27 Mayıs 2017 Cumartesi

An'da kal..

Sabah şunu yazıp yolluyorum:

Zikir sonrası evime donemedim. Gaziosmanpasa'ya gecmem gerekti.. sabah biraz da gec kalarak dışarı çıktım. Bugün formasyon günüm. Formasyona yetismem lazım. Tramvay durağına gittim. Araç geliyor. İçerisi dopdolu ve bekleyenler yine biniyor, yine biniyor.. balık istifi dedikleri gibi.. bekledim bekledim. Yanimdakine temas etmeden yolculuk yapacak kadar bekledim. Şehitlikte tramvaydan inip metrobuse yurumem lazim. Aslinda yurumeye calimaniza gerek yok. Biraksaniz bu sel sizi kendi yürüyüşünüzden de hızlı mahalli maksuda ulastiracak. (Şu an oturdugum yerden o yürüyen insanlara bakıyorum. Adeta bir bantin uzerinde akan ürünler gibiyiz) hiç kimse yekdigerini umursamadan acele ediyor. Hangi telaş diyorum, neye geç kalma korkusu bizi böyle bir hale getiriyor? Nedir bu? Yavaşlıyorum. Simitçiye yaklaşıyor siraya giriyorum. Sira bana gelmeden hemen önce sıcak simit geliyor. Sanki hayat... ya da allah benim yavaşlamak isteğimi teyit ediyor. Bir sıcak simit ve seyyardan bir karton bardak çayla mezarlığın kıyısına bağdaş kuruyorum.
Kendi iç akışımı bozmamalı bu insan dünyasının akışı..
Selvileri, yeni uyanan güneşi ve serin havayı hissetmeliyim....
Bir de birine selam vermeli..
Günaydın..

**
Sonra akşam oluyor. Yorgunum. Doluyum. Aglasam aglamalara doymayacak kadar yorgunum. Bir yaşamak yorgunluğu bu.

Unalan metrosu ile metrobusu arasında yuruyorum... insanlar sabahki telaşa benzer (ama bu defa daha mı yorgun?) bir telaşla yine benzer bantların üzerinde akiyorlar...

Mesut hoca tembellik direnistir demişti geçen... ne kadar haklı demistim okurken... evet bunun adı tembellikse bu akışla akmak istemiyorum..

Tuneldeki klarnet sesine yaklaşıp duruyorum. Sesin yanına ilisip bağdaş kuruyorum... gozlerimi kapıyorum. Ben ve muzik... ben ve edelerzi... ben ve.....

//12 Mayıs 2017//


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder