4/5/6 Mayıs tarihlerinde yani geçtiğimiz hafta sonu bir kısım okulsuz aileyle kamp yaptık.
Bu, oluşumun 4. Benim ise 2. Kampimizdi.
Okulsuz egitimle ilgilenen (uygulayıcı, gönül vermiş ya da meraklı) yaklaşık 50 aileydik. Kamp suresince seminerler düzenlendi. Okulsuz cocuklar hakkinda yapilmis bir arastirma, dunyada ve Türkiye'de okulsuzluk/yasal yaptirimlari, okulsuz bir ailenin serguzesti, istanbul ve ankara #yeryuzuokulu faaliyetleri gibi ana basliklarda sunumlar, söyleşiler gerceklestirdik.
Çocukların oyunları, babaların tanisikliklari, biz kadınların dostlukları ve yargilamayan, dinleyen, oteki/başkasına karşı anlama çabasında olan insanlarin varlığı, yaraya merhem olan gonullerin çokluğu vs.. her şey muhteşemdi. Fakat ben biraz okulsuzlukla ilgili yazmak istiyorum. Belki bu arada yine dostlardan dem vururum.
Okulsuzluk dusuncesindeki ailelerin pek çoğu farklı farklı sebeplerle bu patikada bulusmuslar. Patika diyorum çünkü genelin gittiği yolun dışında. Kimi aile kendi sorgulamaları ve kendi tecrübeleriyle buraya gelmiş kimi aile çocuklarının adımlarını izleyerek. Mesela ben ikincilerdenim. (Her ne kadar hala düşünsel boyutta olsa da)
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki okulsuz ailelerin birilerini ikna etmek gibi bir gayreti yok. Bir başkasının hayatı hakkında söz sahibi olmak, "en doğru"yu başkalarına da göstermek, yanlış yapıyorsunuz demek gibi bir misyon edinmis degiller. Ancak kendilerinin bir zamanlar ve belki hatta şimdi oldugu gibi kafası karışmış ya da merak eden diger insanlara ellerinde ne varsa sunuyorlar. Düşünce, tecrübe imkan vs..
O yüzden bizim düşüncemiz sadece bizi baglar. Hatta sözü soyleyen kişinin kendisini bizzat. Zira bu düşünceler kişisel yasanmisliklarin bir ürünüdür.
Bunları neden söylüyorum? Bunun bir iki sebebi var. Bunlardan birincisi, okulsuzluk düşüncemizden bahsettigimizde bunun bir tehtit olarak alginlamasini istememek. Kimsenin ailesiyle ilgili kararları yargilamiyoruz. İkincisi lütfen biz kimseyi ikna etmeye caliemadigimiz gibi kimse de bizi ikna etmeye çalışmasın. Zira kim hakli kim haksiz tartışması yürütmüyoruz. Bizim yaptığımız, okullu bireylerin birbirlerine güzel bir okulu tavsiye etmesi ya da heyecanla anlatması gibi düşünülebilir. Kimse sizin okukunuzu kotulemiyor. Sadece kendi tecrubesini sizinle paylaşıyor. Zaten ilginizi cekmezse dinlemezsiniz.
Buraya kadar ön aciklamadan sonra gelelim okulsuzlukla ilgili düşüncelere...
Oncelikle okulsuz egitim deyince iki kavram ortaya çıkıyor bunlardan biri #homeschooling diğeri #unschooling yani. Evokulu ve okulsuzluk. Her ikisi de bina olarak okulu dışarıda birakiyor. Fakat homeschoolingte belli bir mufredat cercevesinde cocugunuza siz egitim veriyorsunuz. Benim ilgilendigim ve gönül verdiğim unschoolingte ise herhangi bir müfredatı takip etmiyor, cocugunuzun ne ogrenmesi gerektigine siz karar vermiyorsunuz. Çocuğunuzun soru ve istekleri merkezinde ona alan açıyor, merakı ölçüsünde ona mentorluk/yonderlik/rehberlik ediyorsunuz. Buna kendiliginden öğrenme/kendi kendine ogrenme de diyebilirsiniz. Öğretme odakli değil öğrenme odaklı bir egitim sistemi gibi dusunulebilir. Yani merkezde çocuk, ilgileri, merakı, soruları oluyor. Bundan sonra ister araştırma yapabileceği ya da deney yapabileceği ortamları açarsınız, ister siz yardımcı olursunuz veya ister bir başkasindan yardim almasina olanak verirsiniz.
Bu meselenin kritik ve en çok onemsedigim yönü, çocuk istedigi alanda istedigi kadar derinlesebiliyor. Kimse ona tamam artık dur demiyor ya da şunu da öğren diye diretmiyor.
Herhangi bir not ve disaridan degerlendirme durumu olmadigindan çocuk daha doğal bir öğrenme gerçekleştiriyor ve korkusuzca öğreniyor. Bilişleri hem daha dogal hem kalıcı oluyor.
Insan hayatının giderek daha yapay bir hal aldığı ve bu yapayligin bizi iliklerimize kadar esir aldığı artık sorgulama yapamaz hale getirdiği kanisindayim.
Bugün formasyonda bize "gerçek hayat"la ilişkili öğrenmelerin daha kalıcı sonuclar verdiği söylenirken gerçek hayat ne sorgulaması yapılmıyor.
Okulsuz egitimle ilgili en önemli soru da burada geliyor; "e peki bu cocuklar nasıl para kazanacak? Nasıl doktor muhendis olacak? Her şey iyi hoş da parasız hiç bir şey olmuyor. Bu çocukların geleceği ne olacak?"
Bu sorularin benim içimde onlarca baglami, yuzlerce cevabi var. Keske şu an beynimin kivrimlarinda bir anda yanan sneplerimi sizin beyninize transfer edebilseydim. Bu mumkun değil. Dolayisiyla tüm bağlam ve cevaplari birden aktarmam olanaksiz. Ancak formasyon pedagoji baglaminda bir kaç söz söyleyebilirim belki.
Öncelikle okulun merak duygusunu korelttigini dusunuyorum. Yillar sonra elde edecekleri meslek için yillar sonra girecekleri universite sınavına hazirlik amaciyla ilk ve orta ogretim mufredatina tabi tutuluyorlar. Sadece sınavda çıkacak konu ve dersler ogrencilerin çoğunu ilgilendiriyor. Çoğunlukla sordukları soru şu oluyor; bu benim ne isime yarayacak? Hocam bu soru sinavda cikacak mi?
Sadece sinav odakli öğrenim cocuklarin bildiklerini bir gece sonrasi unutmasina yol açıyor. Üstelik hakim ders programinin disindaki konu ve alanlarla ilgili çocuklar basarisiz olarak yaftalaniyor.
Halbuki okulsuz öğrenen kendiliginden öğrenen pek çok çocuk ilgi alanlarina yoneldikce okulun hedeflediginin de ustunde bilgi ve beceriye sahip olabiliyor.
4 yıllık fakülteden mezun olup işi, çalışmaya başladığı is yerinde öğrenen gençleri düşünürsek okulun öğretim konusundaki başarısını bir kez daha tartışma fırsatı bulabiliriz.
Yani okulun yapay bir sistem için yapay bir öğrenim metodu uyguladığını düşünüyorum. Bu arada çocuk genc ve insanların merak duygusunun çoktan yok olduğuna inanıyorum.
Bununla birlikte okulsuz egitim uygulayıcısı aileler çocuğun birey oluşu konusunda bilinçli ve farkındalıklı aileler oldukları ve öğrenimin merkezine çocuğu koydukları için okul kapısı onlar için bir tabu değil. Çocuk istedigi zaman okula gidebilir. Yüksek ogrenim isterse bunu basarabilir. Zanaat, sanat ya da çobanlıkla ilgilenmek isterse bunlarla da ilgileneblir.
Merak etme yetisini kaybetmemiş birey dilediği yaşta dilediği şeyi ogrenebilir. Araştırmalar göstermiş ki ilk sekiz yıl hiç bir okul dersi görmemiş bir çocuk tum eksiğini bir iki ayda kapatabiliyor.
Bizim nesil bunu tecrübe etmisti. Tum ortaokul ve lise sınavlarını bir yıl içinde dışarıdan verebiliyorduk ve zorlanmiyorduk. Hatta bu sekilde tüm orta öğretim programını dışarıdan verip 14 yaşında tıp fakültesine giden arkadaşımız olmuştu.
Okulsuzluk hakkinda konuşacak çok şey var. Ama şimdi ben hem yoruldum hem sıkıldım. Belki daha sonra yeniden yazarım.
//10 Mayıs 2017//
27 Mayıs 2017 Cumartesi
Rizom okulsuz kampından sonra
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder