27 Ekim 2016 Perşembe

okulsuzluğu konuşuyoruz, anarşik miyiz neyiz?


Bir iki gün önce okulsuz eğitim anneleri ya da alternatif eğitim arayışçılarıyla bir yolculuk yaptık. Okul ve okulsuzluk hakkında konuştuk. Zihnim dolu kafam karışık, dolu doluyum ve düşüncelerimi nasıl ayrıştırıp düzgün ifade edebileceğimden emin değilim. Ama deneyeceğim.
Buluşmamızda, okulsuzluğun resmi olarak onanması meselesi tartışılan konulardan biriydi. Bir diğeri de okulun ne kadar kısıtlatıcı özgürlüğü bastırıcı ve tek tipleştirici olduğu...
İkinci görüşe genel olarak katılıyorum. Mimarisinden, doğayla kopuk binalarına, Foucault’cu bakışla hapishaneye benzemesine, ihtiyaç duymadan öğretilmeye çalışılan şeylerin varlığına, gereksiz bilgi yüklemesine, müfredat denen şeyin her çocuğa enjekte edildiğinden, çocukların
ders başarısı ölçeğinde başarılı görülmesine vb. tonla eleştiriye katılıyorum. Kesinlikle çarpık bir eğitim anlayışının ortasındayız ve zaten bu bizi çıkış aramaya yöneltiyor.
Fakat bu bizim için böyle en çok. Yani çocuğuna alternatif eğitim imkânları sunabilecek, eğitim dediğimiz şeyi sorgulayabilecek, çocuğunun birey olduğunun farkında ve çocuğunun öz benliği adına bir şeyler yapma çabasında olan aileler için ve o ailelerin çocukları için durum böyle.
Hâlbuki Türkiye'de pek çok çocuk ailesine bakmak ve geçimini sağlamak için okula gönderilmiyor. Daha açık bir şekilde ifade edersem çocuğum okulda kısıtlanacak, yetenekleri körelecek ona ben daha iyisini sunabilirim düşüncesiyle değil, babası kumar oynadığı, parasını içkiye yatırdığı, ya da tembellik yapmaktan hoşlandığı için ya da kız çocukları özelinde söylersek okumak için yeterine seçkin olmadığı için, okul erkeklerin ayrıcalığı olduğu için,  vb.. sebeplerle okula gönderilmiyor.
Bu çocuklar için okul, yeteneklerin körelmesi değil evde kalmasına göre açılması demek, baskılanması değil, baskıdan kurtulması demek. Pek çok çocuk için okul şu haliyle bile ‘başka bir hayat mümkün’ demek.
Yine Türkiye'de pek çok dar gelirli ailenin çocuğu için okul, bir fırsat eşitliği sağlıyor. Sosyoloji eğitimim esnasında okuduğum makalelerden hatırımda kaldığı kadarıyla Avrupa ülkelerinde okula rağmen fırsat eşitliği söz konusu olamıyor. Baştan yönlendirmeler, gelecek hakkında erken öngörüler çocuğun tüm hayatı hakkında değişmez bir yola girmesini sağlıyor. Hâlbuki Türkiye'de köy ilkokulunda hayata atılmış çocukların üst düzey bürokrat olabildiklerini görüyoruz. Evet, okulun, özellikle, Türkiye'de okulun çok sakat yönleri olmakla birlikte tamamen her yönüyle çöpe atmak bana Türkiye gerçeklerinden habersiz olmayı gerektiriyor gibi geliyor.
Geçenlerde bir arkadaşın, bazı çocukların baba mesleklerine yönlendirilmesinin zorunlu olması gerektiğini yazdığını gördüm. Ülkeye marangoz da lazımdı boyacı da.
Ben eğitim konusundaki düşüncemde bireyi esas alıyorum sanırım. Bireysel tatmin olma duygusu ülkenin ihtiyaç listesinden önemli geliyor. Çünkü zaten sevmediği işi yapan kimsenin ülkeye de faydası yok. Dolayısıyla çocuk merkezli hareket etmeyi ve çocuğun ihtiyaç ve merakları çerçevesinde istediği alanda uzmanlaşmasına yardim etmeyi daha doğru buluyorum.
Ben ne çobanı kutsarım ne de doktoru bu anlamda. İşini iyi yapan, doğayla ve insanla uyumlu olan, mutmain ve hayata katkı sağlayan çobanı ve doktoru kutsarım.
Yani köyde çocuk, çoban olmak zorundaysa ve başka bir seçeneği yoksa bu benim için ‘Allah yardımcısı olsun’dan başka bir şey değil. Başkasının hayatı hakkında ahkâm kesemem; "Ne var yani çoban olduysa?" (Aynı düşüncem sevmediği bölümde prestiji için ya da ebeveynlerin hayallerini yaşatmak için istemeye istemeye okuyan ve meslek edinen gençler için de geçerli; “Mühendis olmuşsun beğenmiyorsun”)
Toplaşıp konuştuğumuz arkadaşlarımızın tamamı eğitim dediğimiz konuda sancı çeken insanlardı. Okulsuz anne deyince benim aklıma gelen arkadaşlarımın büyük çoğunluğu üniversite mezunu, iyi titrleri olan arkadaşlar. Yani şöyle diyebiliyorum onlardan bahsederken; mühendis, tarihçi, ilahiyatçı, öğretmen, sağlıkçı, edebiyatçı, hukukçu vs.
Okulsuz eğitimin Türkiye'de yasal hale gelmesi için yukarıdaki gibi veya benzer bir sosyal dokunun oluşması gerektiğini düşünüyorum. Açıklayayım, şöyle ki; ebeveynlerin hayatlarında eğitim konusunun birinci öncelik olduğu bir toplumda okulsuzluk daha rahat karşılanacaktır devlet tarafından bence. Açıkçası ben devlet insani olsaydım sırf iyi niyetimden, çocukların aileleri tarafından istismar edilmemesi veya ailesinin seçeneklerine mahkûm kalmaması için bile zorunlu eğitimi bugünkü Türkiye'de devam ettirmem gerektiğini düşünebilirdim. Ki üstelik ben zorunlu eğitime karşı biriyim.
Arkadaşlarla konuşurken okulun kötü insanların yetişmesine vesile olduğu söylendi. Bu önerme ispatlanabilir mi? Okulsuzluk felsefesini bu şekilde tartışmak yani tüm insanları kapsayacak şekilde tartışmak ne kadar sağlıklı, bilmiyorum. Okul son iki yüzyılın bir olgusudur. Tarihin bundan önceki dönemlerinde kötü, statükocu insanlar yok muydu? Zalimler, caniler ve katiller? Fransız devriminden sonra oluk oluk kan dökenler okullu muydu? Ya da bugün günümüzde okula gitmeyen herkes ârif mi?
Okul ve okulsuzluk meselesi benim kendim için değerlendirebileceğim bir şey bana göre. Ebeveynler olarak bizim ve çocuklarım için neyin daha iyi geleceğine bakarak değerlendirebileceğim bir şey. O yüzden tüm insanları içerecek okul/okulsuzluk yargılaması benim dışımda. Kimine okul, kimine okulsuzluk iyi gelir.
Bugün okul resmi ve mecburi. Fakat alternatif eğitim seçeneğini seçip okulsuzluğu tercih eden ailelere karşı benim bildiğim bir hapis cezası vs uygulaması pratikte yok. (devamsızlıkla ilgili kanuni yaptırım için bkz; http://mevzuat.meb.gov.tr/html/24.html ) Para cezası ise yaklaşık aylık 500 lira civarına denk geliyor ki bu da servis+yemek demek. Ödenir yani Allahın izniyle. Ve bu ceza da pratikte uygulandı mı bilmiyorum.
Ben iki kızım için de okulsuzluk sancısı çekiyorum. Ve eğer bunu gerçekleştirsem bile bugün yasal prosedür için enerji harcamayı tercih etmem. Bence bu, çocuğunun eğitimiyle bizzat ilgilenen bir ailenin ceza alması gündeme gelirse düşünüp organize olunacak bir mesele. Yani demek istediğim; sistem bana mani olmuyorsa sistemi su an kaşımaya gerek yok. Ona daha zaman var.
Konuşulan konulardan bir diğeri de alternatif okullaşmaydı. Özel okul, özel müfredat demek normalde. Ama TR'de durum böyle değil. Okulların kendilerine özel müfredatları yok. Kimse başını ağrıtmak istemiyor. Genelleyerek söyleyecek olursam; basmakalıp eğitim sistemi biraz daha cicili bicili sınıflarda, biraz daha özel hissettiren bir ortamda sunuluyor o kadar.
Garip olan su ki, alternatif eğitim amacıyla yola çıkmış pek çok okul, diğer okullarla aynılaşmış ve kapitalistleşmiş durumda. Fakat bu daima böyle olacağı anlamına gelmiyor. Nesin matematik koyu ve bbom okulları ilham verici bence. Neden denenmesin?
Okulsuzlukla ilgili benim en büyük sancım metropol bir şehirde bunu gerçekleştirmenin güçlükleri.
Sokaklardan çocukların çekildiği, bahçesiz betonlarla dolu caddelerde, doğal merakı kamçılayacak cevreden yoksun bir şekilde, metrekarelere hapsolmuş yasam şartlarında, ciddi bir toplumsal baskıya maruz olarak okulsuz eğitim beni bir kaç kez düşündürüyor.
Bence okulsuz felsefesinde olup metropolde yaşayan bizlerin en büyük handikabı yasal prosedür filan değil, çocuklarımızı besleme kaynaklarımızın yetersiz olması ve bu kaynakları çoğaltmakta sorumluluğun anne ve babaların sırtında olması.
Bu sebeple okulsuz felsefede olan ebeveynlerin birbirlerinin çocuklarına destek olması ilk ferahlatıcı çözüm gibi geliyor.
Okulun dışındaki atölyelerde, kamplarda vs.. bilginin yüzeyselliği, okul mantığının devam edişi, hoca-talebe arasında olması gereken bağın kurulamayışı (daha çok müşteri esnaf mantığı işliyor), okul dışında da kısıtlı olmamızı sağlıyor.
Hâlbuki özlediğimiz; ‘yargılamadan destek veren büyük aile’ ideasını okulsuz felsefedeki aileler gerçekleştirebilir.
Geçtiğimiz o iki günde harika insanlarla tanıştım. Bilgili ve bildiğini öğretmen havası olmadan paylaşabilecek insanlarla. Neden çocuklarımızın teyzesi amcası olmayalım? “Bu konuda takılıyoruz filanca teyze bunu iyi biliyor, şu konuda da filanca amcaya sorabilirsin” diyebilmek, unschooling anlamında güven verici olurdu.
Dolayısıyla geldiğim noktada lokasyon olarak yakın insanların birbirleriyle daha sık görüşüp dostluk oluşturması ve becerilerini çocuklarla paylaşması (buna atölye çalışması da diyebilirsiniz)  birincil ihtiyaç diye düşünüyorum.
Ve elbette kendi gelişimimiz için de benzer şekilde rutin toplantı ve çalışmalar yapılsa tadından yenmez.

Ek 1: Bu yazı grup sonrası bir iç analiz olarak yazılmıştır. Bu sebeple yazı havada hissi oluşabilir, ilk muhatapları grup arkadaşlarımdı.
Ek 2: Okulsuz eğitim nedir diye sorarsanız, bunu tartışan güzel bir facebook grubu var; https://www.facebook.com/groups/284223371785094/?fref=ts

27 eylül 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder