Yeryüzünde insanlardan başka hangi tür, hayatın anlamı üzerine
kafa yormaktadır acaba. Ve biz âdemoğulları, havvakızlarından başka hangi türün
bireyleri birbirlerinden bu kadar farklı düşünüş, duygulanım, eylem farklılıklarına
sahiptir.
Birbirimizden parmak izlerimiz kadar farklıyız neredeyse.. Kimimiz
müzikte, kimimiz edebiyatta, kimimiz resimde, kimimiz geometri, astronomi,
fizik bilimde, kimimiz bedensel islerde iyiyiz. Her bir ana uğraşın altında
binlerce farklı fraksiyona yönelebiliyor ilgilerimiz.
Kadın ve erkeğiz. İçe kapanık veya dışa dönük. Kimimiz güzel
konuşur, kimimiz güzel yazar; kimimiz derviş, kimimiz de aksiyoner..
Tüm bu ayrılıklarımız bir bütünün parçası olabileceğimiz mükemmellikte
bir ahenge dönüşebilir veya kaosun içinde bizi yok edebilir.
Her bir meyil ve eğilim bizim anlam anlayışımızın tezahürü
belki de. Ölüm gerçeğinin, sonun varlığının farkında olan insan için hayatı anlamlandırma
çabası belki de. Bizi diğer mevcutlardan; kuştan, böcekten, ağaran tan yerinden
ayıran, sancılı bir farkındalık durumu.
Sosyoloji de benim anlam arayışımın bir parçası.
Çok severek sadece bir yıl okuyabildiğim sosyoloji
tahsilime, bir takım yasaklar sebebiyle ara vermiştim. Hayatı anlamlandırdığım değerlerime
uygulanan yasaklar, diğer bir anlamlı eylemime veda etmemi gerektirmişti.
2008 yılında gündeme gelen aftan, yasakların hafiflemesi
sebebiyle faydalanıp tekrar döndüğümde aradaki 10 yılı kısa sürede kapatma isteğiyle
yanıp tutuşuyordum. Bir tür vecd halinde derslerimi dinlediğimi hatırlıyorum.
Okulu bitirdiğimde iki çocuk annesi ve sosyoloji mezunu bir kadındım.
Sosyoloji girdiği bünyeyi ölene dek teshir altında bırakıyor kanaatimce. Ne yapıp
etmeli ve eğitimime devam etmeliydim.
İlk büyük zorluğu, ALES ve dil sınavlarını hedefime ulaşmak için
aşmam gereken engeller olarak gördüğümde yaşadım. En son 14 yıl önce gördüğüm matematik
derslerine geri dönmem gerekiyordu. Bu hemen hazmetmem zor bir engeldi. Mühendislik
fakültesi kökenli biri benim şu yaşta onca yıl aradan sonra alamayacağım 99 puanı
alarak pekâlâ benim önüme geçebilirdi. Sosyoloji lisans eğitiminde ve yeterliliğinde
ne kadar iyi olduğumun burada önemi pek kalmıyordu.
Tüm iç çatışmalara rağmen aştığım bu ilk engelden sonra
Yüksek Lisans eğitimine başlamıştım. Ders dönemi, kitaplar, okumalar.. Dünya bir
Mevlevi gibi dönüyordu. Huzurlu, heyecanlı ve mutlu hissediyordum. Kendini gerçekleştirmek
dedikleri bu olsa gerekti..
Fakat ufak ufak başlayan yeni sorgulamalar tez döneminde
beni tezden uzaklaştıracak kadar etkili olmaya başlayacaktı.
Yüksek Lisans tez dönemine başladığımda genel hayat döngüsüne
göre Doktoramı çoktan bitirmiş olmam gereken yaştaydım.
Ve yine içinde bulunduğum yaş hayatımı sorguladığım dönemin kapılarını
açmıştı. Bana ihtiyacı olan küçük yaşta iki kız çocuğu annesiydim, ev-çocuk-aile-çevre
sorumluluklarına sahiptim. Eşimin işsiz kaldığı bu aralıkta mevcut yardım olanaklarından
tamamıyla mahrum kalmıştım. Tez-canlılığıma karşılık aksayan tez süresi, başka sorumluluklarımın
da varlığı, tezden uzaklaşmama sebep oluyordu. Üstelik yıllardan bu yana yazı
yazan ben için akademik üslupla uzun bir yazı yazmak için üslubumdan feragat
edip bu yeni lisani kullanabilmek gerekiyordu. Büyük özverilerle tezi bitirdiğim
taktirde karşımda yeniden ALES ve dil sınavlarını bulacaktım. Şairin yolun yarısı
eder dediği 35 yaşımı geride bırakmıştım. Bu yaşta bu fedakârlığa değer miydi?
Çalışması çok keyifli ve eğlenceli olan tezim değil ama yaşadığım
süreç oldukça zorluyordu. Çoğu kez bırakmak istedim. Tezdeki eksiklikler
süreçteki tıkanıklıklardan kaynaklanmaktadır.
Bu sebeple bu önsöz bu kadar zorlandığım zamanlarda bana
desteklerini esirgemeyen, ben benden ümit kestiğim zamanlarda benden ümit
kesmeyen ve sosyoloji eğitimini bana sevdiren güzel insanlara bir ithaf ve teşekkürdür.
Öncelikle lisans eğitiminde hem bilgi hem hayata bakışlarıyla
beni kendilerine hayran bırakan Yasin Aktay, Mustafa Aydin, Koksal Alver, Ertan
Özensel, Ramazan Yelken, Abdullah Topçuoğlu hocalarıma sonsuz teşekkür ederim.
Daha sonra tez sürecinde her türlü yardımı asla esirgemeyen,
son derece özveri ile tezimle ilgilenen danışman hocalarım saygıdeğer Mahmut
Akın ve Mehmet Ali Aydemir'e sadece şükranlarımı değil minnetimi de sunuyorum.
Manevi desteği ile beni sorgulama sürecimde yalnız bırakmayan
sevgili Şenay Çetin..
En büyük destekçim değerli eşim Ahmet, kendilerine ayırmam
gereken zamanı tezimle paylaşan sevgili kızlarım Mehlika ve Rana..
Onların destekleri olmasaydı tezim ortaya çıkamazdı.
Hayatı anlamlandırma sürecimde bana yol gösteren tüm
insanlara.. Âdemoğulları ve Havvakızlarına müteşekkirim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder