27 Ekim 2016 Perşembe

ödev: eğitim felsefesi

eğitim bilimine giriş hocası bize bazı sorular sormuş ve kendi görüşlerimizi istemiş. asıl soru eğitim felsefemizi anlamak. gerisi hikaye. uzun zamandır kavramlar üzerinde pek düşünmüyorum çünkü anlamaya mı karmaşaya mı yardım ediyor çözemiyorum.
neyse efenim yazdım bi şeyler.. ve yazarken anladım ki; ben mebde öğretmen felan olamam. hatta hiç bi kurumda da öğretmen olamam. zaten kim öğretmen olmak istiyor ki :P
geleceğe not düşmek adına yazdıklarımı buraya da ekliim. okumak istemezseniz devam etmeyiniz :P
***
İnsanlık tarihi boyunca sanırım eğitim konusu konuşulmuştur. Bilgi ve beceri aktarımı olarak da dile getirebilen eğitim; olmalı mıdır, olmalıysa nasıl olmalıdır, kimlere ne tür eğitimler verilmelidir, hangi zamanda hangi konularda beceri kazandırılmalı, hangi vakit aralığında hangi bilgi öğretilmelidir, öğretmen nasıl olmalıdır, öğrenci nasıl olmalıdır vb.. sorular çoğaltılabilir. Benzer sorular ve farklı cevaplarla yüzyıllardan bu yana tartışılan bir konudur eğitim felsefesi. Ben burada konuyu anlamak için yukarıdaki sorular ışığında bir düşünme egzersizi yapacağım. Dolayısıyla düşüncelerimin kendim için bile net ve kesin cevaplar olduğunu iddia etmiyorum.
Öncelikle eğitim dediğimizde burada muhatap olarak insandan bahsettiğimizi hatırıma getirmeliyim çünkü muhatap olduğum varlığa olan bakışım benim eğitim felsefemi temelden etkileyecek. O halde her insanın biricik olduğunu, günümüzde hâkim paradigmanın kategorizasyon yapmamızı salık vermesine karşın her bir bireyin ayrı serencamı, süreci, sergüzeşti, yolculuğu olduğu farkındalığını hatırımda tutmalıyım. Buna şunu da eklemeliyim; yeryüzündeki tüm canlıların içinde, bir şeyleri öğrenmek konusunda en istekli doğan, yaşamını idame ettirebilmek için öğrenmek mecburiyetinde olan bununla birlikte içgüdüsel diyeceğimiz bir şekilde doğal öğrenme motivasyonuna da en ziyade haiz olan canlı insandır.
İnsan toplumsal bir varlıktır. Varlığını toplum içinde sürdürebilir. Kimse ona özel olarak bir şeyi öğretmek amacıyla bir şey yapmasa da izleyerek öğrenir. Üstelik insan sorgulayabilen bir canlıdır, cevabını bilmediği sayısız soruları vardır. Soru sormak öğrenmek için temel şartlardandır. Sorusu olmayan varlık için; cevap, öğrenmek diye bir şey söz konusu olabilir mi? Ve insan üretmek, yapılmayanı yapmak, yeni bir şeyler ortaya koymak gibi doğuştan gelen ve onu hem diğer canlılar hem diğer insanlar arasında biricikleştiren özelliklere de sahiptir.
Şu halde yukarıdaki sözlerime dayanarak diyebilirim ki; bir öğretmenin ilk yapması gereken şey, muhatabının içinde olan öğrenme isteğini yok etmemektir. Zira insan doğal akışında bile, toplumu, insanları, kendi tecrübelerini ve diğer canlıları izleyip, gözlemleyerek öğrenebilir. Şu halde eğitim/öğretim dışarıdan bir süreç olarak algılanmamalı, kişinin süreci olarak görülmeli ve ona yardımcı olmaktan başka ciddi bir fonksiyonumuz olmadığı hatırımda kalmalıdır. İnsan, hayatının devamı için gerekli olan şeyi, vakti gelince öğrenmek için çaba gösterecektir. Fiziksel, psişik, felsefik, konforu için gerekli olan zemini oluşturan doğuştan gelen öğrenme motivasyonun zedelenmemesi yeterlidir. Öğretmen öğrencisini değil belki ama öğrenci öğretmenini muhakkak bulacaktır. Bu öğretmen bir insan da olabilir, bir ağaç da, güneş ve yıldızlar ya da kitaplar, internet vs. Şüphesiz ki devam mecburiyeti, öğrenmeyi gerektiren tek okul yaşamın kendisidir.
Tüm bu kişisel yargılamaların sonucunda eğer bir öğretmen olursam yapmak isteyeceğim şeyler, muhatabım hakkında; sorularını arttırmak için yöntemler geliştirmek, cevaplarını bulabileceği konusunda güven vermek, arayışın daimi olacağını hissettirmek; yolculuk halinde olduğumuzu, yolcu olmanın güzelliğini ve soruların tek bir cevabının olmayabileceği farkındalığı kazandırmak, ilham verici olmak sanırım. Kendim hakkında ise; öğrenmenin gerçekte öğrenci dediğimiz kişinin süreci olduğunu, hazır olduğu zaman kendiliğinden öğreneceğini, benim tüm evren ve içindekilerle birlikte sadece bir eşlikçi olduğumu, ona karşı elimden geldiğince destekleyici olmakla ve sürecine saygı duymakla sorumlu olduğumu unutmamak, asla kendi sorularımı çoğaltmaktan vazgeçmemek, benim de bir yolcu olduğumu hatırımdan çıkarmamak, cevap arayışında muhatabımı yalnız bırakmamak gibi niyetlenişlerim olabilir.
Kısaca özetlemem gerekirse; insanın doğal olarak öğrenmeye mecbur ve istekli olarak yaratıldığını, yaşam sürecinin ona bir çok çözülesi problem getirdiğini, öğrenme dediğimiz sürecin daimi olduğunu, ancak gerçek ihtiyaçla birlikte öğrenimin gerçekleşeceğini, her bireyin sürecinin kendine has olduğunu, öğrenmenin öğrencinin sorumluluğu dahilinde olup öğretmenin ona ancak yardımcı olabildiğini, en iyi öğretmen diye bir şeyden bahsedeceksek; merak duygusunu geliştiren, ilham veren, çözüm bulma becerisine katkı sunan kişi olduğunu düşünmekteyim.
Dolayısıyla bana göre eğitim ve öğrenim, talip yaşadığı sürece devam eden bir süreçtir. Fakat, hoca ve talebe arasındaki eğitim süreci ise, öğrencinin istekleri doğrultusunda ilerleyen, öğretmenin tecrübeleriyle, kişisel zenginliği ile kolaylaşabilen bir yolculuktur.

4 ekim 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder