2 Mayıs 2016 Pazartesi

2015 1 mayistan.

Bu aksam, mustafa aydin, Celaleddin Çelik, Mustafa Everdi, nazmi zengin ve Adem Seleşle utopya ve drami anlamaya calistik. Hocalarimizin soyleyecek sozleri vardi bizimse anlama cabamiz..

Bu konusmalardan mustafa everdi'nin konusmasini cozumlemeye calistim

(Dikkat ironi icerir) ;

" anna karanina nasil basliyor? 'Butun mutlu evlilikler birbirine benzer. Anlatilmasi gereken mutsuz evliliklerdir'

Siz utopyayi temsil ediyorsunuz. Onunuzde parlak bir istikbal var. Gothe de diyor ya genclikte butun umduklariniz olgun yasta gelip sizi bulacak. Ama nasil bulacak? Kalbi kirilarak bulacak. Eger bu, bir kisinin gerceklerle yuzlesmesi veya gercegi yasamasi ise bu bir dram olur.

Bu kisinin kendisini gelecekte guzel hedeflere dogru yonlendirmesi idealize etmesi beklentileri, onun beklentileridir. Toplumsal ya da insanlik adina yuksek beklentilere girerseniz bunun adina utopya diyoruz.

Utopya biraz tanrisal bir dildir. 'Biz size ne sosyologlar gonderdik bunlara uyasiniz diye. Siz onlari saha arastirmalarinda amele gibi kullandiniz.  Ve bu gerceklikten bilimsel bir temel cikardiniz.'

Bu yuksek tanrisal -ki din sosyologlari tanrinin ne dedigini bize anlatmak ve o guzel ulkede, sakli ulkede yasatmak icin bunu yorumluyorlar. Fakat hayatin gercekleri drama donusuyor.

Peki bizim kizil elmamiz var. Kizil elma nedir? Bilmedigimiz bir utopya midir? Peki kaf dagi nedir? Bu bizim bir utopyamizdir. Feriduddin attarin anlattigi simurg, otuz kusun yolculugu nereyedir? Bir utopyayadir. Bunlar bizde de var.

Fakat pis gercek her zaman bu utopyalara belli bir kirlenmislik getirir. Hayat biraz boyle bir seydir.

Cunku tanrinin ongordugu kullar bile onun cizdigi cizgilerde gitmezler. Baslangictan bu yana da bunu gorebiliriz. Cunu insan husrandadir. Her zaman, en yakin nimete ulasmak, en ucuz yoldan ulasmak, sadece kendisi ulasmak ister. Bu da ister istemez bu utopyalarin ortak bir anlayisla insanlari mutlu kilmayi ongoren o ruyalara ulasmasini engeller.

Fakat hemen gercege teslim mi olmamiz lazim?

Islam dunyasinda mehdi beklentileri var. Batida mesih var. Her bunalan toplum bir mehdi gelmesini bekler. Bu, mehdi eliyle bir hayalin kurulmasiyla ilgilidir. Bizde bundan gecinenler de var, baska bir sey. Ama orda ongorulen bir hayat var. Iste; 'isa (as) gelecek sam'da mi bagdat'ta mi, siyah bir at bekletiliyor. Sonra kirk yil dunyada adalet olacak'. Bu, icimizdeki yasadigimiz hayatin ne kadar islama kurana uymadigini veya bizim icimizde musluman olarak bir ic kanamasi getirdiginden dolayi, bunlar rivayet de olsa, bu bir utopya olarak icimizde yasiyor.

Utopyaya ben deger veriyorum. Her insanin hem bireysel hem toplumsal utopyasi olmasi gerekir. Yoksa mevcut gercege teslim olmak insani curutur, toplumlari curutur ve bu gercegi bu haliyle kabullenmekten dolayi da toplumlarin devrim yapma imkani ve ihtimali kalmaz.

Her zaman insanlik en alta dustugu zaman ordan daha bir yonelise ve yukselise (dogru gidebilmek icin insanligin)  icinde bir cevher var.

Bu cevher bizim gibi dogu toplumlari icin tanrisal olarak gelir. Batililar kendine guveniyor, tanridan bir yol beklemeden kendileri bunu(n) arayisi icerisine giriyorlar. Bence onlar bizden daha ilerideler insanlik olarak. Cunku biz, tanrinin vurmus oldugu keskin ayetlere kitaplara ragmen bunu icimizde bir dusunceye bir felsefeye donusturemiyoruz. Donustursek de ayetlerle kendimizi sinirlamaya calisiyoruz. Ama bati, 'insan camurdan yaratilmis ama ayni zamanda icinde tanrisal bir oz de var' (demektedir). Bu demektir ki, hayvanlardan farkli (olarak) insan, kendisinin farkindadir. Bu farkindalik, dunyayi degistirebilme, daha guzele gidebilme imkani ve ihtimali getirir.

*

Vahiy ya da kuran, insanlara ana caddede yol kilometreleridir. Yolu siz dosersiniz, tasitlari siz surersiniz ve siz icinden yurursunuz.

Biz tanri bize bu yolu gosyerdiyse yolu da o yapsin diyoruz."

****

//Mustafa Everdi//

1 mayis 2015


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder