27 Mayıs 2017 Cumartesi

'şey' sen bakınca var olur.

Mayıs gül mevsimi...

Aşağıdaki gül, yanındaki güllerin içinde umumun en az dikkatini çekecek güldü. Komşuları kocaman ağaçlarda zarif ve kuul bir şekilde endam eden çoğunlukla pembe bazıları sarı bazıları ebruli güllerdi. Belki vazoya en çok yakışacak türlerden.. asil..

Bu ise.. çilli kircilli... yeni açmış ve yorgun düşüp solmuş goncalariyla birlikte daha bodur bir ağaçta bir basina, komşularının yaninda belki de çirkin ördek yavrusu..  "Belki de.."

nazar görüneni degistirirdi ama. Benim en çok sevdiğim bu oldu. Onun yanına gittim önce. Önce ona dokundum. Kokladım. Miss gibi kokuyordu. Kokusunu anlamak icin ona nazar etmek gerekiyordu. Cillerine baktım. Kircillarina.. tek farklı olanın o  olması miydi beni ona çeken? Yoksa kendime mi benzettim? Yoksa kiyassiz varoluşunu mu sevdim? İddiasızlığını mı?

Nazar dedim... kalabalıkta görünmeyeni biricik kılan.. nazar çokluk içinde bağ kurduran.. nazar.. halvete yol açtıran.. ve nazar.. benden ona.. ondan bana seken, seke seke çoğaltan..

Mayıs.. baharın son ayı.. gül ile veda edişi ne güzel..

...dünden...

//27 Mayıs 2017//


Kainatın konuşan cevapları 2

Sabundan sonra seymaya yetismek için marmaraya doğru yürüyordum.

Beni yolda görenler selamsız sabahsiz geçtiğimi, geçip gittiğimi düşünebilirler. Bunun sebebi gormeyisimdir. Öylesine körümdür ki tarif edilmez. O gayet dikkatli halim, yolları ezberlemiş bir âmâ tavırdır aslında. Çiçeği görebilen, mimariyi görebilen ama insanları ancak anonim farkeden bir âmâ..

Şükür ki bu körlüğümü bilen Rabbim, benim kaderimi bana bırakmıyor. O gün de öyle oldu. Emine, 'Yasemin' diye seslendi. Allahım ne lütuf. Sen ne zarifsin böyle. Sabunla duyduklarıma böyle bir ustanın eliyle cila atilabilirdi ancak.

Bir mekana gidip çınarların ve cami duvarının golgeligine kalbimizi dayadık. Dedi ki dost.. kelimeler sinirlandiriyor yasemin. Düşünceyi daraltiyor. Sadece dokunmak istiyorum bazen. Sokaktaki insanla küçük diyaloglar içine girmek istiyorum. Kavramların ötesine geçmek ve yaşamak... farkında mıydı bilmiyorum. Dokunuyordu. Sokaktaki insana; bana.

Ben de öyleydim son zamanlarda. Dokunmuyordum ama dokunulmasina izin veriyordum belki. Dinliyordum uzun uzun, beni ayak üstü tutan amcaları, sokaktaki metrodaki müzisyeni.. gülümsüyordum gözlerimi kaçırmadan yanıma ilisene.. kırk yıllık dost gibiymiscesine sohbet edebiliyordum gerektiğinde; isimlerini hiç bilmediğim ve bir daha belki asla göremeyeceğim yüzlerle. Iyi geliyordu.. anda kalmak. Sadece anı yaşamak. Öncesiz ve sonrasiz. Fakat bu konuda acemi olduğumu o gün öğrenecektim. Sonra yeniden ve yeniden.

Biliyor musun dedi.. "su ile ilgili bir kitap okudum." Sonrasında su gibi aktı cümleleri. Sabunun cilası tam da bu anda verildi. Enerjiden bahsetti sonra.. suya okumaktan.. bismillah'tan.. niyetten ve bakıştan..

İçim tekrar etti; niyet ve bakıştan.. kristalize ederken ki dokunuştan.
Gönlüm tekrar etti; yaratıldığın sudan. Yaratıldığı suya olan duygundan.. Kendine bakışından.. karşındakine bakışından...
Kalbim şakıdı; insibağ ve in'ikastan
can'ım söyledi; bundan ibaretsin yasemin. B'yi neye bağladığından..

Saate baktım. Bu bir hataydı. Hata yaptığımı sonradan farkedecektim. Gittiğim de bir dosttu. Gitmeseydim ve emineyle sohbete devam etseydim hoşnut olacaktı. Niyeti de bakışı da güzeldi. Ama ben geç kalıyorum diye gittim.

Gittiğimde seyma da gitmişti. Ankaraya doğru yola koyulmustu.. sırtımda ona getirdiğim zeytinyağı, nar ekşisi ve bir kaç nevale benimle, bir nasihat olarak konyaya gidecekti.

Ben o gün bir kez daha kani oldum ki, yaratıcım benimle konuşuyor. Dostların diliyle.. kainatın diliyle.. taşıdığım emanet yükünün diliyle..

Ben yasemin; yaşadığım andan ve niyetimden ibaretim.

****

Varlığınıza bin teşekkür ederek... Mordo Mordo Emine Özkanlı Saykal

//26 Mayıs 2017//


Kop kop kop

Sizinle "Ver coşkuyu" tarifi paylaşmak istiyorum. ☺ Opsiyonel şeyler var bu tarifte ama bazı maddeler aynen uygulanmalı. :p

Efenim arabayı alıp güzel bir guzergah belirliyorsunuz. Bu biraz uzun olabilir. Mümkünse akıcı, degilse de çok önemli değil zaten. Zira Allahın izniyle bu tarif baya iş görecek. Dünyaya nanik atıyormuş gibi bir his uyandıracak.

Söylemedi demeyin biz şarkı dinleyip sarhoş olmak ne demek bilenlerdeniz. Bu tarif de biraz onlardan.. artık siz buna hangi ser'hoşlugun adını vermek isterseniz verebilirsiniz.

Yanınıza sizin geldiğiniz noktaya bakıp "kenara çek inicem" demeyecek, mümkünse sizden daha çılgın, değilse sizin kadar çılgın birini alın. Sayı opsiyonel olup,  tercih edilen karakter opsiyona bakmaz. Yoksa siz ona in arabamdan diyebilirsiniz. ⚠  İn in in...

muzik sesi yanınızdakinin konuşmasını duymakta güçlük çekeceğiniz bir sınır eşikle başlıyor. Daha yüksek olması sizin tercihinize bağlı. (Biz orman içinde araç kullandığımızdan gayet rahat olabilirdik ama çocukların pesimistligi tuttugundan ancak ara ara istedigimiz limite cikabildik. O araba titremeli arkadaşlar!  :p

Şimdi gelelim tarife. Tarif tamamen size göre yeniden yorumlanabilir. Ki şu an karşı okul mezuniyet töreni yaptığından baya bi seçeneği yeni farkediyorum. Misal bir kolbastı da listeye girebilirmis. Anlayacağınız biz size baya düğün salonunu araba haline getirmeyi teklif ediyoruz.

Ilk şarkı https://youtu.be/GLfaf8Mh_Io

Bunu en az 3 doz dinliyorsunuz. Daha fazlası için de gideri var bence.

İkinci şarkı  https://youtu.be/TDFEoRhBbXI

Bunu da en az iki doz alıyorsunuz. Bence ben bir kaç kez daha dinleyebilirdim.

Bundan sonraki tekrar dinleme sayısı size kalmış.

Bu iki şarkıyı dinlerken dikkatlice arabayı surmekle birlikte oynamayı ihmal etmiyorsunuz. Sonra bir tık düşüyorsunuz ve bu şarkıya geciyorsunuz; https://youtu.be/gxbhm90ZMCk

Daha sonra biraz daha enerjiyi yavaslatiyorsunuz.. ama  son şarkıya kadar tamamen düşürmuyorsunuz.

Bundan sonraki şarkılar şunlar
https://youtu.be/XmvtVTmynmA
https://youtu.be/xlW9gnCOOKA

Burdan sonra mehlika teklif etti ve biz de bayila bayila dinledik;

https://youtu.be/mIz_R13bAF4

Barış manço demişken bunu dinlememek olmazdı. Hem gülüp hem ağlayabilirsiniz. Ben küçük bir çocukken ve ön sağ koltuğa oturmusken babamın bunu açıp nakaratını bana bakarak söylediğini, benim uyuz olduğumu onun kahkahayla güldüğünü hatırladım :) Şimdi o çocuk büyüdü ve kendi çocuklarına dinletiyor;

https://youtu.be/p1lGR0LC_2s

Biz finali, yeni kesfettigimiz için bıkana kadar dinleyecegimiz bu şarkıyla yaptık. Siz başka bir şey tercih edebilirsiniz;

https://youtu.be/s9WnS2utg1Y

Tarifimiz; derin olmamak kaydıyla pek cok keder, dert, tasa için mücerrep bir tarif olup sizinle fisebilillah paylaşılmıştır. Hayrını görün :D beğenilerinizi dostlarınıza.. şikayetlerinizi zatimiza ulaştırın efenim :p

(Oturup böyle bir ileti yazdırdığına göre adıyla musemma imiş :D "ver coskuyu")

//25 Mayıs 2017//


Kainatın konuşan cevapları 1

Hulya hanım yazdı geçen, "sabununuza mudahale etmeniz lazım, gelebilir misiniz?"

Havva'yla birlikte sabun yapmıştık. O gelip sabununu aldı ben alamazdım. Onun sabunu tutmuş benimki çürüyeyazmıştı.

Sabun yapmak için sozlestigimiz gün, söz vermenin sorumluluğuyla gitmiştim atölyeye. Yoksa gidecek gücüm yoktu. Mutsuz, huzursuz, keyifsiz ve şaşkındım. Fakat bence atolyedeki herkesten bunu saklamayı pek ala başarmıştım. Fakat sabundan değil.

Hulya hanimlar bana sabunun canlı olduğunu,duygularımızı, enerjimizi aldığını, bazı durumlarda sabun yapmamak gerektiğini söylediklerinde ben elimdeki kaseye bakıp iyimser düşünmeye çalışmıştım.

Ahşap kasedeki yağları karıştırırken sanki içimden bir şey akıyor gibiydi. Sanki o kokusu, rayihası, özü karışan şey bendim. Kıvam buluyor, birbirinde çözülüyor, birbirinden etkileniyor ve bir bütüne dönüyordu duygularım. Emindim çok güzel olacaktı.

Olmamıştı. Sabunum çürüyeyazmıştı. Hulya hanım, sabun canlıdır dedi yine. Şimdi üstündeki çürüyen kısımları siz temizleyin. Temizleyin ki içiniz temizlensin. Onu hasta eden sizin duygularınızdı. Şimdi onarın onları..

Hiç akılla, rasyonellikle açıklayamayacağınız iman edişleriniz oldu mu? "Sabunu kararken de onarırken de kendimdi karşımdaki" desem inanır mıydınız?

Sabunu köşesine koyup sohbete koyulduk hulya hanımla. İnsandan enerjiden duygudan düşünceden inanmaktan gayretten bahsettik. Herkesin bir sınavı var şu hayatta dedi bana. "Ben sınavıma iyi çalıştım."

Meğer uzunca bir sohbetin bir faslıymış bizimki. İsyanlarıma, karmaşama, mutehayyir oluşuma verilen bir cevap varmış yaradandan.. güzel dostların dilinden konusurmus benimle..

Bir faslını da sonra anlatacağım belki de.. Emine'nin dilinden dinlediklerimi.. ama şimdi yoruldum.

Sabun faslı güzel devam ediyor. Ilk haber; sabununuz iyilesiyor diye geldi. Sonraki; kalıptan çıktı sizi bekliyor diye..

Bir ırmak kıyısında dinliyor gibiyim nehri.. suya yansıyan yüzümü bulmak ister gibi..

***

(Eva Victoria Organik'e teşekkür ederek...)

//24 Mayıs 2017//


Ahh..

Ömür dediğin öyle de böyle de bitiyor. Onurlu yaşadı. Eminim mutmain bir şekilde yürümüştür hakka. Yolu yolumu aydınlatsın. Duruşu duruşuma şekil versin. Bir akif emre daha hayata gelir mi bilmem. Rabbim bir aldığının yerine binler tomurcuk ihsan etsin.

//23 Mayıs 2017//


Huzurunda amin.

Çevremde çoğu kişi fotoğraf çekiliyor.  Merceğe bakarkenki bakışlarını yakalıyorum.

"Şu yaşamdaki herkesi en az onların kendilerini sevdiği kadarıyla sevmek istiyorum. Bazılarını ise... kendilerini sevdiklerinden de fazla.." diye dua ediyor kalbim sonra..

//21 Mayıs 2017//

--Konya Mevlana--


Şifa sende.

Rana iki yaşlarındayken evdeki su kaplumbağasını yemişti. Yani sadece kenarlarından. 😕

Sonra su kaplumbağası karanlık bir yere saklanmış yaraları kabuk baglayana kadar ordan hiç dışarı çıkmamıştı. Ne beslenmek ne gezinmek için. Karanlıkta  kımıldamadan beklemek..

Sanırım içimde bir su kaplumbağası yaşıyor benim de.. Üstüne yorganı çekip günlerce uyuyabilen..

//15 Mayıs 2017//