Bir iki gün önce okulsuz eğitim
anneleri ya da alternatif eğitim arayışçılarıyla bir yolculuk yaptık. Okul ve
okulsuzluk hakkında konuştuk. Zihnim dolu kafam karışık, dolu doluyum ve
düşüncelerimi nasıl ayrıştırıp düzgün ifade edebileceğimden emin değilim. Ama
deneyeceğim.
Buluşmamızda, okulsuzluğun
resmi olarak onanması meselesi tartışılan konulardan biriydi. Bir diğeri de
okulun ne kadar kısıtlatıcı özgürlüğü bastırıcı ve tek tipleştirici olduğu...
İkinci görüşe genel olarak
katılıyorum. Mimarisinden, doğayla kopuk binalarına, Foucault’cu bakışla hapishaneye
benzemesine, ihtiyaç duymadan öğretilmeye çalışılan şeylerin varlığına,
gereksiz bilgi yüklemesine, müfredat denen şeyin her çocuğa enjekte edildiğinden,
çocukların
ders başarısı ölçeğinde başarılı görülmesine vb. tonla eleştiriye katılıyorum. Kesinlikle çarpık bir eğitim anlayışının ortasındayız ve zaten bu bizi çıkış aramaya yöneltiyor.
ders başarısı ölçeğinde başarılı görülmesine vb. tonla eleştiriye katılıyorum. Kesinlikle çarpık bir eğitim anlayışının ortasındayız ve zaten bu bizi çıkış aramaya yöneltiyor.
Fakat bu bizim için böyle
en çok. Yani çocuğuna alternatif eğitim imkânları sunabilecek, eğitim dediğimiz
şeyi sorgulayabilecek, çocuğunun birey olduğunun farkında ve çocuğunun öz
benliği adına bir şeyler yapma çabasında olan aileler için ve o ailelerin
çocukları için durum böyle.
Hâlbuki Türkiye'de pek çok çocuk
ailesine bakmak ve geçimini sağlamak için okula gönderilmiyor. Daha açık bir
şekilde ifade edersem çocuğum okulda kısıtlanacak, yetenekleri körelecek ona
ben daha iyisini sunabilirim düşüncesiyle değil, babası kumar oynadığı,
parasını içkiye yatırdığı, ya da tembellik yapmaktan hoşlandığı için ya da kız
çocukları özelinde söylersek okumak için yeterine seçkin olmadığı için, okul
erkeklerin ayrıcalığı olduğu için, vb..
sebeplerle okula gönderilmiyor.
Bu çocuklar için okul,
yeteneklerin körelmesi değil evde kalmasına göre açılması demek, baskılanması
değil, baskıdan kurtulması demek. Pek çok çocuk için okul şu haliyle bile ‘başka
bir hayat mümkün’ demek.
Yine Türkiye'de pek çok dar
gelirli ailenin çocuğu için okul, bir fırsat eşitliği sağlıyor. Sosyoloji
eğitimim esnasında okuduğum makalelerden hatırımda kaldığı kadarıyla Avrupa
ülkelerinde okula rağmen fırsat eşitliği söz konusu olamıyor. Baştan
yönlendirmeler, gelecek hakkında erken öngörüler çocuğun tüm hayatı hakkında
değişmez bir yola girmesini sağlıyor. Hâlbuki Türkiye'de köy ilkokulunda hayata
atılmış çocukların üst düzey bürokrat olabildiklerini görüyoruz. Evet, okulun,
özellikle, Türkiye'de okulun çok sakat yönleri olmakla birlikte tamamen her
yönüyle çöpe atmak bana Türkiye gerçeklerinden habersiz olmayı gerektiriyor
gibi geliyor.
Geçenlerde bir arkadaşın,
bazı çocukların baba mesleklerine yönlendirilmesinin zorunlu olması gerektiğini
yazdığını gördüm. Ülkeye marangoz da lazımdı boyacı da.
Ben eğitim konusundaki
düşüncemde bireyi esas alıyorum sanırım. Bireysel tatmin olma duygusu ülkenin
ihtiyaç listesinden önemli geliyor. Çünkü zaten sevmediği işi yapan kimsenin
ülkeye de faydası yok. Dolayısıyla çocuk merkezli hareket etmeyi ve çocuğun
ihtiyaç ve merakları çerçevesinde istediği alanda uzmanlaşmasına yardim etmeyi
daha doğru buluyorum.
Ben ne çobanı kutsarım ne
de doktoru bu anlamda. İşini iyi yapan, doğayla ve insanla uyumlu olan, mutmain
ve hayata katkı sağlayan çobanı ve doktoru kutsarım.
Yani köyde çocuk, çoban
olmak zorundaysa ve başka bir seçeneği yoksa bu benim için ‘Allah yardımcısı
olsun’dan başka bir şey değil. Başkasının hayatı hakkında ahkâm kesemem;
"Ne var yani çoban olduysa?" (Aynı düşüncem sevmediği bölümde
prestiji için ya da ebeveynlerin hayallerini yaşatmak için istemeye istemeye
okuyan ve meslek edinen gençler için de geçerli; “Mühendis olmuşsun
beğenmiyorsun”)
Toplaşıp konuştuğumuz
arkadaşlarımızın tamamı eğitim dediğimiz konuda sancı çeken insanlardı. Okulsuz
anne deyince benim aklıma gelen arkadaşlarımın büyük çoğunluğu üniversite mezunu,
iyi titrleri olan arkadaşlar. Yani şöyle diyebiliyorum onlardan bahsederken;
mühendis, tarihçi, ilahiyatçı, öğretmen, sağlıkçı, edebiyatçı, hukukçu vs.
Okulsuz eğitimin Türkiye'de
yasal hale gelmesi için yukarıdaki gibi veya benzer bir sosyal dokunun oluşması
gerektiğini düşünüyorum. Açıklayayım, şöyle ki; ebeveynlerin hayatlarında
eğitim konusunun birinci öncelik olduğu bir toplumda okulsuzluk daha rahat
karşılanacaktır devlet tarafından bence. Açıkçası ben devlet insani olsaydım
sırf iyi niyetimden, çocukların aileleri tarafından istismar edilmemesi veya
ailesinin seçeneklerine mahkûm kalmaması için bile zorunlu eğitimi bugünkü
Türkiye'de devam ettirmem gerektiğini düşünebilirdim. Ki üstelik ben zorunlu
eğitime karşı biriyim.
Arkadaşlarla konuşurken okulun
kötü insanların yetişmesine vesile olduğu söylendi. Bu önerme ispatlanabilir
mi? Okulsuzluk felsefesini bu şekilde tartışmak yani tüm insanları kapsayacak
şekilde tartışmak ne kadar sağlıklı, bilmiyorum. Okul son iki yüzyılın bir
olgusudur. Tarihin bundan önceki dönemlerinde kötü, statükocu insanlar yok
muydu? Zalimler, caniler ve katiller? Fransız devriminden sonra oluk oluk kan
dökenler okullu muydu? Ya da bugün günümüzde okula gitmeyen herkes ârif mi?
Okul ve okulsuzluk meselesi
benim kendim için değerlendirebileceğim bir şey bana göre. Ebeveynler olarak
bizim ve çocuklarım için neyin daha iyi geleceğine bakarak
değerlendirebileceğim bir şey. O yüzden tüm insanları içerecek okul/okulsuzluk
yargılaması benim dışımda. Kimine okul, kimine okulsuzluk iyi gelir.
Bugün okul resmi ve
mecburi. Fakat alternatif eğitim seçeneğini seçip okulsuzluğu tercih eden
ailelere karşı benim bildiğim bir hapis cezası vs uygulaması pratikte yok. (devamsızlıkla
ilgili kanuni yaptırım için bkz; http://mevzuat.meb.gov.tr/html/24.html ) Para
cezası ise yaklaşık aylık 500 lira civarına denk geliyor ki bu da servis+yemek
demek. Ödenir yani Allahın izniyle. Ve bu ceza da pratikte uygulandı mı
bilmiyorum.
Ben iki kızım için de
okulsuzluk sancısı çekiyorum. Ve eğer bunu gerçekleştirsem bile bugün yasal
prosedür için enerji harcamayı tercih etmem. Bence bu, çocuğunun eğitimiyle
bizzat ilgilenen bir ailenin ceza alması gündeme gelirse düşünüp organize
olunacak bir mesele. Yani demek istediğim; sistem bana mani olmuyorsa sistemi
su an kaşımaya gerek yok. Ona daha zaman var.
Konuşulan konulardan bir
diğeri de alternatif okullaşmaydı. Özel okul, özel müfredat demek normalde. Ama
TR'de durum böyle değil. Okulların kendilerine özel müfredatları yok. Kimse
başını ağrıtmak istemiyor. Genelleyerek söyleyecek olursam; basmakalıp eğitim
sistemi biraz daha cicili bicili sınıflarda, biraz daha özel hissettiren bir
ortamda sunuluyor o kadar.
Garip olan su ki,
alternatif eğitim amacıyla yola çıkmış pek çok okul, diğer okullarla aynılaşmış
ve kapitalistleşmiş durumda. Fakat bu daima böyle olacağı anlamına gelmiyor.
Nesin matematik koyu ve bbom okulları ilham verici bence. Neden denenmesin?
Okulsuzlukla ilgili benim
en büyük sancım metropol bir şehirde bunu gerçekleştirmenin güçlükleri.
Sokaklardan çocukların
çekildiği, bahçesiz betonlarla dolu caddelerde, doğal merakı kamçılayacak
cevreden yoksun bir şekilde, metrekarelere hapsolmuş yasam şartlarında, ciddi
bir toplumsal baskıya maruz olarak okulsuz eğitim beni bir kaç kez
düşündürüyor.
Bence okulsuz felsefesinde
olup metropolde yaşayan bizlerin en büyük handikabı yasal prosedür filan değil,
çocuklarımızı besleme kaynaklarımızın yetersiz olması ve bu kaynakları
çoğaltmakta sorumluluğun anne ve babaların sırtında olması.
Bu sebeple okulsuz
felsefede olan ebeveynlerin birbirlerinin çocuklarına destek olması ilk
ferahlatıcı çözüm gibi geliyor.
Okulun dışındaki
atölyelerde, kamplarda vs.. bilginin yüzeyselliği, okul mantığının devam edişi,
hoca-talebe arasında olması gereken bağın kurulamayışı (daha çok müşteri esnaf
mantığı işliyor), okul dışında da kısıtlı olmamızı sağlıyor.
Hâlbuki özlediğimiz; ‘yargılamadan
destek veren büyük aile’ ideasını okulsuz felsefedeki aileler
gerçekleştirebilir.
Geçtiğimiz o iki günde
harika insanlarla tanıştım. Bilgili ve bildiğini öğretmen havası olmadan
paylaşabilecek insanlarla. Neden çocuklarımızın teyzesi amcası olmayalım? “Bu
konuda takılıyoruz filanca teyze bunu iyi biliyor, şu konuda da filanca amcaya
sorabilirsin” diyebilmek, unschooling anlamında güven verici olurdu.
Dolayısıyla geldiğim
noktada lokasyon olarak yakın insanların birbirleriyle daha sık görüşüp dostluk
oluşturması ve becerilerini çocuklarla paylaşması (buna atölye çalışması da
diyebilirsiniz) birincil ihtiyaç diye
düşünüyorum.
Ve
elbette kendi gelişimimiz için de benzer şekilde rutin toplantı ve çalışmalar
yapılsa tadından yenmez.
Ek
1: Bu yazı grup sonrası bir iç analiz olarak yazılmıştır. Bu sebeple yazı
havada hissi oluşabilir, ilk muhatapları grup arkadaşlarımdı.
Ek
2: Okulsuz eğitim nedir diye sorarsanız, bunu tartışan güzel bir facebook grubu
var; https://www.facebook.com/groups/284223371785094/?fref=ts
27 eylül 2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder