-spoiler--
Kapitalizmin düdüklü tencereyi patlatmadan istediği ürünü çıkarabilme becerisine hayranım gerçekten. Gerçi Captain Fantastik filmi bazılarımızın hissettiği basıncı arttırabilecek düzeyde.
Havada kalan sözlerimi şöyle açıklayayım; toplumun reaksiyon gösterdiği konular hakkında, insanların basıncını düşürecek, amiyane tabirle gazını alacak türden filmlerin gösterime girmesini kapitalizmin bir başarısı olarak görüyorum tıpkı, işçi sendikaları gibi. Sistemin bekası için, sistemden rahatsız olanların rahatsızlıklarını tamamıyla değilse de bir miktar gidermek, kendilerine doğru bir şeyler yaptıklarını hissettirmek, haklılıklarını ya da en azından anlaşılabildiklerini göstermek suretiyle, sistemden görünürde ödün verilir. Veya sistemin (daha fazlasına olanak sağlamaksızın) yerilmesine imkân sağlanır. Böylece insanlar sistemle savaşmaktan vazgeçerler zira rahatlamışlardır. Benim de çok sevdiğim fight clup, bu konuda aklıma gelen en çarpıcı örnek.
Gelelim Captain Fantastik’e, müthiş zekâsıyla sistem, okulsuzluk akımını yakaladı. Giderek daha fazla insanın (sadece elitlerin değil, sıradan insanın) üzerinde düşündüğü, okulu sorguladığı bir zamanda, captain fantastik gösterime girdi. Baba ve okula gitmeyen altı çocuk hakkındaki film, basıncı azaltır mı, yoksa arttırır mı tam emin değilim. Nedenlerini sıralayacağım.
Filmde çocuklarını okula göndermek yerine, ormanda, doğal şartlarda eğitim veren bir baba vardı. Bu aileye okulsuz denilebileceği gibi denilemez de. Okulsuz düşüncedeki bir kısım insanlar için evet okula gitmediklerine göre çocuklar okulsuzdur, fakat benim de düşüncelerini paylaştığım diğer bir kısım insana göre ise bu çocuklar dibine kadar okulludur, neden?
Bunun birkaç nedeni var. Bana göre okulsuzluk; ev okulu değil, unschoolingtir. Ev okulunda, hazır müfredatı, devletin öğrenmeniz için önünüze koyduğu planı, başka biri değil de siz uygularsınız çocuklarınıza. Veya siz devletin otoritesini kendi üzerinize alıp kendi müfredat ve planınızı uygularsınız. Bu plan, karakterleri farklı, eğilimleri farklı, merakları farklı olan çocuklarınıza göre değişiklik arz etmez. Yani okul mantalitesi eve sızmıştır. Artık ebeveyn; öğretmen/Milli eğitim bakanı /müdür otoritelerini de üzerine almıştır. Unschooling ise, çocuğa ve aileye göre değişen, yöntemleri belirsiz olan, felsefenin günlük yaşama spontane diyebileceğimiz şekilde yansıdığı bir tarzdır. Dolayısıyla Captain Fantastik filmi, okula gitmeyen ama okul kafasında düşünen bir aileyi konu almıştır. Bunu birkaç örnekle açıklayayım;
Filmde Ben (baba), 6 çocuğu için aynı, tek tip eğitimi uyguluyordu. Çünkü doğada yanlarında bıçaktan başka bir alet olmadan yaşamayı önemsiyordu. Çocuklar için hazır olunuştan çok dâhil olunuş söz konusuydu. İstekten çok itaat (tıpkı okullarda olduğu gibi). Günlük planlar programlar; hayat öyle gerektirdiği için değil, baba günlük planı öyle kurguladığı için (tıpkı okullarda olduğu gibi) yapılıyordu. Yani Ben, kendi hayalindeki okulu çocukları için uyguluyordu (günümüzde duvardan bağımsız okulların da varlığını hatırlarsak, okul düşüncesinin binadan ayrı bir şey olduğunu daha kolay anlayabiliriz). Hatta hayallerine kendini öyle kaptırmıştı ki, annenin büyük oğlu için yaptığı üniversite başvurularını görmemiş, öyle ki itiraz edeceği kesinlikle bilindiği için bu durum ondan gizlenmişti. Unschoolingte, çocuğun istekleri önemlidir, herhangi başka otoritenin sürecin yönetimi açısından böylesine etkin bir şekilde devreye girmesi sadece okul zihniyetinin devamıdır.
Filmde çocuklar babalarına güvenseler ve sevseler de aslında sürecin çok da farkında değildiler. Büyük oğlan, “bir kitapta yazmadığı sürece hiçbir şey bilmiyorum” derken, aslında okullu çocukların açmazını dile getirmiyor muydu? E hani, doğada öğrenilen şeyler, tek başına hayatta kalma becerisi? Nerede tefekkür, özgür ve özgün düşünce? Filmdeki bu cümle aslında tecrübe azlığına gönderme yapıyordu, hem de onca tecrübeye rağmen. Demek ki çocuğun bilmek istediği, yaşamak istediği, öğrenmek istediği şeyleri karşılayan bir tecrübe ortamı sunulmamış çocuk için. Babasının önemli bulduğu hayat için gerekli tecrübeleri edinebilecekleri yaşam sunulmuş önlerine.
Filmde çocuklar babalarına güvenseler ve sevseler de aslında sürecin çok da farkında değildiler. Büyük oğlan, “bir kitapta yazmadığı sürece hiçbir şey bilmiyorum” derken, aslında okullu çocukların açmazını dile getirmiyor muydu? E hani, doğada öğrenilen şeyler, tek başına hayatta kalma becerisi? Nerede tefekkür, özgür ve özgün düşünce? Filmdeki bu cümle aslında tecrübe azlığına gönderme yapıyordu, hem de onca tecrübeye rağmen. Demek ki çocuğun bilmek istediği, yaşamak istediği, öğrenmek istediği şeyleri karşılayan bir tecrübe ortamı sunulmamış çocuk için. Babasının önemli bulduğu hayat için gerekli tecrübeleri edinebilecekleri yaşam sunulmuş önlerine.
Filmde anlatılan okulsuz yaşamda baba, öğretmen rolünü de üstlenmektedir demiştim. Bu durum, çocukların duygusal ihtiyaçlarını bir baba olarak görmesini engelledi. Çocuklar kaya tırmanışı yaparken düşen oğluna, bir baba gibi değil, bir öğretmen olarak yaklaşmasını sağladı. Aynı şekilde annelerini kaybetmiş evlatlarıyla duygusal bir paylaşım kurmaktan onu men etti. Bu esnada yaşadıkları kızgınlık ve kırgınlıkları göremedi. Çünkü o kendini, çocuklarını hayata hazırlayan öğretmen baba olarak görüyordu. Hâlbuki babalık buna indirgenemez. Aynı durum eşinin hastalık süresinde de kendini gösteriyor olsa gerek, zihnindeki ütopyaya kendini o denli adamıştı ki, eşinin hoşnutsuzluklarını başta alınan kararlar nedeniyle paylaşamadı. Eşi hayattayken hayalinden ödün veremedi, filmin senaristleri eşinin ölümü vasıtasıyla idealistliğiyle yüzleşmesini sağlattılar. Filmde bu yüzleşme çok yüzeysel gerçekleştiğinden nasıl oldu da bir anda sistemle bütünleşen bir şahsa dönüştü tam olarak anlayamadım ben. Yani nasıl oldu da bir anda o öğretmen baba, idealist koca, eşinin uzunca hastalığı döneminde yapamadığı sorgulamaları yapıverdi ve orta halli bir çiftçiye dönüşüp çocuklarını okula yazdırmaya karar verdi? Hâlbuki birbirinden bambaşka eğitimler veren seçkin üniversitelerin tamamından kabul alan oğluna, “6 dil biliyorsun onlar sana ne öğretebilirler” demişti (Sanırım filmin en kötü yerlerinden birisi burasıydı yani final. Zaten Fight Clup'taki kahramanımız da kişilik bölünmesi yaşayan şizofrenin tekiydi).
Filmde okulsuzlukla ilgili dile getirmek istediğim bir mesele daha var; “bilginin iktidarı”. Filmde belki de okulların gerçekte hiçbir şey öğretmediğinin altını çizmek için gerçekleştirilen, 8 yaşındaki okulsuz çocuk ile ortaokul ve lise seviyesindeki çocukların bilgi karşılaştırılması. Evet bir noktada doğru bir yere parmak basmış; müfredata giren şeylerin çoğu öğrenilmiyor sadece mış gibi yapılıyor, o halde okul öğrenimini kutsamak neden? Ama bir diğer taraftan da o parmağın beni rahatsız eden bir tarafı var; 8 yaşındaki çocuğum insan hakları bildirgesini öğrenmek zorunda mı? Okulun karşısında olmak için ya da okula gitmemek için sebebimin okulun verdiklerini benim daha iyi şekilde almam mı gerekiyor? Yani kim ne kadar bilgi yüklemesi yapabiliyorsa o sistem daha mı iyidir? Maalesef ben öyle düşünmüyorum. İnsan hakları bildirgesini “kendi düşünceleriyle” ifade eden bir çocuğu yetiştiren aile, yasla baş edebilmek adına da olsa marketi soyamaz, hırsızlık yapamaz, çocuklarına başkasına ait koyunları avlamasını salık veremez; aksi halde bilgi sadece iktidar aracı olur, yaşamanın değil. Filmde, tipik bir hata yapılmış, bilgiye sahip olan güçlüdür; fakat şu sorulmamış, hareketlerimizin meşruiyetini güçlülükten almak zorunda mıyız?
Filmde sadece okulsuzluk işlenmiyordu aslında, tema onun üzerinde dönmekle birlikte, buna bir şeyler de iliştiriliyordu, misal; okula düşüncesini onaylamayan aileler temelde kural tanımadıkları için okula karşıdırlar. Buna örnek olarak, misafir oldukları ailedeki sofra kurallarına uymamaları ve cenazeye katılım şekilleri verilebilir. Eğer Captain Fantastik Filmini prototip olarak alacaksak, tüm okulsuzluk düşüncesine sahip olan aileler, başkalarının, bulundukları ortamın kurallarına uyum sağlamayı ret mi ederler?
Filmde sadece okulsuzluk işlenmiyordu aslında, tema onun üzerinde dönmekle birlikte, buna bir şeyler de iliştiriliyordu, misal; okula düşüncesini onaylamayan aileler temelde kural tanımadıkları için okula karşıdırlar. Buna örnek olarak, misafir oldukları ailedeki sofra kurallarına uymamaları ve cenazeye katılım şekilleri verilebilir. Eğer Captain Fantastik Filmini prototip olarak alacaksak, tüm okulsuzluk düşüncesine sahip olan aileler, başkalarının, bulundukları ortamın kurallarına uyum sağlamayı ret mi ederler?
Sahneleri hatırlayalım; “masa etrafında oturmuş aile bireyleri ve annenin ölümü konuşuluyor”, “Ben küçük kızına şarap servisi yapıyor”. Evet annenin ölümü hakkında açık sözlü oluşu olayı dramatize etmeyişi etkileyici, fakat bunu kendi çocuklarıyla yapmıştı, diğer ailenin bu tarzı reddetmesine rağmen onların çocuklarını buna maruz bırakması doğru muydu gerçekten? Ya da o sofranın kurallarına aykırı olmasına ve kendileri de konuk olmalarına rağmen çocuklara şarap servisi yapması doğru muydu? Açıkçası kendi soframda yapılsa bunu saygısızlık olarak addederdim. Ben’in sofrasında yapılsa; onların yaşam biçimi. Okulsuzluk felsefesindeki insanların tamamı başkalarından gelen her tür kuralı reddettikleri, diğer insanların yaptıklarını yanlış gördükleri için mi okulsuzluk yapıyorlar, mesele bu mu?
Diğer sahne; annenin cenazesine katılım. Bence çok tatlı, sevimli, kendilerince doğru biçimde giyinmişlerdi. Benim için problem babanın törene müdahil olma biçimiydi. Bu törenin öncesi yok muydu, neden inisiyatif alıp, eşi olarak kendi bir tören düzenlemedi de, düzenlenen cenaze törenine başkaları için sabote eder şekilde müdahale etmeyi tercih etti?
Babada var olan bir karşıtlık, karşı olma durumu filmin pek çok sahnesine yansıyordu. Kendi olmak istemekten çok, başkası olmamak. Kendi hayatında huzurla yaşamaktan çok, huzursuz etmek. Belki de motivasyonu bu olduğu için, izleyicilerin anlamlandıramadığı bir şekilde birden bire ve öylece boyun eğiyor sisteme. Bir savaşın içinde ve kaybediyor; “Hataydı diyor ama güzel bir hata”.
Unschooling her zaman savaşın ürünü değildir ve her zaman karşıtlıktan beslenmez. Hayat bir keşif sürecidir ve hata diye bir şey yoktur süreçte. Kendin için çocukların için en iyinin ne olduğunu denersin, eğer sürece odaklandıysan asla kaybetmezsin. Mühim olan okulsuz zihniyettir, birkaç yıl okulu tercih etmezsin de bir gün gelir okulu tercih de edebilirsin. Eğer karşıtlık üzerinden kendini konumlamadıysan bu bir boyun eğiş değildir, bu yeni bir deneyimdir. Okula giden aile fertleri okulsuz zihniyette olabilir, filmde olduğu gibi okula gitmediği halde okullu zihniyette olmak da mümkündür.
Film hakkında olumlu eleştiriler yapılıp, olumsular sıralanmaya devam edilebilir. Fakat ben sıkıldım artık
:P sadece şunu söylemek istiyorum; unschooling dediğimiz şey Kaptan Fantastik’in ütopyasına indirgenemeyecek bir mesele. Üzücü olan o ki, kapitalizm onu görmek istediği gibi görüyor.