozunu cikaracaktim :D
Ama bu oylesine kronik ve normal bir hal aldi ki benim icin (utanma, mahcup olma, sinirlenme, aglama seviyesine gelme asamalarini coktan astim) kahkahalarla gulesim geliyor bu sakarliklarima.
Sokakta hani eski brezilya dizilerindeki salak ve sakar yasemin imajini cizmekte oldukca mahir oldum artik.
Sevgili bilincdisim seni saygiyla selamliyorum. Buyuksun!
Onunla tanistigimda henuz bir haftalikti sanirim. Bir battaniye sarili yatiyordu. Butun gece agladi dedi kadin. Ac.. N'olur onu alip baksana. Annesi terketmis.
Zaten dusundugum bir seydi. Rana da istiyordu. Ama ben sececektim planima gore.. boyle hop diye hem de sari mi sari bir sey alacagimi hayal etmemistim.
Eve getirdim. Bakimiyla ilgili her seyi ogrendim. Tum temizlik ve bakimi, sutunu icirmesi bana aitti bir sure.. kendi ogrenene kadar.. yeniden anne olmus gibi hissediyordum.
Adina "tarcin" dedik. Ve tarcin soguk gecelerde usumesin diye yanina hep sicak su torbasi koyduk. Bir sure hemen basucuma yatirdim. En ufak sesinde kalkip sut vermek icin. Yuruyemiyordu bile. Gozlerini cok az aciyor. Cogunlukla uyuyordu. Bir bebek varmis gibi evde sessizligi koruyor, odasina girmiyor, rahatsiz etmemeye ozen gosteriyorduk. Minicik biberonlarla besliyorduk ve o kusuyordu. Sonradan anladim ki (bu kusma olayi onu birakana, yani bes aylik olana kadar devam etti) annesi sokakta yasayamayacagini ongorerek insanlarin yasadigi bir apartmana onu birakmisti.. belki icgudu.. bir insan onu belki bulur da bakar diye sanirim. Sokakta terketseydi sabaha kadar baska bir canliya yem olmasi isten degildi.
5 ay boyunca nereye gitsek yanimizda tasidik. Tum planlarimizi onu da dusunerek yaptik.
5. Ayda bir cok neden onu aldigimiz siteye birakmamiz gerektigi sonucuna ulasmamizi saglamisti. Daha fazla hazira alismadan, hayatini idame ettirebilecek eriskinlige ulasmisken (ve aslinda daha cok umud ederek) onu guvenli yasayacagini dusundugumuz siteye geri biraktik.
O gece sabaha kadar aglamis. Ve cocuklar dovmus. Kedilerle kavga etmis. Siteye gittim ve teror estiren cete lideri cocukla anlastim. Kediyi doven cocuklardan korumasi sartiyla ona is verecegimi soyledim. O daha fazlasini da ustlendi. Senin verdigin mamayla beslerim dedi.. ve aylik on liraya onu ise aldim; "tarcini koruma gorevlisi"
Cocuklarla sık sık onu ziyarete gittik. Zaman gecirdik. Fakat.. Daha sonraki gunlerde tarcin arkadasimi takip edeyim derken siteden cikmis ve cengelkoy sirtlarinda kaybolmus.
Tarcin bir ince sizi olup saplandi yuregime.. acaba yasiyor muydu, acaba karnini doyurmayi ogrenmis miydi, acaba arabalardan kacmayi biliyor muydu...
Mehlika kedilere dair herhangi bir sey duydugunda agliyordu.. ben her kedide tarcini goruyordum.. tum sarmanlara yaklasip merhaba diyordum. Genelde aldigim cevap benden uzak dur hirlamasi oluyordu..
Bir canliya emek verip sonra onu terketmenin ne kadar buyuk vicdan azabi oldugunu tum hucrelerimle duyumsuyordum.
Aradan gunler gecti.. tarcina olan sevgim hep benimle yasadi.. evet ben vazifemi yapmistim. Ona bakmam gereken zamanda bakmis birakmam gereken zamanda da birakmistim fakat o ince sizi kendine yer etmisti... belki de en bastan almamaliydim?...
Gecen gun libadiye cocuk akademisinde isim vardi. Goztepe koprusunun orda.. isim bitince bir arkadasimin nikahina yetismek icin aceleyle kosturmaya basladim. Duraga gittigimde sarman bir kedinin durak kenarinda dolandigini farkettim. Hemen yaklastim ve sevmek icin elimi uzattim. Ne kadar da tarcina benziyordu. Bu kedi, Diger sarmanlar gibi hirlamadi, Sevmeme izin verdi ve kucagima cikti. Tipki tarcin gibi patileriyle kucagimi oksuyordu. Bu hareketi baska hic bir kedide gormemistim. Gozlerine baktim, goz rengi ve hatta sol gozunun kenarinda surekli tekrarlanan yarasi ayniydi. Tuylerindeki kircillar ayniydi. Renk harmonisi, kuyrugunun bicimi.. olmasi gereken ay araligi.. her sey... bu kesinlikle tarcindi. Otobus gelene kadar bir on dakika onu sevdim. Hayatta olduguna sukrettim.. ve otobus gelince nikaha yetisme telasiyla otobuse bindim.
Sonra aklim basima geldi. Cengelkoyde kaybettigim kediyi allah mucizevi bir sekilde goztepede karsima cikarmisti ve bu tevafugun tekrarlanma ihtimali cok zayifti. Ya simdi ona sahip cikacak veya acaba iyi mi diye dusunmeye devam edecektim.. belki yine karsilasiriz umuduyla yasamaya da elbette.. ve hayat belki de bu ikinci sansi hic vermeyecekti..
Bir durak sonra aceleyle otobusten inip, ayagimdaki topuklu ayakkabilara, bacaklarima dolanan etegime umursamadan kostum. Ya yerinden ayrildiysa?
Gittigimde yine duraktaydi cok sukur.. kucagima alip taksi cevirebilecegim bir yere gitmeyi denedim ama izin vermedi. Yaklasik 5 ay boyunca sokakta yasamisti ve ister istemez yabanilesmisti. Yere biraktim. Yaklasik bir durak boyunca yanimda yurudu. Yanimdan Ayrilip bir sitenin tel orgulerinden iceri girdiginde evvet dedim bu macera da burda bitti. Geri gelmez artik. Son bir umitle seslendim; tarciinn gel oglum. Geldi.. ve her tarcin dedigimde yine bana yaklasti.
Taksi cevirip bindim. Onu artik eve goturemezdim. Fakat iyi bakilacagina emin oldugum bir yere birakabilirdim. Bulgurluya kadar takside kucagimda geldi. Hic bir taskinlik yapmadan ve beni korkutmadan..
Onu bulgurluda kendisiyle ilgilenecek insanlarin yasadigi bir siteye biraktim ve nikaha yetistim. Aksam cocuklari alip yanina gittim. Bahcede tarcin diye seslenir seslenmez yanimiza geldi ve cocuklarin yanindan hic ayrilmadan kendini sevdirdi..
Nerde oldugunu, ne yaptigini bildigimiz, arada ziyaret ederek sevebilecegimiz bir ortamda olmasi; kalben onu aramama, onu onemsememe, merak etmeme bir odul oldu..
Insanin hayatina giren sevgi sebebi, bedenlerin yoklugunda da sevilmeye devam ediyor.. bu bir kedi olsa bile..
Fakat yeniden bir kedi evlat edinmek istersek bunu cok cok iyi dusunmemiz gerektigine dair ciddi ve unutulmaz bir ders edinmis olduk boylece...
Hicri yilbasi.. muslumanlarin takvim baslangici. Yani milat.. zamanin merkezi.. milattan oncesi ve milattan sonrasi..
Miladi takvim diye bildigimiz modern takvim hz. Isa'nin dogumuyla baslar.
Neden hicri takvim hz. Muhammed'in dogumuyla veya kuran'in nuzuluyle baslamaz?
Milat.. zamanin merkezi. Mihenk tasi. Oncesi ve sonrasi olan kavram.
Hz. Muhammed'in dogumundan yaklasik 53, Kuran'in nuzulunun ilk anindansa 13 yil gecmesi gerekmistir hicri takvimin baslamasi icin. Kuran'in nuzulu muslumanlarin miladindan 13 yil oncedir yani.
Peygamberin dogumu veya ayetlere muhatap olmak buyuk degisimlerdir. Buyuk donusumlere gebedir. Ama milat degil. Hepsi milada birer hazirlik asamasi.
Peygamber dogumundan vahye muhatap olana kadar ahlakiyla insanlari Islam'a hazirlamis. Islam ise insanlari terbiye etmistir.
Kendi var ettikleri dunyadan, var edilmis bir dunyaya cevirmistir insanlarin gozlerini. Kendilerine varlik atfetmekten, vacibul vucudun varliginin karsisinda mumkun birer kul oldugu gercegiyle tanistirmistir.
Sahibim dedikleri ne varsa malikel mulke verilmistir sahiplikleri, kendilerinin birer misafir, birer yolcu, emanetci ve nazir olduklari bilincine erisilmistir.
Dunyada tek bir seyin gercekligi geri kalan her seyin geciciligini tebaruz ettirmistir.
Insanlar 13 yil boyunca hazirlanirlar.. neye? Farkindalik olusturduklari 'hakikat' karsisinda her seyi feda etmeye..
Aile, mal mulk, servet, konum, prestij, unvan, dost, tanidiklik, aliskanlik, konfor... ilanihaye..
13 zorlu yil.. hep bu son ontolojik sicrama icin bir hazirlik safhasi.. yunus gibi kacmak yok. Varlik katinda mucadele.. azim. Gayret.. bilinci her gecen gun yukseltme.. imanin mertebelerinde yukselis.. fedakarlik, digergamlik boyutlarini tecrube etme.. ahlaki ince bir nakis gibi isleme. Akletme.. fikretme.. her seyi sahibinden bilme..
13 yil ontolojik hazirlik..
Ve 13 yildan sonra hicret.. terketme... milat..
Evini.. bahcendeki hurma agacini, belki cocuklarini, ana ve babani, golgelendigin duvar kiyisini, sehirdeki makamini, kendi olusturdugun konforu, sahip oldugun her seyi.. Karsisinda hic bir (gorunur ve maddi) vaad olmaksizin.
Bulundugun kattaki maddi ve manevi her seyi sadece Allah icin terketme. Yerlerine yenileri gelip gelmeyecegini dusunmeksizin.
Yaratilis gayesine yaklastiracak yeni bir boyut icin o gune kadar yasadigin her seyi terketme.. sadece ayni yola bas koydugun insanlari alip yanina.. sana bu davada yoldas olacaklarin yanina tasinma.. hicret..
Hicret.. tarihin baslangici..
Hicret.. bir ontolojik sicrama. Dunden yarina..
Her sey hicret icindi.. tum o 13 yillik mucadele.. hepsi bu ana hazirlik..
"Lailahe illalah" "Lehul mulk" "ya baki entel baki" "entel rab ve enel abd" "bismillah" "hasbiyallahu ve nimel vekil" diyebilmenin hakikati hicret..
Mekansal bir degisiklikten otesi hicret.. bir varolus katindan daha yuksek varolus katina tasinmak.. "ben" ve "benim" dedigimiz ne varsa hepsini geride birakarak..
Semboller gerceklerin bir hatirlatmasi..
Kendi hicretlerimizi yapabilmemiz ve miladimizi olusturabilmemiz duasiyla.. hicri yilbasimizi tebrik ediyorum.. varolus bilincimizde sicramaya vesile olsun...
Sevgili the Okuyucu. Biliyorum ara ara gelip bakiyorsun buraya. Ne yazmis diye. Sonra dusunuyorsun bunu neden yazmis diye. Bugun bir yazimi sirf bu yuzden sildim. Yazdiklarimin benimle iliskisinin senin tarafindan kurulmasi rahatsiz ediyor beni. Hic bir sey, hic bir kimseyi dusunmeden ozgurce yazmak istiyorum. Bu yuzden bunu yapabilmek icin kimsenin bilmedigi bir blog acmak istiyorum. Kisisel gunluk gibi mahrem. Gece gordugum ruyalar gibi esrarengiz ve surpriz dolu. Kendimin bile kontrol edemedigi cumleler akip gitsin satirlardan istiyorum. Insan ozgur degilse yazmakta, yasamak bunun neresinde?
Uzun zamandir burdayim. Yer alti dunyamda.. katman katman yavas yavas indim. Kendim istedim. Duzenlemem gereken seyler vardi. Ehlilestirmem gereken yaratiklarim. Golgelerim vardi gunesimi orten. Bir kat belki, belki katlarca.. temizledim. Yeralti caglayanlarimi kesfettim. Kuduse yol tuttum icimdeki derinliklerden. Girdaplarla karsilastim. Hayretle izledim. Irmaklarin yamacindan yurudum. Yuruduk daha dogrusu bir veya bir cok kisiyle. Kisiler halinde gorunen benliklerimle. Derin bir nehirde yuzen balinalarin, ejderhalarin uzerindeki kanaldan gectim. Korktum.
Uzun zamandir burdayim. Kendimin derinliklerindeki magaralari izlemekle mesgulum. Denizlerim, dehlizlerim, karanliklarim var benim. Diplerden kurtardigim anneler ve cocuklar. Karanliga alisti gozlerim.
Daha da diyorum. Daha derine inmek istiyorum. Biliyorum yerin ustune cikmazsam daha derine inemeyecegim. Insem de kendim karsisinda maglup dusecegim.
Efendidir seytanim benim. Agir abidir. Duzenlidir. Temiz. Birden tum silahlarini dogrultmaz bana. Her katta baska bir sima. Bazen kadin bazen erkek. Her defasinda zeki. Oyaliyor su sira beni. Biliyor zira, Yenmek kadar yenilmek de var isin ucunda. Anlasabiliriz umuyorum. Ikimiz de rahmanin kuluyuz. Hatirlatabilirim. Bana hizmet icin yaratildin unutma diyebilirim. Sen var oldukca yukselecegim. Mert ol dusmanliginda. Ve sonra.. sonrasi allah kerim. Biz muhammet ummetiyiz.
Fakat su an tam da bu katta. Altlarin altinda.. duzenledim evet. Ama burasi benim yerim degil. Cikmam lazim aydinliga.. seytanimla karsilasmak icin once secdemi tazelemeliyim.
Fazla oyalandim burada.
Ey allah. Rahman ve rahim. Katmanlarin sahibi sensin. Ve sen her seyin daha iyisini bilirsin.
Yandim.. ve yaktim icimdeki bazi seyleri. Her gun ozenle icimdeki közü karistirdim. Alev aldi kimi zaman, kimi zaman icin icin yandi. Sondurmedim hic alevi. Bazen fakat, siddetli yakma arzum, atesin onune gecti. Tutusmadi bazen icimdeki fazlaliklar, parangalar, esaretler. Tekrar ve tekrar denedim yakip kül etmek icin. Kül.. icinden yeniden dogarsin. Bekledim. Kül olmakligim icin. Yeniden dogmak icin bana dair her seyin yok olmasini bekledim sabirla..
Simdi bakiyorum, kurcaliyorum icimdeki ates tapinagini. Küller icinde bir sey var.. yanmayan bir sey. Erimeyen bir sey.. yok olmayan.. bir demir cekirdek bu. Kışırlar yok. Kabuklar gitmis. Elbiselerim yanmis. Bedenim.. sesler ve kelimelerim. Ama bir sey korunuyor. Rahatsiz eden bir sey. Benim gucum yetmiyor buna. Beni benden almaya.
Tum yanginlar bunun icindi.Varligimi odun yapip atmakligim bunun icindi. Her sey yandi o demir cekirdek, yutulmayan, yutulsa hazmedemedigim, mahiyeti nedir bilmedigim saf huzursuzluk, bir o kaldi kaskati, tapinagimda.
Bana baska bir ates lazim.
Dogudan gelmeyen, batinin bilmedigi.
Yeryuzunde benzeri gorulmeyen.
Bir yildiz cekirdegini eritmek icin,
Bildigimiz goklerin otesinden..
Bana bir ates lazim.
Ben ki bir ates tapinagiyim lakin artik
Kandil olmaya raziyim.
**
(Sildigim bir yazinin tekrar ekrana dusmesi)
Cok az sey gorundugu gibidir demisti Senayhanim.. o cumle mih gibi saplandi beynime.. cok az sey gorundugu gibidir.
O vakitten bu yana guluyorum yorumlara.. hayat hakkinda, insanlar hakkinda, yasantilar, karakterler, olaylar hakkinda yapilan konusmalara..
Engin analiz gucumuzle, ne kadar kolayca sebepler ve sonuclar arasinda baglanti kurabiliyoruz.
Su olaydan sonra o cok degisti.. su adam/kadin ne kadar da soyle.. soyle yapmasaydi boyle olmazdi. Ah bizim nedensellik konusunda sasmaz dogrularimiz.
Cok az sey gorundugu gibidir.
Belki hic bilmedigimiz bir irmak akiyordur icinde, irmagin sesinden duymuyordur seslenislerimizi.. belki yorulmustur yasamaktan.. belki bizim gibi insanlarla muhatap ola ola eksilmistir yasamdan..
Kimbilir cok sevdigi bir denizde vurgun yemistir. Bir sure koturum kalip iyilesmistir de bu yuzdendir kuskunlugu denizlere.
Belki kucuk bir tasa ayagi takilinca kirilmistir da bacagi, korkmustur yolda yurumekten?
Belki diyorum baba dedigi adamin tacizine ugramistir zamanin bahrinde. Guvensizligi bu yuzdendir herkese. Guclu gorunen, acimasiz gorunen yuzunun otesinde olesiye korkan bir cocuk gizlidir.
Aldatilmistir dostlari tarafindan. Bir kaplumbaga kabugunda sarkilar bestelemistir belki.
Sessiz bir duvarin karsisinda duvak acmistir da lal olmustur zamanla dili. Neselerini sigara sondurur gibi sondurmustur insanlar, keyifsizligi bundandir kimbilir.
Bir kitabin icinde kendini bulmustur da hayattan cekmistir elini etegini..
Belki uc kurusa peskes cekilmistir sevdigi adam tarafindan. Hayatin ve sevginin ucuzlugunu gormustur gozleriyle.
Kopru basinda dilenmistir annesiyle birlikte, cocuk bedeni uzerinden neler elde edildigini ogrenmistir. Kufretmistir anneye, merhametin boylesine, para veren ellere..
Babasi yerine konulup da evin erkegi olmustur kucukken? Baskalarinin hayalleri ugruna vazgecmistir oyunlarindan.
Ulkulerine gencligini feda etmis ama ulku dedigi seylerin buyuk hesaplarin maşasi oldugunu anlayip yorungesini sasirmistir dunyasinin.
Belki cocukken maşa mi, kemer mi, bijon anahtari mi, sopa mi, elle allah ne verirse mi diye sorulmustur babasi tarafindan. Peder beyin ickili geldigi geceler eglence olsun diye.
Gece uyurken genc kizliginda, saclarindan suruklenerek uyandirilip iyi temizlemedigi fayanslara vurulmustur basi?
Belki biraz felsefe okumustur, tarihte gezinmistir; antropolojiye, teolojiye, toplumbilime merak salmistir da dunya denilen seyin ne kadar edna bir mekan oldugunu dusunmustur. Camurda oynayan domuzlarla, camurdan medeniyet insa eden insanlarin kavgasinin suregidisine sasirmistir.
Aynalarin dogru gostermedigini idrak etmistir. Mercekleri bozuk yansimalari kirmistir belki.
Hayat denilen seyin yok oluculugunu erken farketmistir de olmeden ölmüstur belki. Ölmüs ama yeniden yeni bir bilincle dirilememistir henuz.
Tanri olmadigi bilmistir de insanlari izlemeye karar vermistir belki. Izlemek dinlemek.. varligini sahitlikle sinirlamistir.
Kimsenin hatta kendinin pek de gozde buyutulecek seyler olmadigini hissetmistir. Evrendeki mikroskobik varliga yukledigi anlamlari geri almistir belki..
Belki de bizim hic aklimiza gelmeyen milyonlarca secenekten biri sebebiyledir su an gordugumuz kisi olmasi. Yorum yapmak yerine sadece yaninda dursak ya.
Dun, facebookta "hac arafattir" hadisini hatirlattiTaha Kılınç..
Umre ziyarerindeki arafat gezimin hatiralariyla arafata gittim hayalen...
Iki mucrim kulun.. kadin ve erkek olarak ayri ayri dunya surgununu yasamasi.. pismanliklari.. tevbeleri.. yarimliklari.. yarimliga surgunleri.. ve sonra..
Arafat... tevbenin kabul edilisi.. surgunun bitmesi. Yarimligin tamamlanmasi.. kadin ve erkek iki muminin tekrar aynalariyla bulusmasi.. adem ve havva.. kadin ve erkek.. tamamlanmasi.
Arafat dedim.. birligin vucut bulmasi. Insanin icindeki oteki'siyle oteki yarimiyla barismasi hallesmesi.
Nefsini ruhuna iltihak ettirmesi. Cennetti cehennemi yasayip bunu dunya sahnesinde birlemesi. Esitlemesi. Hiclikten varliga ermesi..
Arafat.. ikiliklerin teklikte erimesi..
Bu dusuncelerden biraz sonra Senay hanim, arefe ne demek diye sordu.. arefe ne demek?
Arefe.. ben bilmenin etrafinda donup dururken daha cok ibrahim ve ismail hakkinda dusunurken.. o arefeyi arafata mimledi. Bilmeyi de yanina ekledi.. kendini ve rabbini tanima..
"Bu gun Hz. Ademle Havvanin Cennetten yeryuzune indikten 300 yil sonra Arafatta kavustuklari gun.
300 yil aramislar birbirlerini...
Insanda Anima ve Animusun dengelenmesi, Kendini/ Nefsini yeniden tanima ve TAM olma, Bayram anlamina mi geliyor acaba?"
Evet.. bayram.. arefede arafatta tam'liga ermenin bayrami..
Allah tamamlasin. Cokluklari, ikilikleri birlemeyi.. kendimizden surgunlerimizi ariflik ile vuslata erdirmeyi.. celal ile cemali, kadin ve erkek yonlerimizi, maddi ve manevi bedenlerimizi nefsimizin seyahatinde tek'lemeyi nasip etsin..
Bayramimiz bayram olsun.. mubarek olsun..
Kulagina egilerek fisildadim; kendiniz cok zeki ama calsimiyor hanimefendi..
Sonra bu halimden utandim. Onun da bildigi seyden farkli az sey soylemistim. O da kendisinin calismadigini biliyordu ama zeki oldugundan emin degildi.
Zihnini dedim toz toprak kapliyor. Zehirli tozlar bunlar. Hic bir seyin yetismesine izin vermiyor. Hasbelkader hudayi nabit biten seyler var ama kendinizle ilgilenmeniz lazim artik. Zaman yeterince gecmedi mi?
Kendiniz dedim hanimefendi, hareket halinde dusunen insanlardan. Elinden tutup yuruyun onunla. Sizsiz disari cikamiyor. Yurusun cok yag baglamis gobegi, pardon zihni, yaglarini biraz yaksin izin verin. Kivilcimlar tutussun beyninde, sonra o kivilcimlar yangina donussun. Korkmayin efendim o yanarsa bir yildiz gibi yanar izin verin ışıldasin..
Kitap kokusu iyi geliyor ona, kayitsizca gozlemlemek insanlari, yalniz kalmak sizinle, aciktiriyor onu hayata karsi.
Aciktiginda guzel kitaplarda sunulan kelimelerden bir sofra kurun ona. Harfleri verin eline ustuste eklesin biteviye. Heyecanlandiran insanlarla konussun izin verin. Kucuk bir cocuk gibi sorsun; bu ne, neden diye
Duyarli bir kendiniz var. Lakin Unutmus yasami. Yururken gosterin ona. Bak bu deyin sonbahar ruzgari. Bu baharin ilk tomurcugu, bu damlacik denizden, yagmurlarla dokulecek uzerimizden.
Aglasin izin verin duygulandiginda, hirpalamayin lutfen kendinizi, istedigi gibi yasasin. Insanlarla konusmak, sakarliklar yapmak, gulmek, aglamak, kizmaktan baska ne kotuluk yapabilir insanlara? Kendinize guvenin rica ederim. Otelemeyin daha fazla.
Civa gibi bir kendiniz var masallah. Katiliniz de olabilir, can seli olup tasirabilir de yasaminizin coskusunu. Olebilir, oldurebilir hayati. Rica ederim hanimefendi guzel bir kap sunun ona.
Mutlaka sizinle konusmasina firsat taniyin. O sizinle konusmak istediginde tableti, bilgisayari, telefonu bi zahmet saklayin. Dinleyin onu. Demeyin zamanim yok. Mesgul bir kadinim ben. Aman hanimefendi heba etmeyin kendinizi.
Siz de konusun onunla egilerek kulagina. Sarkilardan bahsedin. Masallar soyleyin. Hayaller kurun birlikte. Biliyorum efendim bilmez miyim, ne zamandir hayal yetismiyor topraklarinizda.
En iyisi siz once ne yapin biliyor musunuz, fareleri temizleyin. Fareler biterse zamaniniz dokulup gitmez ambarinizdan. Enerjiniz yok olmaz boslukta. Kendinize, bir dunya kurmasi icin izin verin.
Insan annesiz babasiz evlatsiz essiz yasar. Ama kendi olmadan yasayamaz. Lutfen efendim kendinizi kaybetmeyin.
Eger sozlerimi dinlerseniz kendinizdeki cevheri farkedebilirsiniz. Step by step ilerleyin. Kendinizin size olan ihtiyacini gidermekle baslayin ise mutlaka. Zaman ayirin, sevdigi seyleri yapin, programsiz bir boslukta kendinizi dolastirmayin, sefkat gosterin, disiplini elden birakmayin.. bakin zamanla kendiniz nasil da konusmaya baslayacak hayatin dilini.
Efendim haddimi astim affedin. Kimsesiz kalin ama kendisiz kalmayin rica ederim.
*
Yol boyu konustum kendimle. Beni anlamasi icin. Ikna oldu sanki. Oturdu bu anlasmayi kagida doktu. Umuyorum bu seans da bir adimdir bana ulasmak icin.
Ara verdigim bir kitaba uzun bir zaman sonrasinda geri dondum.
Kokular, sarkilar, sesler hatta havanin durumu insan bedenine kodlaniyor..
Bir sarkiyi bir donem sıkca dinlemisseniz, yillar sonra ayni sarkiyi dinlediginizde o eski gunlere dair fotograf albumu cikiveriyor hafizanizdan..
Ben bu serin havayi hatirliyorum dedim balkonda hirkama sarilirken.. bazen fotograflar siliniyor ama duygusu yakaliyor gecmis gunlerin..
Uzun zaman sonrasinda ele alinan bir kitap.. 76 sayfa suren bir cumleciginin 20. araliginda 'ben bu kitabi bir yerden hatirliyorum' dedirtti. Bir animsayis..
Halbuki nasil da unutkanimdir. Belki sirf bu yuzden olur olmaz her yere cogu kez gunluklere not tutuyorum. Bir gun her seyi unutacagimi bildigim icin kendimden bir tur ozur dileyis belki.
Ve sonra ne notlari ne gunlukleri saklayabiliyorum.. yasadiklarimdan belki de, gereksiz her sey siliniveriyor. Isimler cisimler espriler eglenceler aglamalar paylasimlar hepsi. Bir tek duygular belki. Eksilerek. Ne aci.
Nergisi cok severdim bilgisi mevcut, ama hatira kayitlari cok az. Yeterli arsivleme yapmamisim. Cok fena. Nergisi hala seviyorum. Ama eski tutkuyla degil. Bazi yillar nergis almayi unutuyorum. Bazi zamanlar alsam, bu defa da koklamayi. Ama evde oldugunu bilmek iyi geliyor. Yaslilik boyle bi sey belki de.. şey'in ozunu sevmek.
Cocuklugumdan yadigar gunluk tutuslarim. Ilk gunlugum 9 yasimdayken babamin tesvikiyle olmustu. Sonra yine uzun bir ara. Liseden sonra bugune dek arada pörtleyen arada sakinlesen bir yazma meraki.
Gunluklerimin adlari oldu genellikle. Cogunu unuttum. Hatirladiklarimdan biri; necm-i rahsandi. Parlak yildiz. (Sonra bu adi, ismi rahsan olan bir arkadasim calmis ve bilmem kacinci cilde gelen gunluk dizisine ad olarak vermis. Gecen bunu bana anlatinca vayy super dedim ona. Vayy cakal demeni beklerdim dedi. (Iste yazinin icinden edebiyati cikarirsan boyle detay seyleri de yazmakta bi beis gormezsin) yoo dedim iyi olmus hakkini bulmus. Zira ben o gunlugu imha etmistim)
Baska bir gunlugumun adi da sitare'ydi. Yildiz. Astrolog, gok bilimci, astronom felan da diilim ama karanlik goklere bi ilgim olmus zannederim. Bu gunlugun akibeti de yok olmakti.
Osmanlica tuttugum bir gunlugum vardi. Cok severdim onu. Gunluk tutmanin yasak oldugu ve kendimi yalniz hissettigim bir ortamda tutulmustu. Bu bile onun akibetini farkli kilamadi. Kendisinden haber alinamiyor.
Arada irili ufakli pek cok gunluklerim oldu. Fakat hemen hepsi (Sadece mehlikaya hamileyken tuttugum gunlugu sakliyorum. Onu da bana kalsa yok ederim aslinda ama o zamanki yaseminin hayaline hurmetsizlik etmek istemiyorum. O gunluk mehlikaya hediye edilecek ins) yokluk alemine irtihal ettiler. Arada dedigim, sanal gunlugume kadar olan arada.
Ruzname. 7 yillik sanal gunlugum. Onu da kilitledim. Yazilarinin tozunu almiyorum. Donup bakmiyorum da satirlarina. Nemlerini kurutmak icin havalandirdigim da soylenemez. Ac biraktigim su vermedigim de dogrudur. Ona gun yuzu haramdir. Lakin silip atamiyorum da yazilarini nedense.
Kacak katta ruznamenin aksine (o bir gunlukse de aristokrat bir havasi vardi) cok daha alelade kelimelerle gunlere mim dusuyorum ara sira. Gun gelir buranin da vadesi dolar, deprem sonrasi yonetmelige uygun, daha konforlu ve modern bir site icin blogsal donusume ugrayabilir. Ya da metruk bir sehir gibi doganin kucaginda yeniden filizlenir.
Hatira hafizasi baliklarla es deger, duygusal hafizasi korelmis biri, bu gece eski gunluklerini, bitmeyen bir cumlenin 20. sayfasinda bir animsayistan yola cikarak hatirladi.
Beynimiz cok acaip.
Karsimdaki insaatin en yuksek katindan beyaz baretli bir adam asagi bakiyor. O bir muhendis. Insaatta ayricalikli bir konuma sahip. Yetkisi var, emir veriyor, denetim yapabiliyor.
Fakat tum bu ayricaliklarina ragmen insa ettigi bina ve binanin icinde oldugu site onun degil, ona sahip degil. Satamaz ve kullanamaz. Sadece bir dairesi maasinin onlarca kati.
Bir insaat icin ust duzey sorumluluga sahip olabilir. Fakat tum o sorumluluk sadece ay sonu maas demek.
Insanin emegine yabancilasmasi.. mecburiyet belki. Bir isin sadece bir kismini sen yapiyorsun, tamamini degil. Ve is bitince bir baskasinin ismi, etiketi ile sunuluyor piyasaya. Kazanan patron veya sirket!
Muhendis icinde bulundugu insaatin en yuksek katindan asagi bakiyor. Ben de bulundugum yerden ona ve insaata.. acaba baktigimiz yerde gorduklerimiz kesişiyor mu?
Babam bir kac aydir kurban etmek uzere koc bakiyor. Aldiginda henuz kuzuydular. Simdi buyumus olmalilar.
Babamin hayvanlarla iliskisi garip. Senin hayvanlarin normal degil diyorum ona; Hepsininin bi kisililigi var.
Bizim cocuklar sevsin diye ordek almisti. Erkegin adi paytak. Disiyi bilmiyorum. Babam istanbula geldiginde paytak ve disisine bir komsu bakmisti. Babam koye gidince aldi tekrar. Disiyi kuluckaya yatirdi. Disi kuluckada olunca bizim paytak diger hanim arkadaslarinin yanina, yani komsu kumese gidiyormus. Babami gorunce de soylenmeye baslayip hizlica bahceden cikiyormus. Sonra komsu kumesten kovuluyor yine soylene soylene bize donuyormus. Babam bahcede nereye gitse bizim paytak arkasinda.. geveze geveze sohbet ederek babamla...
Koye gidince sahipsiz bir kedi bir kopek bulup besler babam. Kedi de kopek de bir daha ayrilmazlar pesinden.. hem terbiye eder hem ilgilenir. Nasil oluyor bilmem garip bir bag kurulur aralarinda..
Balkonda guvercinler icin bir kose.. su ve yem ayrilmistir mutlaka..
Bu yaz gittigimde ev kapisinin onundeki minik sahanlikta 4 koc beklesiyordu. Cok komik bir goruntu. Daracik yere sigismis sanki kopek gibi beklesen 4 koc. Napiyolar bunlar dedim. Babanin cikmasini bekliyorlar dedi annem. :))
Normalde suru onden, coban arkadan yurur. Bizimkiler babamin arkasindan yuruyormus. Babam durunca durup, o gittikce gidiyorlarmis. Babam onlari otlatmaya goturup oturdugunda gelip yuzlerini babamin yuzune suruyorlarmis.
Az kaldi.. kurbana surda ne var.. gitgide gelisen bir iliski.. sanirim ibrahim biraz da boyle olunuyor. Sevdiginden vermek.. hatta sevdigini vermek..
Babam, "alismamaya calisiyorum" diyordu bastan; "ama gelip kuzular pacama surtunuyorlar beni sev diye". ne kadar kurban niyetiyle alinsalar da, sevmeyecegim dense de seviliyor emek verdigin..
Sanirim nasipse babamin gercek kurban seramonisi bu yil olacak.. allah mebruk etsin simdiden..
Gecen fatima nur kutuphaneye geldi benden evin anahtarini almak icin. Bahce kapisina gelince mesaj atti geldim diye. 5 dakika sonra kapiya yaklasmistim.
Kapidaki guvenlik gorevlisi -ki kendisiyle selamlastigimi bile hatirlamadigimi utanarak soyluyorum-;
kardesin geldi anahtari almak icin. Kutuphaneye gitti simdi gelir dedi.
Siz nerden biliyosunuz dedim.
E cok benziyosunuz dedi :)))
(Bundan 5 dakika oncesine gidiyoruz...)
bahce kapisindaki guvenlige gidince
Fatma Nur: Ablamdan anahtari alicam iceri girmem lazim.
Guvenlik gorevlisi: ablan iceride, az once geldi. Kutuphaneye gecmistir...
Fatmanur: nasil yani???
Guvenlik gorevlisi: e cok benziyosunuz!
*
Ne benzerlik ve ne dikkattir. Pes! :D
Kac kez dagildi bu tesbihin taneleri..
Sabirla topladim her seferinde diyemem.
Bazen biraktim uzun sure oylece kaldi dagildigi yerde.
Bazen vazgectim dizmekten. Zikrimi hiclikten yana yaptim.
Bazen buyuk bir mesakkatle dizdim tekrar ardi ardina.
Her defasinda baska boncuklar karisarak arasina.
Dahlim olmadi tanelerde..
Kimi alev kehribar.. kimi sarisindan..
Kimi ametis, inci ve mercandan..
Bazilari cam bazilari elmas.
Akik veya plastik.
En sonunda birbirinin ayni olmayan tesbihlerdi elimde tuttugum, tutundugum.
Ya zikrimden, ya tanelerden yahut ipin kalitesinden dagilmasinin onune gecemedim.
Belki subhandan hamde gecmek lazim.
Veya cekmek lazim icinden cam olanlari ya ki elmaslari.
Belki de ipi degistirmek gerek
Zaaf hallerinden feragat ederek.
Bir kez daha diziyorum su sira boncuklari ardi ardina..
Subhan sensin. Hamd sana. Kemal ile gormeyi nasip et bana..
Ve tekrar dustugunde elimden taneler, kalbimi musebbih kil sana.
Momentum sarkaci.. bir topa vurdugunda suregen sekilde devam eden hareket.
Bir kez vurman yetiyor.. sonrasinda bir bastaki bir sondaki top defalarca yinelenerek ayni hareketi yapiyor ta ki biri bunu durdurana dek..
Gozumde bir moment sarkaci. Uyumsuzluga dair..
Sonsuz ve yinelenen uyumsuzluk..
Tak... tak.. tak.. tak.. tak.. tak... tak....
Biri bunu durdurmali.
Benden istedigin nedir rabbim diye sordum bu gece..
Neyi gormemi istiyorsun goremedigim?
Hangi gomlegi soymaliyim eynimden?
Icmemi istedigin sifa hangi zehrin icinde gizli?
Donup duran felek neyi isaret ediyor?
Surgun ve imtihan..
Yollar ve dikenler..
Tuz ve civi..
Yanmak ve yanisi kavramamak..
Ben buyudum de mi bu sahnelere koydun beni
Buyu mu diyorsun ya da..
Kaniyorsan, bir varlik atfediyorsun, atiftan vazgec..
Aciyorsa, bir kalbim var diyorsun, kendine hamletme..
Agliyorsan, rolunde acemisin, usta ol.
Beden ve icindekileri emanet, sahip zannetme..
Bunlari mi diyorsun?
Ya da rol sec, kostum bic, sahne kur mu diyorsun?
Rabbim gosteriyorsun goremiyorum.
Gozumu gonlumu ac.
Ve imtihani oldugum insanlari azad et benden..
Ben cocukken anneannemin horozlu bir saati vardi. Az cok hala hatirimda olsa da emin olamadigim bir oda konsepti hatirliyorum. Tvnin oldugu odadaydi. Kapidan giriste sagda bir seyin ustundeydi. Bu sey, eski konsollardan biri olabilir. Pek emin degilim. (Demek ilgilimi ceken bi sey yokmus icinde) o sag sirada tv ve telefon da hatirliyorum.. bir de radyo vardi evde. Hani su bildiginiz antika eski radyolardan.. Ama evin neresindeydi tam kestiremiyorum. Arka odada da olabilir.
Simdi nerede o horozlu saatlerden gorsem (ki kendisini hic goremedim. Karikaturlerde bir tema, fotograflarda bir obje artik sadece) o cocukluk gunleri gelir aklima. Anneannemin evi... odalar.. hatiralar.. duygular.. birden bir cocuk olurum tekrar.. ama bir buyuk gibi burnum sizlar..
Ne kadan cok Rammstein yuklemisim ben bu telefona yaf.. iki sarkidan biri dicem dogru olmicak. Uc rammstein, bir tane baska sarki..
Aksama dogru kiyafetlerim siyahlasiyor. Dudaklarimda siyah bir ruj. Tirnaklarim uzuyor.. gozlerim kirmizi bir cukura donuyor..
Bir isyankar ruh.. sehri parcaliyorum felan. Yarasar cikiyor bedenimden. Kollarimda kanatlar.
Resmen evrim geciriyorum. Arada charles aznavur ciktigi icin evrimim gecikiyo. Yoksa iki saatte insani baska bi seye donusturur bu adamlar.
(Tam 7 albumu varmis telefonumda. Simdi baktim da yuh)
Malum evde yalnizim bir kac gundur. Gunduzleri problem diil de (cunku gunduz evde diilim :p) yasliligin getirdigi bi sey midir nedir kutuphaneden eve donup karanlik oldugunu bildigim eve girerken biraz tirsak hissediyorum.
Odalardan odalara gecerken de.. hafif bir gerilim edasinda ama sogukkanliligimi koruyarak yuruyorum koridordan. Gozlerim mutemadiyen evde degisen bi sey var mi modunda; "Hmm az once bu odanin kapisi acik diil miydi?"
Biraz once de yine holden gecerken yere serpilmis gul yapraklari gordum. Tirim tirim.. gerilim saniyeleri..
"hmm ben gul yapraklarini yere serpistirdigimi hatirlamiyorum.. peki bunlari kim buraya getirdi.." "acaba gizli bir hayranim mi var.." "ya o hayran pek de hayran degilse.."
gerilim artiyor.. artmasi lazim. Ama serinkanliyim. Cigligimi aci gercekle yuzlestigim ana biraktim...
"Gunduz Zeynep gelmis olabilir mi? Hayir canim, gelse bana soylerdi. Hem ben eve girdigimde bunlar yerde degildi"
Yazarken uzun saniyeler alsa da aslinda bir suru dusunce sadece bir kac saniye icinde geciyordu aklimdan..
"Bu gul yapraklari daha evvel nerdeydi?"
Ahha dogru soru. Bi de cevabi hatirlayabilsem..
Tabi ya.. Kucuk odada kapinin hemen yanindaki servisin uzerindeydi..
E sonra? Sonrasi iyilik guzellik.. ruzgar nefes etmis, yapraklar koridora sacilmis. Vee kucuk odanin kapisi kapanmis. Bu kadar! (Acaba ruzgara kimin nefesi sinmisti?)
Son cumlenin edebiligine bakmayin. Kucuk odanin kapisini acmaya henuz cesaret edemedim :p
Bu arada ben, gerceklerin hayalleri oldurmesinden cok, hayallerin gerceklesebilecekleri oldurebilecegine de inanirim
#inanmaksart
Nasip kelimesine inanir misiniz?
Nasip kelimesinin arkasina saklanir misiniz?
(Oyle farkli ki ikisi. Birinde ceht ve teslimiyet, digerinde tembellik ve sucu baskasina atma soz konusu.)
Eger dindarsaniz (ki basortulu olmaniz sizin dini tercihlerinizi direk ele veriyo) ve biri sizin bi seyleri temsil ettiginizi, kendisinin de baska bi seyleri temsil ettigini dusunuyosa ve sizin temsil ettiginizi dusundugu seylere karsi bi ofkesi varsa, sizi buldugu yerde sozleriyle tokatlamayi bi marifet saniyo. "Huh su basortulunun ustunde sozlerimle tepinip 120 kalori ofke yakmisim. Abi hafifledim baya"
Gecen burda basortulu olmayan bir hanimla konusuyorduk. Doktora tezini kitaba cevirmeye calisiyormus. Konu, nazim hikmet memleket hikayeleri. Sosyoloji edebiyat sinemografi ucgeninde bir tahlil. Ben kendimden gecmis dinliyorum. Buyulenmis gibi adeta.
Sonra adamin biri kadin konusurken soze girip konudan tamamen bagimsiz bir sekilde, "hukumet", "gelenek", "din", "kadinin din adina somurulmesi", sanatcinin buna bir dur demesi gerektigi ile baslayan bir dunya cumleyi, icindeki bana giydirme arzuyla yanip tutusup pisirerek servis etmeye basladi.
Baktim abi eldivenlerini giymis boyuna vuruyordu.
Bu durumda ya susup kaderime razi olup bu dayagi yiyecek. Ya afedersiniz ama sanatcinin gorevi diye baslayan ordan sosyolojiye uzanan bir dizi yumruk siralayacaktim. Ve tahminime gore amca da bu iki muhtemel tepkiden birini bekliyordu.
Karar ver yasemin hangisi?
Hic beklemedigi bir yerden hamle yapmaya karar verdim.
Son derece hararetle konusurken amca. Elimle ona sert bir dur isareti yapip; bi'dakika dedim.
Sonra da kadina donup tanistigima memnun oldum deyip kalktim.
Simdi o dusunsun'du.
Muhbir gibi kulak misafirligi;
Adam afganistanli. (Ama bizim asyali turklere benziyor.) Nerde dogmus bilmiyorum. Ama universiteye kadar iranda yasiyor. Universiteyi turkiyede odtude okuyor. Yuksek lisans sabanci universitesi. Doktorayi teksasta yapiyor. Ingilizceye turkceye ve farscaya hakim. Uc ulkeyi de cok iyi taniyor. (Aile baglarindan afgan kulturunu de bildigini dusunuyorsunuz) Bir turkcesi var o kadar olur. Konusunca turk zannediyorsunuz. (Hadi amerika neyse de afganistan ve iran nedense uzak geliyor. :p)
Cok kimlikli cok vatanli insanlar cogaliyor. Vatan kavramini yeryuzu olarak anlamak guzel bi sey..
Kutuphanede aksam olmak uzere. Ben niyazi col, ahmet altay, cihangir bayburtoglu, yusuf kot, elif busra ve su an yazari aklima gelmeyen bir radikalin gunlugu ile cafcaf gezisi yapiyorum. (Ve neden bunlari buraya yazdigimi bilmiyorum.)
Hepsi birbirinden farkli dusunce yapilarina sahip insanlar. Cihangir bayburtoglunu ne zamandir facebooktan takip ediyorum mesela. Bugun niyazi col mahlasiyla yazan erhan basin twitter hesabindan gectigimiz secimlerde demirtasa oy verdigi izlenimi edindim. Cizgilerinden islamci olmadigini dusunuyordum zaten. Bir radikalin gunlugu cok islamci mesela. Yusuf kot ise dindar. Yani kendilerini bilmiyorum koselerden bahsediyorum.
Neden bunlari yaziyorum cunku kendini islamci olarak tanimlayan asim gultekinin tum bu farkli insanlari ayni dergi icinde bulusturabilmesi hem basari gibi geliyor bana hem de islamciligin seyri hakkinda bir dusunce veriyor.
Misal, necip fazil, borozan dergisinde bu isimleri birlestirebilir miydi? Gerci onun dergisinde de marxist biri cizmisti fakat ekonomik sebeplerle. Ve necip fazilin sansurune razi kalarak.
Cafcafta da isler ekonomi uzerinden mi yuruyor sadece? Yoksa artik baska baska kesimler arasinda hosgoruye dayali bir tesrik-i mesai sozkonusu olmaya basladi mi?
Turkiyede mizah dergisi deyince isler cok da parlak olmamis bastan beri. Her ne kadar arenaya sonradan katilsalar da bu bahsettigim durum sadece islamci mizah dergileri icin gecerli degil.
Donem donem sivrilen iyi satan dergiler olmus ama o donemde tek. Yani mizah dergilerinin geneli adina bir mizah tuketimi pek de yuz guldurucu noktaya ulasamamis.
Sonra sonra mizah makes buldukca dergilerin karsisina beyaz cam cikmis rakip olarak. Tvdeki komedi programlari mizah dergilerine olan ihtiyaci azaltmis.
Simdi de internetin cok cok guclu bir rakip oldugunu dusunuyorum.
Twitterda yapilan paylasimlar, mizah siteleri, capsler ve daha niceleri mizahi hayatimiza daha fazla katmakla birlikte mizah dergilerine olan ihtiyaci azaltiyor olabilirler.mi?
Bastaki soruya geri donersem, yani farkli dusunce sahiplerinin cafcafta bir araya gelmeleri bir zorunluluk mu, yoksa bir ekibin basarisi mi, en azindan editorunun?
Bugun diye soruyorum kendime, bir mizah yazisi yazsam veya olaki iyi bir karikaturist olup karikatur cizsem bunu yayimlatabilecegim kac dergi var ki? Cafcaf bu anlamda bir firsat belki de.
Fakat niyazi col icin degil. Yani firsata ihtiyaci oldugunu dusunmuyorum. (Burda cizgileri usta olan ahmet altaya hic girmiyorum zira dusunce yapisi zaten muhafazakar mizahla ortusuyor.) Niyazi col yani erhan bas sahiden iyi bir cizer. Iyi bir de dusunur. Yani penguende cizmek istese ya da lemanda, kimse ona hayir demezdi sanirsam.
Bi de sahiden bu yazilari neden burda yaziyorum ki.. eger tez gunlugu ise okuyoruza eklesem daha iyi. Yok gevezelikse.. of benim neden gevezelik yapmaya ihtiyacim var ki..
Neyse yazmaya devam edersem psikanalatik analizlere girmeye baslicam.
Ha evet en basta ne demistim. Kutuphanede aksam oluyor. Harika bir farisi bir sarki kulakligimdan ruhuma akiyor.. cerag refti.. ne diyor hic bilmiyorum.. ama beni benden goturdugunu biliyorum..
Sanirim acim. Ama yalnizken insan yemek de yemek istemiyor. En az iki saat daha burdayim. Istanbulda aksam geceye erisirken.. ve ben derse her donusumde varolus problemleriyle karsilasmisken.. merhaba charles aznavur. Benimle biraz derse var misin?
Bugun Nilay ozerle tanistim. Kasimda bir kitabi daha cikacak. Edebiyat, sosyoloji ve sinema ucgeninde bir nazim hikmet, memleketimden notlar cozumlemesi. Ic giciklayici. :) ciksa da okusak
Bu gece meteor yagisi var. Dun de vardi sanirsam. Yarin da olacakmis galiba. Ben baktim goremedim. Istanbulda olup da gorebilen var mi? Oldugunu zannetmiyorum.
Cunku sehir isik kirliligi icinde. Var olan goksel bir soleni izleyemiyoruz.. ama yok da sayamiyoruz, reddedemiyoruz da. Var ama goremiyorum diyoruz.
Hayatimizdaki pek cok baska guzellik icin "yok" demeden once de bi dusunmek lazim belki. Sakin icimizde bi seyler kirlenmis olmasin?
Goktasi yagmurunu izlemek icin daha tenha, karanlik yerlere kacmak lazim..
Belki de guzellikleri seyretmek icin de icimizde bir yerlerde boyle korunmus bolgeler olusturmali.. tenha ve sakin.
#kendimenotlar
Ask ne diye sorsalar.. (cok sey soylerim.. :p) cocuk asktir mesela. Dostluk.. es.. hayata inanc.. kendine inanc.. seni yoktan var eden yaraticiya iman.. varligini sevgiyle hatirladigin bir sima.. acan bir cicek dagin basinda.. gokyuzu ve sema.. yildizlar sonra en karanlik gecelerde sana goz kirpan. Dallari budanmis bir agacin filiz vermesi yeniden. Hepsi bunlarin ask hanesinden.
insan derim basli basina asktir mesela. Rahman suretinde yaratilan. Savasan. Imtihan edilen. Gunah isleyip pisman olan. O aciz ve essiz insan.
Muzik, bir sanatkarin elindeki firca, sayisiz duyguyla orulmus misralar.. hepsi ask..
Cocuklarinin basini oksayan bir baba. Recel kaynatan anne.. kosedeki kunduraci, marangoz ve suvari.. cicekleriyle ilgilenen bahcevan. Terleyip helale razi olan..
Gece ve gecedeki dusunce.. gunduz ve gunduzdeki sa'y.. isik ve karanlik.
Derdin icindeki sabir. Sabirla beslenen inci. Inciyi saran sadef..
Bunlari goren gozler.. zehirden bal damitan kalp.. furkan olan akil..
Ask.. ask.. hem vallahi hem billahi hepsi ask..
ve tabi bir de istanbul.. kasemlerle bin defa ask..
ne çıkar yaraya basılan tuz
damarımdan geliyorsa nicedir
yokluğun mu yara
uzaklığın mı tuz
biz çiçeği dalda seven sefiller
küçük bir yarada aşkı bulmuşuz
ne çıkar kan dökmüşsen başımdan
hafızamı da dökmedin ya
dostluğun mu yasak edilen
ellerin mi beyaz
biz gurbeti kanla hatırlayanlar
birazcık ağlarız sineriz biraz
ne çıkar bir çehre bulmuşsam umulmadık
gök gibi sürgün ceberrut hasbi
gözlerin mi emanet
gönlün mü şehla
biz öfkeye çanak tutan güruhuz
toprağı da öperiz aynı iştahla
ne çıkar yan bakan fedailere inat
adını ağzımda şeker etmişsem
adın mı bozdu düşlerimi
mazin mi saklı
biz hikayesine azap sokanlar
asırlardır ad koymaya yasaklı
ne çıkar servetim aklım cigaram
uzun akşamlara yetmediyse
evin mi karantina
masken mi safir
biz sokağın topal köpekleriyiz
her birimiz bir yıkıma misafir
ne çıkar yani olmasan ne çıkar
tuzsuz bir yemektir en fazla yokluğun
adresin mi son nokta
sesin mi yasak
biz aradığını bulamayanlar
ne çıkar bir kaç yıl daha ağlasak..
*
#cafcaf taramasindan tanidigim; zuhurberk silikhayta'dan