27 Temmuz 2015 Pazartesi

Koy hayati ve derin mevzular

Gecen gün babam, "yoruldum biraz da sen basinda dur" deyip kalkti ocagin yanindan. Ateşle başbaşa kaldik. Ocağın kocaman ağzından dışarı taşan odunlar catirdayarak yaniyor. Ocagin ici ates topu. Yeni odunlar atip kaynayan domatesi karistirmaliyim.

Gözüm domates tenceresinden ziyade ateşte. Çok güçlü yanıyor. Ya bir sakarlik yapıp bir yerlerimi yakarsam? Şöyle bir durum söz konusu; olmadık sakarliklarim var gecmisten tecrübeliyim. Bu durum beni endiselendiriyor. Fakat hem de şunu biliyorum; gelecekle ilgili olmadık komplo teorileri üretmekte superkulade uzmanimdir, istemsiz bir sekilde acıklı ihtimaller dusunebilir ve bunlar için gercek endişeler hissedebilirim. Bunu bilmek ise, şu an aklima gelecek hemen her seyin gerceklesme ihtimali zayif olan seyler olduğunu bilmemi de sagliyor. Kısmen soğuk kanlı olabilirim. Fakat zihnimdeki korku teorileri makaradan boşalan ip gibi karanlık kuyuya iniyor.. korku mahzenime. Ya kaynayan tencereyi uzerime bosaltirsam? Ya bacaklarim yüzüm ya da govdemin bir kismi ciddi şekilde zarar görürse? O vakit toplumsal hayatim da ciddi sekilde sekteye ugrar? Yüzü yanmış bir insanla kac kişi gerçek bir iletişim kurar ki? Neden ama? Bilmiyorum, belki hayatın bu yönüyle yüzlesmek istemedikleri icin. Fakat bir sekilde normalin disina atilir insan.. "normal ilişkilerin" disina.

Aklima son zamanlarda okudugum kitabın yazarının düşünceleri geliyor. Yeni trend allah ve tanri inanci; "Tanri var evet elbette. Evet o tanrı seni tam da olduğun haliyle seviyor. Herkesten cok seviyor hem de.. her an yanında.. ona ulasmak için seslenmen yeterli. Yalnız tanri zannetme ki sana sonsuz bir yaşam vaadediyor. Ey insan, tanri seni yaşadığın zaman kadar seviyor. Cennet de cehennem de senin kurgun. Ebedi hayat dediğin şey kendini teselli etmek için kendi ürettiğin bir yanilgi"

Ateşi seyrederken ben, bir kaza sonucu yanmış bir genç kız olarak buluyorum birden kendimi. Kalbim sıkışıyor. Henüz yeni yaşadığım bu kazadan sonra biri gelip bana yukaridaki düşünceleri soyluyor. Ofke hissediyorum. Çaresizlikten; haksızlığa uğramış, aldatilmis hissetmekten dogan kabarmis bir ofke. Böyle bir yaratıcıya inanmıyorum diyorum hayalimde. Hatta dahası bana tarif ettikleri tanrıyı bulup yakasından tutarak bağırmak istiyorum; "manyak mısın sen? Ruh hastası felan mısın?" Anlatılan tanrının, sağlıklı, kentli, genc ve hatta hür bireylerin tanrisi olduğunu düşünüyorum.

Bu hayal beni derinden sarsıyor. Evet tamam ben çok iyi, 'ya şöyle olursa' diye en kotucul hikayeler üretebilirim. Ama fazla kötü hissediyorum. Koca kazanı karıştırmak icin yanına yaklastigimda, ayaklarima dolanan ateşin hararetini hissettiğimde, kime bagirsam ve yanima gelse de ateşle halvetimi giderse diye düşünüyorum.

Ben görece kendinden kontrollü, ve daha kolay kontrol edilebilir ocaklari seviyorum. Ateş belli ölçüdedir. Bir düğmeyle ısısı kontrol edilebilir, yalazlari saga sola tasmaz. Şu reklamlarda gorduklerimizden. Modern, külsüz, temiz ve güvenli. Karşımdaki ocak icin fazla tecrübesiz, fazla muhallebi cocuguyum. Ve korkum hala had safhada. Ya kontrol edemezsem.. gözümün önünde felaket anları. Babam bu işi kotarabilecegimi de nerden çıkardı ki?

Ya rab agir imtihanlardan koru diyorum gayr-i ihtiyari.. bu dünyada ve ahirette.

Zihnim sekiyor. Düşüncelerim bir o alevin bir bu alevin üstüne konuyor. Dünya ateslerinde pismelerim yanmalarim kül olup tekrar dirilmelerim aklima geliyor.. atese benzetiyorum duygularimi.. ask, ihtiras, ofke, kiskanclik hepsi ates. Cok yanmisligim var atesi kontrol edemeyisimden.. ustunde pisen domates tenceresi ise iliskilerim.. cok yakmisligim var acemiligimden.. kaynayan iliskileri ustume boca edislerim dahasi. ateş dediğin çeşit cesit. Kimini herkes gözüyle görür kimi ise gönle görülür.

Ates diyorum, ne muhteşem bir arındırıcı.. suyun temizleyemedigini temizler. Ignelerin ucunu atese tutan ignecileri hatırlıyorum çocukluğumdan.. gözlerim kocaman aciliyor. Zihnim sekiyor, Demiri doverken goruyorum demircileri.. ve cama şekil verislerini cam ustalarinin..

Ocagin başında otururken, ateş benden daha fazlasını istiyor.. simdiye kadar attığım odunlari yuttu. Ona yemegimi pisirmesi icin yeni yiyecekler vermeliyim. Bana ait olmali ama ben'den olmamali. Dizili odunlardan bir iki tanesini daha acik agza itekleyip yine geri cekiliyorum. Aradaki mesafeyi korumaliyim. Evet ona ihtiyacım var. Domatesten salca, hamurdan ekmek yapmak, sebzeleri köz salataya cevirmek icin ona ihtiyacim var. Ama faydasını zarara cevirmemeliyim.

Zihnim sekiyor.. odun kömüründen kompost yapmayi, külleri temizlikte kullanmayı hayal ediyorum.. aklima yine permakultur, doga, köy, alternatif yasam geliyor..

Domates, istediğim kivama geliyor. Ateşi azaltirken korkularimi hissetmedigimi farkediyorum.. Ateşe karşı mesafemi korumuş, temkinli olmuşum. Ona karşı saygı hatta haşyet besliyorum. Ve ateş üzerindekiler gibi, yanına ilisen beni de pişirmiş.. Artik biz dostuz.


23 Temmuz 2015 Perşembe

Bir yil once bugunmus.

Yesil odada detaylari kucuk resim fircasi ile boyuyordum az once. Sonra resim yapsa dedim bir ressam gelip ne guzel olur...

Daha sonra bir hikaye geldi aklima. Biz daha gencken bosnada zulumden kacan kadin ve cocuklar gelirdi istanbula..

Boyle bir kadin iki cocuguyla bizim oraya tasinmisti. Arkadasim tanismisti. Kocasi bosna sehitlerinden bir kadin..

Burda genc bir delikanli ona yardim etmisti. Temsilci olarak. Yani gelen destegi ona da aktariyordu.

Bu kadina ev tutuldu. Evi boyandi. Genc delikanli onun bir duvarina kadinin kocasini temsilen mavi gozlu bir adamin yuzunun bir kismini cizdi.

Genc adam bekar. Kadin dul ve iki cocuklu. Genc adam kucuk kadin yasca buyuk..

Gel zaman git zaman evlendi adam kadinla.. mutlu olmuslardir eminim bir sure..

Sonra kadin da ölmüş. Genc adam iki cocuga baba oldugu gibi anne de olmus sonrasinda...

Iste bunlar hep hatira.. hayatin huzunlu ama iyiligin de icinde oldugu bir yer olduguna dair...

(23 temmuz 2014)


16 Temmuz 2015 Perşembe

#Yolyesilkengeridon

Ahmet hatayli. Hatayli veya adanali biriyle asla evlenmem deyip hatay merkezle adanaya ayni mesafade koyleri olan biriyle evlendim 😅 o bazen soruldugunda hatayliyim bazen adanaliyim cogu kez de osmaniyeliyim diyen biri. Hakli cunku ailesi osmaniyeye yarim saat digerlerine de 1.5'ar saat uzaklikta oturuyorlar. Ne demislerdi eskiler; lokmalari buyuk buyuk ye. Galiba yanlis hatirladim.

Neyse size baska bir sey anlatacaktim. Ben o yoreyle evlendikten sonra tanistim. Kendi koyum yesildi bereketliydi daha fazlasi ne kadar olabilirdi?

Ama ahmetlerin koyune gidince buyulendim. Amanoslarin eteginde, portakal ve mandalina bahceleriyle dopdolu, bilge zeytinliklerin giderek cogaldigi, her turlu meyveyi bulabilecegin, yemekten artik bikabilecegin, sulak, ciceklerle muzeyyen bas dondurucu bir guzellik.

Deniz hemen asagida yaylalar hemen yukarida.. ve benim hayran kaldigim eski medeniyetlerden birine saklanabilmem icin isis hemen suracikta..

Adana osmaniye iskenderun hatay ve digerleri, aman allahim yeryuzunde cennet neresi deseler buralar derdim herhalde..

Cok gezdik o bolgeleri.. hala gezerim gidince.. basta bana acaip guzel gelen yerler daha sonra cirkinlesmeye de basladi gozume..

Iste size o cirkinlesme oykusunu anlatacagim.

Burnaz denilen bir sahil var oralarda. Boylesi buyuk bir kumsal daha hayatimda gormedim. Kilometrelerce uzayan ve karaya dogru genis yumusacik kumlarin sizi bekledigi bir kumsal. Deniz sabahlari sakin ogleden sonra hircin.. ferahlamak icin kacilacak cinsten.

Ama en fazla bir kez gidebilirsiniz. Cunku o ipek gibi kumlara yayilmak icin bebek bezlerinin karpuz kabuklarinin posetlerin kadin pedlerinin ve daha nice hos olmayan materyalin arasinda kendinize yer acmaya calismak cok keyifli olmaz. Denizden yuze yuze gelen bir posetin bacaginiza dolanmasi ya da yuzerken basinizi kaldirdiginizda bir kaka ile burun buruna gelmek isten degildir.

Artik burnaza gitmek istemiyorum.

Diger doga harikalarini tek tek anlatmayacagim ama yasadiklari durum tam da boyle seylerdir.

Arabanizla muhtesem yaylalarin ustunden gecersiniz. Belen bu yaylalarin en onemlilerinden.. sonra mesela iskenderuna ugrarsiniz..

Allahim super bir cografyadir. Ilk incir bu civarlarda yetisir. Adina yemin edilen incir. Kasemlerle anilan zeytinin en guzel agaclarini bu cevrelerde gorursunuz.. ozellikle kirikhan ve civarinda..

Ama gozleriniz binalara takilir. Carpik, kotu, boyasiz ya da boyalari siritan, birbiriyle uyumsuz bir yaratik ordusu gibi istila etmislerdir kenti, kentleri..

Kimi gecekondu goruntusunde sarivermistir kimi muteahhid elinde boyvermistir. Hepsi sekilsiz.. ucuz olani da pahalisi da.

Estetik denilen kelime sadece allahin yarattigi dogada asilidir ve insanlar bundan nasibini alamamistir. Ya bilgisel ya parasal eksikliklerle.

Ama mesela hatayda habibunneccar camiinin cevresindeki eski antakya sokaklarinda kaybolmak istersiniz. O minicik dar sokaklarda elinizi iki yana acip iki evin duvarina dokunarak, gunesten saklanip golgeye sicrayarak yurumek istersiniz.. basinizi eski evlerin avlu kapisindan uzatmak, birileriyle tanismak sirf o evi yakindan gorebilmek icin iceriye davet edilmek istersiniz. Evet evet bakimsizdir cogu. Cogu dokuntu gibu olmustur. Yerdeki o enfes ciniler daha duruyordur da duvardaki boyalar kaybolmustur.

Benim oralarda sevdigim seylerden biri de yaylalara cikmak. O serin yesillige..

Yayla kesif turlarimiz oldu cok kez. Cok sevdigim yaylalar oldu hic sevmedigim de.. bu sonunculardan biri zorkun yaylasi. Yore halkinin en cok sevdigi ve itibar ettigi yayla. Yayla deyince ilk akla gelen isim. Ben sevmem. Cunku beton heyulasidir. Agactan cok ev vardir. Bahceler miniciktir. Cok cok kalabaliktir. Gurultuludur. Ama ne ararsan bulursun. Etse et, bakkalsa bakkal, manavsa manav. Elektrigi de vardir suyu da. Karanlikta kalmaz, cesmeye kosmazsin. Ama yayla ile osmaniye arasindaki farki da pek anlamazsin. Degisen tek sey dusuk sicakliktir.

Benim en cok sevdigim yayla karagol yaylasi/ydi. Halkin cogunun burun buktugu cikmaya cok az kisinin tenezzul ettigi bir yayla/ydi.

Biz orada konakladigimizda elektrik gelmemisti, su da.. dolayisiyla tv izlenenemez evde vakit gecmezdi. Herkes herkese muhtacti adam akilli bakkali yoktu zira nufusu azdi. Nufusu az oldugundan yolu da bozuktu. Gozde degildi anlayacaginiz. Cok az ev betonarmeydi. Cogu tahtadan bir kismi sazdan. Aksamlari yildizlarin altinda, ama ciddi ciddi yildizlarin altinda, hatta boyle salkim olmus da dunyaya dusecek kadar yakinlasmis yildizlarin altinda (sanirim bu olaya ne kadar onem verdigim yeterince anlasilmistir 😜), evlerin ortasinda ates yakilir, komsular cevresinde toplasir sohbet ederlerdi. Evet orayi bilmeyen ve oraya gonul vermeyenler icin sıkıcı bir yaylaydi.

Simdi karagole elektrik geldi diyorlar, su da. Yeni evler yapildi diyorlar hal boyle olunca. Yayla doldu diyorlar beton ve ahsap evlerle. Evler icice oldu diyorlar gelenler cogalinca. Kimse ortada bir yerde ates yakip etrafina oturmuyormus da. Evler aydinlikmis televizyon da varmis sonucta. Yildizlar mi? Yildizlar kimin umrunda?

Evet bolge halki cok memnun.. hayirli bir hizmet tabi. Ben mi? ben haricten gazel okuyan bir romantigim yalnizca.


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Sargi

Zamanin bahrinde bir trafik kazasi gecirmistim. Ertesi gun ales sinavim vardi ve konyadan istanbula donecektim. Ahmeti almak icin giderken hayatima renk katayim dedim ve takla ata ata gittim.

Daha dogrusu takla ata ata gitmisim.. bir yere kadar.

Benim hatirladigim tek sey arabanin kontrolunu kaybettigimdi. Sonra her sey bir ruyaya donustu. Sanirim beynimin kontrolunu de kaybetmistim.

Gozlerimi kapamis olmaliyim. Yuzume toprak doluyordu ve ben her sey gececek diyordum. Her sey gececek. Her sey normale gelecek.

Araba durdugunda rananin aglama seslerini duydum. 1.5 yasinda olmali. Emin degilim. Arabadan ciktim. Daha dogrusu cikmisim. Kendimi disarida bulmus olmaliyim. Hatirlamiyorum. Ranayi bebek koltugundan alip kucagima alirken ilk kez tum bedenime yayilan bir his yasadim. Korku ve dehset. Ya ranaya bir sey olsaydi? Ya ona bir sey olsaydi? Titriyordum. Bir ara arabanin icine egilip telefonumu aldim ve ahmeti aradim. Biz iyiyiz ama kaza yaptik dedim.

Insanlar kosuyorlardi uzak bir yerleskeden. Bir hayalin icinde oynasiyorlardi. Bedenleri siluet gibiydi. Varliklarini ayirsayamiyordum. Rana kucagimdaydi ben de ayaktaydim ama kollarim ve bacaklarim tutmuyordu.

Kisa sure sonra bir ambulansta buldum kendimi.. beynimden vucuduma dogru akan sicak bir sey hissediyordum. Ranaya sariliyor ya bir sey olsaydi diyordum mutemadiyen. Hic aglamadim.

Ben Hastaneye gittim. Ahmet arabanin yanina. Gorusmedik.

Sonradan arabanin fotograflarini gordum. Tum camlar patlamisti. Tavandan asagi darbe almistim. Muhtemelen basimdan akan sicaklik bu darbenin urunuydu. Tutanaga gore bir kac takla atmis bir kac fidani bicmistim. Hic birini gormedim. Hatirlamiyorum.

Sonrasinda konyada bir kac gun kaldim. Arabayi hurdaya birakip donduk.

Henuz kazayi yapali bir gun olmusken bir tanidigim gecmis olsun icin arayip; bu olayda bir mesaj var. Allah sefkat tokati atmis. Nerde hata yaptim diye sor bir kendine dedi..

Hakliydi. Tefekkur etmek lazimdi. Ama o gun hemen o gun muydu? Bu kadar acelesi var miydi? Henuz hala adam gibi hatirlamadigim bir kazanin ertesi gunu mu olmaliydi bu konusma?

Bu kazayi tam da bu konusma sebebiyle hatirladim az once. Kazanin yarasi gecti, sozun yarasi kalivermis oylece.


Bilirim ki..

Ben unutmamayi bilirim. Hatirlamayi da..

Biri anadil gibidir. Yillarca konusmadigin, konusturulmadigin bir cografyada da yasasan, unuttugunu da sansan bir de bakmissin ruyalarinda onunla konusmussun. Insanlarin icinde baska bir dilde eglesirken yalnizken kendinle anadilinle dertlesirsin. Sinirlendiginde ilk aklina gelen sovme cumlesi anadilinden geliverir dil ucuna. Her dusuncenin berisinde yatar. Belki baskasiyla konusamazsin. Kimseyle paylasmazsin. Ama asla unutmazsin unutamazsin.

Hatirlamak ise, yeni ogrendigin bir kelime gibidir bazen. Diline yerlessin diye tekrar edersin, hay allah yine unuttum deyip bastan alirsin.
Ya da bazen artik kullanmadigin eski bir sozcukle karsilasmak gibidir. Ne de guzeldi o eski turkcemiz cumlesinde gizlidir. Karsimiza cikinca animsanan o sozcuklerin yerine muadilleri gelmistir. Varliklari birer nostaljidir, yokluklari farkedilmez bile.
Kimbilir kerih, sevimsiz bir kelimedir. Kullanmaz lugatinden cikarirsin.. bir baskasi telaffuz ettiginde hatirlayip oyle deme der gecersin.

Ben unutmamak ile hatirlamak arasindaki farki bilirim.

Biri adin gibidir. Baska birine seslenseler bile donup bakmak gibi. Kendindedir kendi icinde. Zatina ait parcadir. Oylesi zatindandir ki unutmamak, bilmeye es degerdir.

Hatirlamak ise.. damarina islememistir henuz. Baskasiyla karsilasmak gibi.. gorur durur sohbet eder ve ayrilirsin.

Ben unutmamayi bilirim. Hatirlamayi da..

Unutmamakta zaman yoktur, mekan da. Lazeman, lamekan, sonsuzluktur. Hatirlamak ise.. oyle iste.. gelir ve gecer sadece..

Birine mahkumsundur digerinde misafir.
Biri sana aittir digeri anilara..
Birinde ani bile yoktur bazen, sadece bilirsin.. bilir ve degistiremezsin.


14 Temmuz 2015 Salı

Insanlik hali

Babamlarin koyu kucuk sayilacak bir koy. Cok daha buyuklerini gordum.

Kafkasyadan hicret ettiklerinde bu koye iki cerkes koyu yerlesmis. Geldikleri yerin Bir tarafina bir köyün insanlari diger tarafina diger köyünkiler.

Her iki eski koyluler de bu yeni topraklarinda iki camii yapmislar, kendi taraflarina birer birer. Yani pek cok koyde tek camii olmasina ragmen bizimkinde iki tane var. Ne kadar dogru bir karar tartisilir.

Efenim bu iki camiiye, insanlara dinlerini ogretsin diye iki de imam atanmis. Hani islami felan ogretecekler. Dinin guzelliginden bahsedecekler. Mesela diyecekler ki; "bu gece kadir gecesi, küsler barissin, birbirinden helallik alsin. Kul hakki varken yapilan ibadetlerden cok da umutlu olmayin. Allah her gunahi bagislarim kul hakkini bagislamam diyor. Aman ey muhterem cemaat aranizdaki kirginliklari kaldirin" felan..

Ama bizimkiler diyemeyecekler buyuk ihtimal. Zira koyun iki camiisinin imami birbiriyle küs ve konusmuyor. 😅

Tey allam.


Buzdolabi ve hayatin anlami

Ramazan ayi, hem oruc ayidir ama hem de ayni zamanda mutfaklarin dolup tastigi, misafirlerin agirlandigi, sofralarin ozenle bezendigi bir zaman dilimidir.

Misafirler ve dahi kendimiz icin etlisinden tatlisina, ekşisinden acisina bir suru yemek ve meze hazirlariz. Kimi sicak tutulmali kimi sogutulmali. Hele ki son yillarda ramazan yaza denk gelince su ve mesrubat ozellikle soguk saklanmali.

Insan boyle zamanlarda, misafir oncesi hazirlanacak yiyecekleri koruyacak, yemekler pisirilip artinca da sinesinde guvenle saklayacak bir buzdolabi istiyor haliyle. Yaz ramazanlarinda ne soguk bir oda ne de balkon, buzdolabinin yerini tutabiliyor.

Insan oruclu dudaklarina serin bir serbet isteyebiliyor. Ya da misafirden arta kalan bir zeytin yagliyi, fazlaca yapilmis et suyunu, iftar sonrasi yenmek icin alinmis dondurmayi zamani gelince cikarmak icin emin bir elde saklamak, ziyan olmasini engellemek istiyor..

Lakin gelin gorun ki 3 veya 4 ramazan ayidir yani, sicaklarin sicak, gunlerin uzun, bakteriler icin elverisli, kullar icin imtihan dolu su yaz gunlerinde buzdolabim arizalaniyor. Hem de sasmaz bir bicimde. Her arizanin tamiri icin hem uzun bir zaman beklemek hem de ciddi paralar odemek zorunda kaliyoruz. Bu arada ramazan zaten gitmis oluyor yaz ise baki kaliyor.

Hemen her defasinda tamir icin gelen ustalar; abla bu dolap gibileri yapilmiyor artik, yenileri cok cabuk ariza yapiyor iki yilda atarsin, bu ise cok saglam makine, bu arizasini halledelim seni uzun zaman goturur diyorlar. Ve o, her yil, gecen yildan baska bir problem cikararak ramazan ayini, kendini bize hizmetten cekmis olarak geciriyor. Acikcasi ne halin varsa gor diyor.

Bu yilda durum tekrarlaninca ve ustalar ayni seyi soyleyince hickirarak aglamakla katilarak gulmek arasinda kaldim. Bu, eski ama saglam, yenilerine pabuc birakmayacak, kendi kafasina gore is basi yapan, ona en cok ihtiyacim olan zamanda beni yalniz birakan buzdolabinin lutfedip aramiza donmesi, elimden tutup hic olmazsa o kadar tempolu olmayan gunlerde is yapabilmesi icin odedigim parayla orta halli bir makinenin yari parasini odemistim zaten..

Simdi makine yine bozuk ve onumde uc secenek var. Bu uc secenek de oldukca mantikli gorunuyor gozume..

Bunlardan birincisi; hal diliyle, ramazan ayini yemek pisirmekle gecirecegine nefis tezkiyesiyle gecir diyen buzdolabimin bilgeligine hayran kalip, yapana degil yaptirana bak diye dusunerek buzdolabima küsmeyip onu tamir ettirmek ve nefsimin simarmasini engelleyip, gereksiz misafirden veya yemekteki israftan beni bu suretle koruyan allaha tesekkur etmek..

Ikincisi, buzdolabimin, gunluk yasa, yiyecegin kadar pisir ogudunu ciddiyetle dinleyip, hayat felsefemi revize etmek. Bu suretle buz dolabini hayatimdan tamamiyla kaldirip tel dolaba gecmek. Ve carpe diem, ani yasa dusuncesini ve kendine yetebilme, baska bir seye nesneye veya kimseye muhtac olmama becerisini yasamima hakim kilmak..

Ucuncusu ise.. tamam ramazan ayi ibadet taat tefekkur tezkiye ayidir ama ayni zamanda misafirlerle cogalma, sosyallesme, iftar actirma, dua alma ayidir da.. beni kendisine en ihtiyac duydugum gunlerde yalniz birakan, yasamimda olsun, yukumu hafifletsin diye gereksiz bedeller odedigim, hizmetini gordugum kadar kulfetini de cektigim bu dolabi artik degistirme zamani geldi diye dusunerek degistirmek. ve boylece yeni alinacak buzdolabinin bu sorunlari yasatmayacagini umid etmek..

Bence uc secenek de cok makul.. ucu de olabilir. Yeter ki karar verebileyim ve arkasinda durabileyim..

Ne demis sokrat? Bir buzdolabi edinin. Eger iyi cikarsa mutlu, kotu cikarsa filozof olursunuz. :)

Hayirli sahurlar efendim..


12 Temmuz 2015 Pazar

Gunluk 1.

Sevgili gunluk.

Bugun lise arkadasimla yillar sonra bulusup birlikte iftar yaptik. Hem de suleymaniyenin bahcesinde.. dusuneyim bakayim en son kac yil once melikeyi yuzyuze gormus olabilirim? 20 yil once? Belki de.. Melikenin iki ailesiyle de tanistim. uc guzel cocugu var ve kizlarimla onlar harika arkadas oldular. Sana fotograflarini da gostereyim. Bak bunlar. Ciplak ayaklar cetesi. Birlikte oyun oynadilar, hayal kurdular ve resim yaptilar. Iste bu fotograf da, melikenin kizi aysenin cizdigi suleymaniye resmi. Bir bıcır bir bıcır gormelisin. Cok ama cok sevdim her birini.

Suleymaniyeye giderken sahhaflara ugradik. Adi sahhaflar. Bazi kitaplari ariyordum. Baskisi olmadigi icin elimizde yok dediler. Ya hu baskisi olsa sana neden sorayim? Miss gibi internetten ismarlarim zaten.

Neyse kucuk agacin egitimi isimli kitabimi birine okumasi icin vermisim o da iade etmemis. Ben de kitabi cocuklarla tartismak istiyordum. Bundan en az 15 yil once kitabi kendisinden satin aldigim dukkana sordum. Tevafuk bu ya elinde varmis, sadece bir tane. Bir zamanlar da baska sahibi varmis ustelik. 5 liraya yeniden sahiplendim onu. Cok mutlu oldugumu soylesem inanir misin? Yani tabi hem bulduguma hem de bu kadar ucuz bulduguma. :)

Ve uzun zamandir ruyalarimi yazmak istiyordum. Bugun ise kesin niyetlendigim halde vakitsizlikten yazamamistim. Evdeki herhangi bir deftere yazacaktim, artik elime ne gecerse.

Sahhaflarda ise kadife lacivert kapli pek mistik pek sofistik biraz da romantik guzel bir defter buldum, zannederim el yapimi cunku aynisindan baska yoktu.

Yani anlayacagin cifte kavrulmus lokum gibi bir gundu bugun..

Elhamdulillah..