Iki kucuk cocuk otobanin kenarinda kosuyordu. Biri kiz biri erkek. Kiz olan uc erkek olan dort yaslarinda. Yanlarindan arabalar gecerken onlar tren oluyordu. Kendilerinden bir kac metre uzakta babasi ayakta duruyor elinde bir karton tutuyor, analari ise yerde oturuyordu.
Her aksam otobanin bu tarafinda ve muhtemelen her sabah diger tarafindaydilar. Okullari, evleri, bahceleri, parklari, gezinti mekanlari, ogle uykusu icin odalari hep bu otoban.
Dag gibi babasinin elindeki kartonda ne yazdigini bilmiyorlar. Cinar gibi analari neden onlari etegine sarip, cocukluklarini bohcalayip mutemadiyen buraya getiriyor onu da..
Otobanda yavas yavas akan trafige takildigi icin hoflayan kadin, once cocuklari gordu. Bir basina yolda olan bebelere sasirdi once. Sonra ilerideki babalarini, babalarinin elindeki "açız" yazisini, oturup avuc acan analarini, cocuklari uyutunca sardigi bohcayi da gordu kucaginda.
Bir hickirik takildi once gogsune. Sonra yukseldi bogazina, dugum oldu. Gozyaslari buguladi gozlerini. Cigerinden bir ah yukseldi.
Caresizlik dedi kadin. Ah caresizlik. Bu cocuklari alip cocuk evlerine koymayi hayal etti. Cocukluklarini yasatmayi. Temizleyip paklamayi, karinlarini doyurmayi, sirtini sivazlayip okula yollamayi, cici giysiler giydirip oyunlar oymamayi, bir suru guzel insanla tanistirip ornek kilmayi, avuc acmadan yasatmayi ve bir suru seyi hayal etti.
Ama biliyordu ki, sokaklarda geceleyip, yol kenarinda dilenseler de, babalarindan siddeti, analarindan acizligi ogrenseler de, bazen ac bazen tok gezseler de, defalarca istismar edilseler de her sekliyle, ve biliyordu ki bambaska bir hayat sunsa da onlerine... o cocuklar, ana/babalarini arayacaklardi. Gorus gunlerini iple cekecek, devletin verdigi harcligi biriktirip babalarina onlari almalari icin verecek, kendilerine bakan insanlara defalarca kufredecek, her oyunlarina hayallerindeki essiz ebeveynleri eslikci edecek, her seye ve her seye ragmen geldikleri yere donmeyi isteyeceklerdi.. otoban kenarindaki trencilik oyununa.
Bir ah daha yukseldi kadinin nefesinden. Ailenin yerini kimse dolduramiyordu. Ne guzel evler, ne psikologlar, ne terapiler, ne gonullu aileler, ne sirin ve icten yetkililer bir anne-baba olabiliyordu.
Ah caresizlik dedi kadin. Toplumun birbirine sifasi diye bir sey var miydi? Eli ayagi tutan bu babaya, sapasaglam bu anaya akillarini baslarina getirecek bir gucu var miydi insanlarin?
Biliyordu ki kadin, yoktu. Kayip insanlar kayip cocuklar yetistiriyordu. Korumaya alinca, ailenin yoksunluguna dair bir yara; almayinca, varliklarindan dolayi bin yara aciliyordu cocuklarda.
Kader, dedi... lutfen tum cocuklara guzel yazgilar yaz.. ve lutfen.. acilmis yaralarini cocuklarin tamir et zamanla.. lutfen.
1 Nisan 2016 Cuma
Yara
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder