5 Ocak 2015 Pazartesi

Kaf Dagi Hiclik Tepesi


bir gece yarısı yüksek bir tepede oturuyordum.. tüm dünya sanki ayaklarımın altında, başımda kehkeşan, düşünüyordum.. uzaklara bakıp yakalıyordum önümden geçen kelimeleri..

o karanlık gecede bir kadın gördüm, olduça yaşlı beli bükük.. yürüyordu.. ayaklarını sürüyerek..

hem yaşlılığına, hem sırtındaki küfeye, hem yürüdüğü yolun çetinliğine hem de bu saatte ne işi olabileceğine hayret edip yanına indim..

merhaba dedim... size yardımcı olabilir miyim?

hayır dedi yorgun bir sesle.

oturun biraz dinlenin dedim. küfeyi sırtından indirdim..

oturdu. uysaldı. suskundu ve de.

bu saatte nereye gidiyorsunuz dedim. neden yalnızsınız sonra. hem ne taşıyorsunuz sırtınızda. nerden geliyorsunuz ve de. kimsiniz bir de?

baktı gülümsedi. hangisine cevap vereyim dedi.

kimsiniz dedim. yolcuyum dedi.

kalkıp ayağa, bir genç kıza dönüverdi. rakkaseler gibi raksetti karşımda. dansı bitip eğildiğinde önümde küçük bir kız çocuğuna dönüştü. bukleli saçları iki yanda toplanmış, yüzü aydınlık biraz, biraz hüzünlü biraz hırçın hatta.

ben dedi. yolcuyum ömrüm boyunca. halden hale geçerek yürüyorum yolumda.

nereye bu yolculuk dedim.

işte şu uzak ufka diye cevap verirken benim yaşlarımda bir kadına dönüşmüştü.

gösterdiği yere baktım. oraya daha evvel hiç gitmemiştim. kocaman bir dağ vardı. başında şimşekler çakan. varlığını biliyordum. oradan daima korkuyordum. yolu yoktu oranın kimse gitmek istemezdi. dört mevsim karanlıktı. o dağa ulaşıp da geçen var mıydı?

nerden geliyorsun dedim.

ardında kalan bir vahayı gösterdi. orayı biliyordum. gerçekle hayalin birbirine karıştığı bir yerdi. hem cennet kadar güzel hem cehennem gibiydi. orda zaman yoktu. mevsim, günler ve saatler. yaşanan şeyler ne kadar sürdü bilinmezdi. bazen milyonlarca yıl sürmüş bazen bir anda sönmüş gibi gelirdi. o vahaya girip de çıkan var mıydı?

neden orayı bıraktın, neden bu uğursuz yere gidiyorsun dedim.

sürgünüm dedi. elimde değildi durmak. orası gerçek değildi. gerçeğin sürgünüyüm ben dedi.

ya gerçekle baş edemezsen?

edemiyorum zaten dedi. sanırım bu yolda öleceğim. ama ölmezsem biliyorum ki bütünleşeceğim.

ayakların yara olmuş, ellerin paramparça, neden dedim.

bu yol böyle bir yol dedi.

su bulamazsın günlerce. bazen kuyu kazarsın. bir yudum suya rastlarsan şükredersin. yollarda çok fazla diken var. sonra uçurumlar bazen baştan başa.. düşersin. dikenler acıtır canını. kanarsın.

gerçeğin yolu hep böyle midir dedim. başka yolu yok mu bunun?

benimki böyle dedi. zor ve hırpalayıcı.

ne taşıyorsun küfende diye sordum..

bak dedi.

kalkıp küfesine eğildim...

tüm genzim bayıltıcı bir kokuyla kaplandı. bu koku da ne dedim.

acının ızdırabın ye's ve gözyaşının kokusu dedi.

peki bu kırık dökük şeyler de ne dedim.

hayaller dedi. hayal kırıklıkları.

peki bu şişedeki?

hem zehir hem de şifa. adı umuttur dedi. bazen iyi eder bazen hasta. bazen ayağa kaldırır bazen yatağa düşürür. hem yürütür hem durdurur.

kır o zaman dedim.

yolculuk için şarttır dedi. yolculuğun yüküdür.

bir bohça gördüm içi çürümüş şeylerle dolu.

bu ne ki dedim.

pişmanlıklar dedi.

neden atmıyorsun deyince,

pusuladır dedi. yol gösterir.

azalır mı zamanla dedim. artar dedi.

bir albüm buldum küfede. her bir fotoğrafın hareketli olduğu.

o elindeki bir anı bohçası dedi.

neden hareketliler hiç bir fotoğraf sabit değil.

hangi hatıran sabit ki dedi. hepsi her an yaşanmaktalar.

neden yanında dedim.

güç veriyorlar dedi.

gittiğin yerde ne bulacaksın dedim.

hiç'liği bulmak istiyorum dedi..

hiç olmaya gidiyorum...

nasıl bir şey hiçlik dedim.

tatmadan bilemem dedi.

sonra kalktı ayağa. sanki biraz daha gençleşmişti.

neden halden hale geçiyorsun dedim.

ruhumun olduğu yaştayım dedi.

bazen çocuk, bazen erkek, bazen genç, bazen yaşlı...

gidiyorum ben, hoşçakal dedi.

ve yürümeye başladı.

ben de geleyim mi dedim. yardımcı olayım mı sana?

yolculuğum tek kişiliktir dedi.

istersen sen de kendi yoluna bak.

bak nereden gelip nereye gidiyorsun, bak ruhuna kaç gösteriyorsun. küfene bi göz at, neler taşıyorsun. sor kendine, şu hayattan neler bekliyorsun?

hadi eyvallah...

onun cümlesini bitirdiği o yerde kaldım ben. o yürüdü durdum ben.

bir yol varmış sonu hiçliğe giden..

sordum kendime...

benim yolum hangisi?

***
Ruzname'den.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder