10 Aralık 2014 Çarşamba

Önsöz denemesi

Yeryüzünde insanlardan başka hangi tür, hayatın anlamı üzerine kafa yormaktadır acaba. Ve biz âdemoğulları, havvakızlarından başka hangi türün bireyleri birbirlerinden bu kadar farklı düşünüş, duygulanım, eylem farklılıklarına sahiptir.

Birbirimizden parmak izlerimiz kadar farklıyız neredeyse.. Kimimiz müzikte, kimimiz edebiyatta, kimimiz resimde, kimimiz geometri, astronomi, fizik bilimde, kimimiz bedensel islerde iyiyiz. Her bir ana uğraşın altında binlerce farklı fraksiyona yönelebiliyor ilgilerimiz.

Kadın ve erkeğiz. İçe kapanık veya dışa dönük. Kimimiz güzel konuşur, kimimiz güzel yazar; kimimiz derviş, kimimiz de aksiyoner..

Tüm bu ayrılıklarımız bir bütünün parçası olabileceğimiz mükemmellikte bir ahenge dönüşebilir veya kaosun içinde bizi yok edebilir.

Her bir meyil ve eğilim bizim anlam anlayışımızın tezahürü belki de. Ölüm gerçeğinin, sonun varlığının farkında olan insan için hayatı anlamlandırma çabası belki de. Bizi diğer mevcutlardan; kuştan, böcekten, ağaran tan yerinden ayıran, sancılı bir farkındalık durumu.

Sosyoloji de benim anlam arayışımın bir parçası.

Çok severek sadece bir yıl okuyabildiğim sosyoloji tahsilime, bir takım yasaklar sebebiyle ara vermiştim. Hayatı anlamlandırdığım değerlerime uygulanan yasaklar, diğer bir anlamlı eylemime veda etmemi gerektirmişti.

2008 yılında gündeme gelen aftan, yasakların hafiflemesi sebebiyle faydalanıp tekrar döndüğümde aradaki 10 yılı kısa sürede kapatma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Bir tür vecd halinde derslerimi dinlediğimi hatırlıyorum.

Okulu bitirdiğimde iki çocuk annesi ve sosyoloji mezunu bir kadındım. Sosyoloji girdiği bünyeyi ölene dek teshir altında bırakıyor kanaatimce. Ne yapıp etmeli ve eğitimime devam etmeliydim.

İlk büyük zorluğu, ALES ve dil sınavlarını hedefime ulaşmak için aşmam gereken engeller olarak gördüğümde yaşadım. En son 14 yıl önce gördüğüm matematik derslerine geri dönmem gerekiyordu. Bu hemen hazmetmem zor bir engeldi. Mühendislik fakültesi kökenli biri benim şu yaşta onca yıl aradan sonra alamayacağım 99 puanı alarak pekâlâ benim önüme geçebilirdi. Sosyoloji lisans eğitiminde ve yeterliliğinde ne kadar iyi olduğumun burada önemi pek kalmıyordu.

Tüm iç çatışmalara rağmen aştığım bu ilk engelden sonra Yüksek Lisans eğitimine başlamıştım. Ders dönemi, kitaplar, okumalar.. Dünya bir Mevlevi gibi dönüyordu. Huzurlu, heyecanlı ve mutlu hissediyordum. Kendini gerçekleştirmek dedikleri bu olsa gerekti..

Fakat ufak ufak başlayan yeni sorgulamalar tez döneminde beni tezden uzaklaştıracak kadar etkili olmaya başlayacaktı.

Yüksek Lisans tez dönemine başladığımda genel hayat döngüsüne göre Doktoramı çoktan bitirmiş olmam gereken yaştaydım.

Ve yine içinde bulunduğum yaş hayatımı sorguladığım dönemin kapılarını açmıştı. Bana ihtiyacı olan küçük yaşta iki kız çocuğu annesiydim, ev-çocuk-aile-çevre sorumluluklarına sahiptim. Eşimin işsiz kaldığı bu aralıkta mevcut yardım olanaklarından tamamıyla mahrum kalmıştım. Tez-canlılığıma karşılık aksayan tez süresi, başka sorumluluklarımın da varlığı, tezden uzaklaşmama sebep oluyordu. Üstelik yıllardan bu yana yazı yazan ben için akademik üslupla uzun bir yazı yazmak için üslubumdan feragat edip bu yeni lisani kullanabilmek gerekiyordu. Büyük özverilerle tezi bitirdiğim taktirde karşımda yeniden ALES ve dil sınavlarını bulacaktım. Şairin yolun yarısı eder dediği 35 yaşımı geride bırakmıştım. Bu yaşta bu fedakârlığa değer miydi?

Çalışması çok keyifli ve eğlenceli olan tezim değil ama yaşadığım süreç oldukça zorluyordu. Çoğu kez bırakmak istedim. Tezdeki eksiklikler süreçteki tıkanıklıklardan kaynaklanmaktadır.
Bu sebeple bu önsöz bu kadar zorlandığım zamanlarda bana desteklerini esirgemeyen, ben benden ümit kestiğim zamanlarda benden ümit kesmeyen ve sosyoloji eğitimini bana sevdiren güzel insanlara bir ithaf ve teşekkürdür.

Öncelikle lisans eğitiminde hem bilgi hem hayata bakışlarıyla beni kendilerine hayran bırakan Yasin Aktay, Mustafa Aydin, Koksal Alver, Ertan Özensel, Ramazan Yelken, Abdullah Topçuoğlu hocalarıma sonsuz teşekkür ederim.

Daha sonra tez sürecinde her türlü yardımı asla esirgemeyen, son derece özveri ile tezimle ilgilenen danışman hocalarım saygıdeğer Mahmut Akın ve Mehmet Ali Aydemir'e sadece şükranlarımı değil minnetimi de sunuyorum.

Manevi desteği ile beni sorgulama sürecimde yalnız bırakmayan sevgili Şenay Çetin..

En büyük destekçim değerli eşim Ahmet, kendilerine ayırmam gereken zamanı tezimle paylaşan sevgili kızlarım Mehlika ve Rana..

Onların destekleri olmasaydı tezim ortaya çıkamazdı.

Hayatı anlamlandırma sürecimde bana yol gösteren tüm insanlara.. Âdemoğulları ve Havvakızlarına müteşekkirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder